Güncel Haberler:

10 parmağında 10 marifet; Şeyma Erdoğan

20.05.2015

Röportaj: Seher Deniz

Nisan'da vizyona giren

'KAÇIŞ 1950' filminin oyuncularından

Şeyma ERDOĞAN ile EGE LIFE'a özel keyifli bir söyleşi yaptık...



'10 parmağında 10 marifet' dedikleri bu olsa gerek. Genç yaşta şarkıcı olan, şarkıcılıktan da oyunculuğa geçiş yapan, 'KAÇIŞ 1950' adlı filmde oyunculuğuyla göz dolduran Şeyma Erdoğan şarkıcılıkta da hızla ilerliyor… Adım adım başarıya koşan Şeyma Erdoğan; "İşimi çok seviyorum ama karşıma beni mutlu edecek biri çıkarsa, herşeyi geride bırakabilirim" dedi.



Söyleşimize sizi tanıyarak başlamak istiyorum Şeyma Erdoğan kimdir ?

Ben müzisyenim. 26 yaşındayım. İstanbul'da yaşıyorum. Doğduğumdan beri İstanbul'dayım. Piyano şan eğitimi aldım ama Kocaeli Üniversitesi Otelcilik Bölümü'nü bitirdim ama daha çok müziğe ağırlık verdim. Bestelerimi falan hep kendim yapıyorum zaten. Albüm olayına girmeye karar verdik bestelerimi zaten herkes çok beğeniyordu, özellikle sanatçı arkadaşlarım. Sonra kendim yapmaya karar verdim. İlk üç şarkıma single yaptım seyhan müzikten. Beğenildi daha sonra aynı single bir klip çektik. Daha sonrasında Yusuf Güney ile bir düet yaptım. 9 şarkılık bir albümün içine koydum. Bu şarkının da bestesi bana aitti. Albümdeki zaten bütün şarkılar bana ait. Daha sonrasında 'Ilımlı ayrılık' diye bir tek şarkı single çıkarttım. Şimdide 3 ya da 4 şarkılık bir projem var. Şarkılarım hazır bir kaç aranjör arkadaşımla görüşüyorum. Birinde karar vereceğim ondan sonra da başlayacağız.


Oyunculuğa geçişiniz nasıl oldu?

Aslında bana teklifler geliyordu. Tiyatroydu sinemaydı vs. Ama ben çok değerlendirmiyordum. Müziğe ağırlık veriyordum. Kafam hep müzikteydi.


Müziğe ne zaman başladınız?

Profesyonel olarak 4 sene falan oluyor. 9-10 yaşında ben piyano eğitimine başladım.


Peki o zaman sinema hevesiniz var mıydı?

O kadar yoktu. Tabii yine seviyorum ekran önünü. Mesela klip çekerken falan o moda giriyorsun. Ama çok fazla koşturmadım ben oyunculuk için. Çok fazla kovalamadım.


Nasıl karar verdiniz?

Hep geliyordu teklifler ama benim hayalim hep müzikti, müzik yapmaktı. Hala da öyle gerçi. İlk tercihim hep müzikti. Sonra bir senaryo geldi bana, Kaçış 1950 filminin senaryosu geldi. Bana ulaştılar sosyal medyadan. Daha sonrasında okuyayım bir senaryoyu dedim. Belki güzel bir şeydir. Okudum senaryoyu karakter çok iyi, çok güzel bir karakter. Başrolün eşini oynadım ben. Hani iyi bir fırsat olabilir diye düşündüm. Güzel de bir konu, dram sahneleri çok fazla hüzünlü sahneler falan tam bana göre. Benim de çünkü şarkılarım hep slowdur. Ondan sonra tamam bir deneyeyim dedim, görüşmeye deneme çekimi vs. Ondan sonra beğenildi tamam dedim bende. Bir anda oldu. İlk sinema filmim ve çok mutlu oldum, içime sindi.


Bundan sonrasında düşünüyor musunuz?

Düşünüyorum çünkü çok hoşuma gitti. Gerçekten keyifliymiş set ortamını da gördüm.


Ne kadar sürdü çekimler?

Çekimler bir buçuk ay kadar sürdü. Bursa'da Balıkesir'de yaptık çekimlerimizi. Çok keyifliydi çok keyif aldım oynamaktan. Zaten ondan sonra ben karar verdim dedim ben oynamalıyım güzelmiş set ortamı vs. Ama müziği de bırakmayı düşünmüyorum. Aynı zamanda onuda ikisini birlikte idare etmeyi düşünüyorum.


Film ile ilgili nasıl tepkiler aldınız?

Çok güzel tepkiler aldım. Bu kadar beklemiyordum açıkçası. Tamam güzeldi iyiydi ama bu kadar tutmaz diye düşündüm ama izledikçe kendimi de çok beğendim. Ben bir de daha önce kendimi hiç izlemedim bütün arkadaşlar izlemiş stüdyoya gidiyorlar ofise gidiyorlar. İlk Bursa'da yapıldı galamız. Ben kendi sahnelerime bile bakmadım dedim sürpriz olacak ben, kendimi ilk beyaz perdede göreceğim. Bana sürpriz olsun dedim heyecanlanmak istedim. Ofiste mesela açıyorlar ben hemen kaçıyorum kendi sahnelerimi görmeyeyim diye. Ondan sonra Bursa'ya gittim. Ailemle gittim zaten onlar hep yanımdalar sağolsunlar. Ondan sonra beraber orada tüylerim diken diken oldu. Çok güzel bir duyguymuş ve orada kendimi görünce o anda dedim ki ya gerçekten oyuncu olmalıyım ben ya çok güzel bir hazmış.


Hayatınızın dönüm noktası ne oldu?

Herhalde müziğe başlamak oldu yani albüm yapmaya karar vermek.


Nasıl başladınız müziğe?

Biraz hırsla oldu aslında, bir arkadaşım dedi ki; sen boşuna uğraşma tutmaz bu şarkılar dedi. Bu şarkı tutsun bir kişi bile dinlesin ne istersen yapacağım dedi. İnsan hep böyle başlar. Ya sevdiğin biri vardır ya da ailene inat böyle başlangıçlar yapılır. Mutlaka seni hırslandıran birileri vardır. Başarılı insanlara, sanatçılara bakın hep geçmişinde birilerine bir ispat çabası vardır. Kendilerini ispat etme, kamçılar o sizi benimde bir arkadaşım böyle laf söyledi. Ben de içimden göreceksin nasıl olduğunu falan dedim öyle başladı.


Peki Yusuf Güney ile tanışmanız nasıl oldu?

Zaten bu camiada çok arkadaşım var sanatçılarla falan çok içiçeyim. Albümden önce de öyleydim. O tarzı  da çok seviyorum Yusuf Güney olsun, Rafet El Roman olsun. Onların tarzını severim ben. Sonra Yusuf'a, beraber şarkı yapsak diye öyle bir fikir attım ortaya. Olur mu falan o da sağolsun hiç ikiletmedi. Tamam bir yap bakalım şarkıları bir dinleyeyim hangisini beğenirsek onu yapalım falan dedi. Ben de onun önüne 4-5 şarkı sundum.


Şarkılarınızı kendiniz mi yazıyorsunuz ?

O şarkının bestelerini amcam  Ahmet Erdoğan yazdı. Bestelerini ben yapıyorum hepsinin. Değilsin'i  beğendi, tamam bunu okuyalım dedi. Ondan sonra okuduk şarkıyı. Bir seferde okudu şarkıyı.


İleride düet yapmayı istediğiniz başka biri var mı ?

Bilmiyorum aslında düşünmedim ama. Örnek aldığım sanatçılar var Türkiye'de her alanda farklıdır benim. Mesela arabesk dinlerken İbrahim Tatlıses'ten keyif alıyorum ya da pop dinleyeceksem Candan Erçetin Mustafa Ceceli o tarzı seviyorum ben. Rock dinleyeceksem Şebnem Ferah olabilir. Yabancı şarkı dinleyeceksem daha çok soft şarkıları dinliyorum akustik tarzı.


Bu başarının gerçek nedeni nedir ?

İstemektir bence. Sadece hayal kurmakla kalmadım ben istedim ve inandım. Çoğu insan birşey ister ama hayal kurmakla kalır. Kendine güvenmez. Ben kendime çok güveniyorum. Bana şu an iş getirin hiç alakam olmayan aşçılık ya da marangozluk. Ay ben yapamam demem. Öğrenirsem yaparım onu yapan da insan hep bu mantıkla yaklaştım ben. Oyunculukta mesela onun da kaşı gözü olan bir kız o yapıyorsa ben neden yapmayayım. Hep bu mantıkla hareket ettiğim için de istediğim şeyleri başardım.


Oyunculuk ve şarkıcılık arasında bir tercih yapacak olsaydınız ?

İkisi de ayrı bu konuda çok tercih yapamıyorum. Eskiden olsa direk müzik tabi derdim müzik benim ilk aşkım. Ama işte böyle gala gecesinden sonra kendimi beyaz perdede görüp o ilgiyi, o alkışı gördükten sonra ikisi de eşitlendi. Tercih yapamıyorum şu anda.


Ailenizin bu temponuza bakış açısı nasıl?

Onların hoşuna gidiyor. Çok gururlanıyorlar. Hep benim yanımdalardı zaten. Yıllardır müzikte de olsun oyunculukta da olsun hep bana destek oldular. Karşı çıkmadılar. Onlar da gala gecelerine geldiler çok hoşlarına gidiyor. Benim kızım benim kardeşim falan iyi ki varlar çok destek oluyorlar.Onlar olmasa bu kadar gelemezdim diye düşünüyorum. Yani maddi manevi ben zaten ailemle yaşıyorum. Hep yanımdalar.


Filmi beğendiler mi?

Filmi beğendiler yani ben onlara hep hayal kırıklığına uğramasınlar diye çok bişey beklemeyin çok fazla umutlandırmıyordum. Filme girdikten sonra baya iyiymiş falan dediler babam da öyle özellikle hikaye güzel diye. Senaryosunu İbrahim Biçer yazdı.


Günümüz dizilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önce dizilerden başlıyayım.Daha önce bahsetmiştim bir röportajımda daha çok yabancı dizi izliyorum ben. Yerli dizilerde çok uzun olması 2 saat olması beni biraz sıkıyor. Biraz senaryoda, ben kendim çözmeyi seviyorum hikayeyi. Türk dizilerinde genelde baştan veriyorlar hikayeyi, seyirci bunu anlıyor ve kahramanın ne zaman öğreneceğini görmek için izliyor. Ben bunu sevmiyorum ben kendim ne zaman öğreneceğimi bilmek için izlemek istiyorum. Bu yüzden de yabancı diziler daha çok hoşuma gidiyor. Tabi şimdi eskisi gibi değil eskiden çok gereksiz diziler vardı ama halk artık bilinçlendi ve artık başrol oyuncuları kanal yapımcıları istediği kadar ünlü olsun artık seyirci beğenmiyorsa kalkıyor dizi kimseyi affetmiyorlar o yüzden biraz daha iyiye gittiğini düşünüyorum.


Peki müzik piyasası için ne düşünüyorsunuz?

Ne yazık ki senaryo kıtlığı müzikte de öyleyiz biz çok güzel seslerimiz var çok güzel aranjörlerimiz var. Ama güzel şarkı yazan yok. Daha böyle piyasaya yönelik ticari amaçlı düşündükleri için güzel şeyler yapmaktan kaçıyor. İnsanlar o kafada değiller o duyguya girmiyorlar. Sinemada da böyle halkı nasıl etkileyebiliriz. Yani işte hep izleyenler dizi izleyen grup var orta yaşlı kesim mesela onları nasıl etkileyebiliriz nasıl bağlarız. Hiç güzel bir senaryo hazırlayalım derdinde değiller hep ticari olduğu için kısıtlı oluyor.


Oyunculuğunu beğendiğiniz isim var mı?

Ben Nurgül Yeşilçay'ı çok beğeniyorum. Ses tonu olsun, oyunculuğu olsun, çok doğal geliyor. Onu çok beğeniyorum Türklerden. Yabancı olarak da Julia Roberts'ı çok beğenirim. Yabancı da var,  Türklerden de var.


Biraz da özel hayatınıza girelim evli değilsiniz. Kariyer yapmak isteyen bayanlardan mısınız yoksa evlenip çocuğum olsun, mutlu bir yuvam olsun diyenlerden misiniz?

Kariyer hevesim var, evlilik isteğim de var ama öyle bu işler plan yapmaya gelmiyor çok fazla. Öyle birisi çıkıyor ki karşına her şeyi bırakıp gidebiliyorsun. Şimdi kimse olmadığı için ben sadece kariyerime odaklanıyorum.


Aşkı nasıl tanımlarsınız?

Aşk çok güzel bir duygu ama şöyle bir şey söyleyeyim ben, insan bir çok kez aşık olur yani çok kişiye aşık oluyoruz. Küçüklüğümüzden bu yana bakın şöyle bir ortaokul zamanı, lise zamanı, üniversite zamanı, aşık olmuşum ben de hepsi geçmiş, hepsini unutmuşum bende. O yüzden ben aşkı çok büyütmüyorum. Aşk gelip geçici heyecan, o an hevesleniyorsun, görmek istiyorsun ve bu bitiyor. Aslında çok büyütülecek bir şey değil. Bence tutku ve sevgi daha kalıcı. Bağlılık ve tutku onu herkesle yaşayamazsın.


İlerde karşınıza biri çıksa evlenme teklifi etse ve sizden kariyerinize veda etmenizi istese? 

Net konuşamıyorum şu an mesela işim önemli diyorum biri olmadığı için. Ama hayatıma biri girip beni daha mutlu ederse, o mutlu ettiği için onu tercih ederim tabii ki. Benim kesin kurallarım yok. Tanıştığım insanlarla da öyle biriyle tanışıyorum işim daha mutlu ediyorsa taviz vermiyorum. Ama o kişi beni daha mutlu ediyorsa daha sadık davranıyorsa, benimle daha çok vakit geçiriyorsa işimi biraz daha feda edebiliyorum bu işler böyledir. İnsan nerede daha mutluysa onu tercih eder. Hep diyoruz ya kariyerim ön planda kimse bana karışamaz aslında o kimse karışamazı o kişiler bizi mutlu etmediği için öyle diyoruz.


İzmir'i nasıl buldunuz ya da yaşamak istediğiniz şehir hangisi?

İzmir'e ben daha önce de gelmiştim zaten Alsancak, Konak, Karşıyaka falan gezmiştim ama şu an yağmur olduğu için pek keyif alamıyorum. Yağmurlu havaları pek sevmediğim için. Ama ben yine de İstanbul kızıyım. Bana Paris'te yaşayacaksın, en lüks en güzel yerinde deseler, en fazla 1 hafta derim. Ben yine kendi memleketimin kokusunu isterim. Orada doğup büyüdüm. Nefes alamıyorum başka bir yerde. Kalabalık trafiği var falan diyoruz ama yani 2 hafta tatile bile çıksam o kalabalığı özlüyorum ben.


Tatil için hangi şehirleri tercih ediyorsunuz?

Genelde Antalyalıyım zaten bu arada memleketim Antalya olduğu için genelde orayı tercih ediyoruz. Kemer, Alanya tarafları.


Peki boş zamanlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Oluyor tabi. Genelde yeni çıkan albümleri takip ediyorum ya internetten alıyorum.Ya da yabancı dizileri sinema filmlerini takip ediyorum. Yani ben evdeysem eğer bunlara yoğunlaşıyorum ya bestelerime yoğunlaşıyorum yani çok televizyonla aram yok. Dizileri internetten takip ediyorum ve müzik bunlarla uğraşıyorum. Bol bol kitap okumaya çalışıyorum, elimden geldiğince arkadaşlarımla vakit geçirmeyi çok seviyorum. Kız arkadaşlarımla daha çok bir yerlerde oturmayı, sohbet etmeyi, vakit geçirmeyi öyle seviyorum.


İleride gelmek istediğiniz nokta nedir?

İleride gelmek istediğim pek bir nokta yok çünkü o noktaya geldiğim zaman başka bir noktaya çıkaracağım ulaşmak için ama Türkiye'nin starı olduğum zaman bile ben diyeceğim ki yok ben Amerika'da star olmalıyım Amerika'da star olunca bu sefer Dünya starı olmalıyım diyeceğim. Yani benim bir noktam yok, hep hedefim yukarılarda.


EGE LIFE okuyucularına bir mesajınız var mı?

Onlara mesajım; ben şu an baktım ilk sayısına baya ilgi çekici şeyler var her yerde satıldığı için bizde alabiliyoruz öyle bir avantajımız var güzel bir dergi. Röportajlardan kaçıyordum biraz tesadüf oldu. Filmin galasıyla birlikte ilk dergi röportajımı Ege LIFE'a vermiş oldum. O yüzden benim için ayrı bir yeri olacak. Hayatım boyunca saklayacağım.