Güncel Haberler:

Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi

01.08.2017



AHMET PİRİŞTİNA 


KENT ARŞİVİ

VE MÜZESİ


Ahmet Piriştina’nın “Tarihsel ve geleneksel değerleri titizlikle korumak ve değerlendirmek; kent arşivini çağdaş yöntemlerle bir belgelikte derlemek” amacıyla kurduğu ve 10 Ocak 2004’de faaliyete geçen İzmir Kent Arşivi ve Müzesi, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 150. yılına sürprizlerle hazırlanıyor.  


Sevgisizliğin Tek Çözümü 


Bilgi


Hasan Tahsin Kocabaş'la yapacağımız röportaj için İzmir Kent Müzesi'ne gittiğimizde, İzmir Kent Ulaşım tarihini ayrıntılı bir biçimde gözler önüne seren Ulaşım Sergisi karşımıza çıktı. Oradaki eski itfaiye arabası ve minyatür uçakla fotoğraf çektirmeyi de unutmadık tabii... :) Biz sergiyi ilgiyle gezerken Hasan Tahsin Kocabaş da 9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu kutlamaları ile ilgili yaptıkları toplantıdan çıktı ve bizi sıcak bir şekilde karşıladı.



Sizi Tanıyarak Başlayabilir miyiz? Hasan Tahsin Kocabaş Kimdir?


1968 Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü mezunuyum. Amacım tarih belgeselleri yapmaktı; fakat televizyon habercisi oldum. Kariyerime TRT'de başladım. En son Kanal 35’te, darbeden çok çok önce, işime son verildi. İnzivaya çekilecekken Sayın Başkan bana bu öneriyi getirdi. Apikam (Ahmet Piriştina Kent Müzesi ve Arşivi) kurulduğu günden beri benim dikkatimi çeken bir yerdi. Bütün kitaplarını biliyordum, çalışmalarını takip ediyordum. 1 Haziran 2014'te burada resmen çalışmaya başladım. Burada araştırmacılar, uzmanlar ve müdürümüz Ayşe Güngör'le birlikte çalışıyoruz.


Kent Müzesi'nin ve Arşivi'nin Kuruluş Amacı Nedir?


Burasını ilk düşünen, merhum belediye başkanı Ahmet Piriştina'dır. Ahmet Başkan'ın çevresinde entelektüel bir grup vardı. O ekibin de yönlendirmesiyle, bu fikre ısındı. Aynı zamanda Ahmet Başkan, çok okuyan bir insandı. Sıkı bir kitap kurduydu ve araştırmacıydı. Tarihe, sanata ve edebiyata düşkündü. İzmir’de de o dönem 5000'inci yıl etkinlikleri vardı. Düşünün, 5000 yıllık bir kent... Roma'sı var, Bizans'ı var, Lidya'sı var, Selçuklu'su var... Timur bile gelmiş ortalığı dağıtmış gitmiş. Böyle bir tarih, böyle farklı medeniyetler... Batıdan gelen rüzgar hiç eksilmemiş, doğudan gelen göç hiç eksilmemiş. Doğudan gelen göç ve batıdan gelen rüzgarın etkisiyle İzmir medeniyeti oluşmuş. İzmir medeniyetinin kökeni hoşgörüdür. Erken hristiyanlar kaçmış, yer altlarında ibadet ediyorlarmış ve Romalılar onları yakaladığı yerde öldürüyormuş, stadyumlarda yakıyormuş. Çok acı çekilmiş. İzmirliler geçmişte hep katliamlara uğramışlar, baskınlara savaşlara maruz kalmışlar ve bu savaşlar onları birleştirmiş. Hoşgörü de buradan gelmiş. Onun için İzmir'de kim olursa olsun, ne olursa olsun, neyi düşünürse düşünsün hoşgörü payı böylesine yüksektir. Bir gün bu hoşgörü ortadan kalkarsa, işte o zaman İzmir biter.



Bunu sürekli canlı tutmak amacıyla İzmir yerel yönetimi, o dönemde Ahmet Piriştina başkanlığında Kent Arşivi ve Müzesi kurmaya karar veriyor. Yani bu kentin tarihi, etnografyası, sanatı, yemeklerini inceleyen bir yer. Çünkü biz özeliz, biz karışık bir kültürüz. Bunu inkar edebilir miyiz? Edemeyiz. Bunları araştırmak ve yurttaşların elinde ne olduğunu bilmediği eski belgeler varsa onları buraya bağışlamalarına bir aracı olmak üzere İzmir Kent Arşivi olarak kurulmuş. Ahmet Başkan'ın 2004 yılında vefat etmesiyle de burası Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi ismini almış.


BİLGİYE SAHİP OLMAMAK DEĞİL, BİLGİYİ İSTEMEMEK SUÇ!



Kent Arşivi ve Müzesi'nde Ne Yapılıyor?


Burada ne yapılıyor? Amacına göre çalışıyor mu? Evet. Eksiğimiz var, yanlışımız az. Peki ne yapıyoruz biz burada? Sayısını bilmediğim kadar çok eski belge var. Örneğin, sizin elinizde dedenizden kalan bir Osmanlıca belge var. Mahallede tanıdıklarınızın içinde de Osmanlıca bilen kimse yok. Mahalle imamı da Osmanlıca değil, Arapça biliyor. Çünkü Osmanlıca bir dil değil aslında... Ne yapacaksınız? İşte o zaman buraya geleceksiniz. Vatandaş buraya geliyor, arkadaşlarımız karşılıyor. “Teyzeciğim, amcacığım, Hayrünisssa Hanım kimdir?” diye soruyor, gelen kişi de şaşırıyor. “Benim büyükannem.” diye cevap veriyor. “Bu belge işte sizin büyükannenizin şehadetnamesidir.” diyor görevli arkadaşlarımız. Öyle seviniyor ki o kişi, başlıyor anlatmaya... “Ben hayal meyal hatırlıyorum, bana leblebi veriyordu, üzüm suyu yapıyordu...” gibi bir sürü şey anlatıyor. Düşünebiliyor musunuz, anılar canlanıyor. Daha sonra biz de vatandaşa o belgenin Türkçesini geri veriyoruz.



Buradaki Arşivden Biz de Yararlanabiliyor muyuz? Başka Etkinlikler de Oluyor mu?


Buraya bütün araştırmacılar gelirler. Dışarıda milli kütüphanenin gazete arşivi bize bağlı çalışır ama onların kendi organizasyonları var. O gazetelerin eski Türkçelerinin nerdeyse tamamının bizde de dijital arşivi var. Gelen araştırmacılara bir şifre verilir. Bu şifreyle bilgisayarlardan birine otururlar. Orada arşivden hangi gazeteyi istiyorsa ona ulaşabilir. Kopyasını istiyorsa kağıt olarak ya da dijital olarak alabilir. Gider kitabını yazar, haberini yazar.


Zaman zaman önemli günlerde söyleşiler de yapıyoruz. Mesela ayda bir, Kent Söyleşileri yapıyoruz. İnsanlar “Yahu, hafta içinde kaç kişi gelir?” dediler. O “Yahu” diyenlere ben de sonra, “Yahu, gelin bakın kaç kişi geldi.” dedim. İzmir tarihi, özellikle İzmir tarihinin ayrıntıları, az bilinenler, yanlış bilinenler üzerine konuşulur. Bilim insanları gelir, yazarlar gelir. Panel gibi, konferans gibi bir ortam oluşturulur çayımız kahvemizle birlikte. Bunu da çarşamba günleri yaparız. Haftanın tam ortası aslında, yorgunlukların başladığı gün ama İzmirli burayı yalnız bırakmaz. Çünkü İzmirli tarihini sever. Bu sene 9 Eylül Sergisi'ni biraz farklı yapacağız. Farkı nedir diye sormayın, gelin ve görün derim. Tüm İzmirlileri davet edelim bu vesileyle. Burası artık Tüyaplara da katılmaya başladı. Kredi kartıyla kitap satıyoruz, bu daha önce yoktu. İnsanlardan çok özel istekler geliyor; örneğin bu aralar eski İzmir fotoğraflarına bir ilgi uyandı. Herkes evinde, ofisinde kullanıyor ama bazı fotoğrafların altındaki bazı bilgiler yanlış. Biz de burada insanlara o bilginin doğrusunu söylüyoruz. “Bu fotoğraf buraya aittir ve bu zaman çekilmiştir.” diyoruz.



“Sorularla İzmir Tarihi” İsminde, Çok İlgi Gören Bir Kitap Yayımlamıştınız Mesela, Ondan Bahsedebilir misiniz?


İnsanlar artık uzun uzun yazılı, siyah beyaz kitaplardan hoşlanmıyorlar. Peki bilgiyi nasıl ulaştıracağız? Doğru görselle süsleyerek tabii ki. İzmir deyince akla gelen ilk şeylerden biri 9 Eylül tarihi. Oysa 9 Eylül'den önce o kadar çok önemli olay var ki... Örneğin İzmir’in yaşı hakkında söylenen farklı şeyler var. Bazıları 8.500, bazıları 10.000 sene diyor. Arkeologlar araştırma yapar ve öğreniriz tabii ama aslolan, en az 8500 yılı kesin olduğu. Peki bu uzun tarihi kim biliyor? Bilmemek suç değil, bilgiyi istememek suç. İstendiğinde bilgiyi vermemek de suç. Biz de, “Sorularla İzmir Tarihi” diye bir kitap yaptık, kitap şu anda tükendi ve yeni baskısı geliyor. Ayrıca görme engelli vatandaşlarımız için sesli kitap haline getirdik, İngilizcesi de çıkacak.



Hap bilginin önemi nedir? Siz bana “Ben Saat Kulesi'ni bilmiyorum.” derseniz, ben size saat kulesini üç cümlede özetlerim. İçinizdeki merakı gidermiş olursunuz. Bu hap bilgidir. Belki de daha fazla merak eder, daha geniş kitaplardan araştırmaya başlarsınız... Bu kitap da bunu sağlamayı umuyor.

İzmir'in tarihi yanlış mı aktarılıyor sizce?



Ne yazık ki İzmir ve İzmir tarihiyle ilgili doğru bilgi oranı yüksek değil. Bu kent öyle özel bir kent ki, gidin Basmane'yi dolaşın, birbirinden farklı evler göreceksiniz. Mimarileri birbirinden farklı. Neden farklı biliyor musunuz? Hepsi farklı inançları sembolize ediyor. Biri Rum-Ortodoks, biri Musevi-Yahudi, biri de Müslüman-Türk... Bunlar bir arada; ama biz ne öğrenmiştik? İzmir'de Rum Mahallesi var, Yahudi Mahallesi var, Ermeni Mahallesi var, Müslümanlar da tepede yaşarlar... Öyle değil işte. Evet, Ermenilerin yoğunlukta yaşadığı, Rumların yoğunlukta yaşadığı bir yer var ama Basmane'de bunlar bir arada. Niye peki? Hani Rumlar Türkleri kesmişti? Hani Ermeniler şöyle, Yahudiler böyleydi? Kara kediler aralarına girmeden önce, ekonomik olarak üst olmayan insanların havra, kilise, cami, hepsinin bir arada bulunduğu neredeyse tek yer Basmane, biliyor musunuz? Daha düne kadar, Kemeraltı'nda yüzlerce Yahudi kuyumcu vardı. Şimdi kaç tane kaldılar? Biz sevgisizliği kaldırmaya çalışıyoruz bu kentten.



“ACIYI UNUTMAYAN TOPLUMLAR, BİRLİKTE YAŞAMAYI EN İYİ BAŞARAN TOPLUMLARDIR.”


Peki Bir Kentten Sevgisizlik Nasıl Kaldırabilir?


Bir şeyi nasıl sevdirirsiniz? Öğreterek. Bir şeyi sevebilmeniz için bilmeniz lazım ama bilginin önüne de başka hiçbir şeyi koymamanız lazım. Birileri bir şeyleri abartıyor. Deforme ediyor; ancak bu bu reddetmeyi getirmemeli. Bizim tarihimizde biraz önce bahsettiğimiz tüm kültürler karışmış. Bu karışımın da bir göstergesi var. Ben başka memleketlerde, kentlerde çok az gördüm bunu. Mesela, Kemeraltı'ndaki şerbetçilerde atom diye bir şey var, onlarca meyveyi karıştırıyorlar. Aynı onun gibi... Bu kadar meyvenin karışıp, bu kadar güzel bir tat verdiği tek yer burası. Acıyı unutmayan toplumlar birlikte yaşamayı en iyi başaran toplumlardır. Eğer acıyı unutursan biter... Benim düşmanım olan bir ırk yok, bir din de yok, neden yok peki? Çünkü ben bu kentin temelini biliyorum. Alsancak'ta Hristo namıyla tanınan bir kabadayı varmış mesela ve bu adam iki tane cinayet işlemiş. Şimdi Hristo katil diye bütün Rumlar katil mi demek? Öteki taraftan, bir Türk Abdullah varmış, gitmiş bir Yahudi'nin dükkanını soymuş. Bunu olayı da Bekçi Hurşit görmüş. Bunun üzerine Abdullah, Bekçi Hurşit'i öldürmüş. Hem katil hem hırsız... Bütün Müslüman Türkler katil ve hırsız mı o zaman? 15 Mayıs dehşetinin içinde Türk çocuklarını öldürülmekten kurtaran Rumlar vardı. Onların bir kısmı bizim bir kısmımızı korumuş, bizim bir kısmımız onların bir kısmını korumuş. İzmir bu hikayelerin konuşulacağı bir yer.



İzmir Mutfağı'ndan bile anlaşılıyor aslında ne kadar çok kültürü içinde barındırdığı...


Evet, mesela biz İzmir Yemekleri diye bir kitap da çıkarmıştık, kitap fuarlarında en çok satan kitap oldu. Ben bu kitabı Rum Patriği'ne hediye ettim. Apikam olarak başka şeyleri de tetikliyoruz. Bir balığın güncesini yayınlattık. Basit ve temel bir kitap. Şimdi daha büyük bir kitap hazırlıyor hal müdürlüğü, beş tane su ürünleri hocası yazıyor. Bunu da biz tetikledik diyebilirim, “Yazsanıza, araştırsanıza...” diyerek.



Deniz deyince akla balık gelmeli ama artık İzmir kebap kokuyor, çiğ köfte kokuyor. İzmir balık kokmalı, İzmirliler balık yemeli. Başka şeyleri kötülemeden, ötekilemeden, sadece “Bu bizim özelliğimiz.” diyerek ortaya çıkarmak gerek. İzmir'de en güzel midye dolmasını yapanlar Mardinlilerdir mesela. Hayatlarında denizi ilk kez buraya gelince görmüşler ama denize girip midye çıkarıyorlar ve harika midye dolma yapıyorlar. Nasıl olur bu? İşte dedim ya, batıdan rüzgar esiyor ve doğudakiler de bu rüzgardan etkileniyor... Batı dediğim deniz, kim gelirse gelsin bu rüzgar onu etkiliyor. Suriyelilerden şikayet ediyoruz değil mi?



Bir süre daha edeceğiz. Sonra vazgeçeceğiz, kaynaşacağız. İzmir acıların şehri, işgalde çok şey yaşamış. Bizanslılar, Çaka Bey'le birlikte buraya yerleşmeye başlayan Müslümanlara, Türklere çok cefa çektirmiş. Kim güçlüyse güçsüzün üstüne yürümüş. Şeyh Bedrettin katli bu topraklarda olmuş. Karaburun'da bazen rüzgar esti mi, Şeyh Bedrettin diyor sanki; ama duymak bilgi istiyor.



Yeni Sergiler Düzenlemeyi Düşünüyor musunuz?



Bu sene çok özel sergiler düşünüyoruz. Onun müjdesini de İzmirlilere vermiş olalım. Çünkü 2018 yılı İzmir Belediyesi'nin 150. yılıdır. Kısacası biz burada bütün İzmirlilere, tarih meraklılarına, amatör araştırmacılara, emekli olduktan sonra araştırmacı olmak isteyenlere bir yol açmaya çalışıyoruz. Milli kütüphanemizin gazete arşivinden de bahsetmiştik, arşiv konusunda elimizde epey belge var, eski fotoğraflar var... Mesela bazı gazeteler 9 Eylül sayfaları düzenlemek isterler ve buradan yararlanırlar. Yunanistan'la, İsrail'le, Ortadokslarla, Katoliklerle, Levantenlerle, Musevilerle, kısacası bütün dinlerle aramız çok iyi. Ulaşım Sergisi'ne Rum Patriği de ziyarete gelmişti mesela. İzmirlileri ayırmadan, insanın insan olması noktasında, burada birleştiriyoruz. Siyasi yaklaşmaz burası, bir taraflılığımız olamaz. Çünkü tarihi, edebiyatı ve arkeolojiyi evrensel bir bilim metodolojisiyle görüyoruz.



Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi'nin İlk Sergisi Neydi?


İzmir Kent Tarihi Sergisi'ydi. Sonra Kent ve Sağlık oldu. Expo’nun sağlık temasıyla özdeşleşen bir çalışmaydı. Sağlık bitti, Ulaşım başladı. Şimdi de Ulaşım bitecek, Spor başlayacak. Tabii bunlar kalıcı; yani asgari bir yıl süren sergiler. Bunların yanında bir de butik sergiler var. Önemli günlerde yaptığımız sergilerimiz. 9 Eylül sergisini açtığımızda, bitişi ekimin başı gibi olur. Çünkü 29 Ekim geliyor hemen ardından. Ona hazırlanırız.



Ziyaretçi Tepkileri Nasıl? Gelenlerden Ne Tür Tepkiler Alıyorsunuz?


(Kalkıyor ve dolaptan ziyaretçi defterini çıkartıyor.) Burada çocukları daha çok göreceksiniz. Bu sergiden sonra bastıracağız. İnsanlar buraya geldikleri zaman, içlerinden geldikleri gibi konuşabilme imkanını buluyorlar. Eleştirenler yok mu? Var, olacak tabii. Olmazsa sıkıntı bence ama biz burada daha çok öneri alıyoruz. Beklenti öğreniyoruz. “Bu kötü, bu eksik, bu yanlış.” şeklinde değil de, “Bu da olsaydı, bunu da düşünemez misiniz? Bunu da getiremez misiniz?” şeklinde oluyor aldığımız geri dönüşler. Mesela küçük çocuklar geldi, troleybüse bindirdik burada. Çocuklar bakıyor ve boynuzuna anlam veremediler doğal olarak. (gülüyor) Öğretmenler ve bizim buradaki arkadaşlarımız çocuklara elektrikle gider diye anlattılar. Sonra çocuklar isim takmaya başladı. Troleybüsün adı “Tekerlekli Metro” oldu. Eskiden metro yokmuş, tekerlekli metrolar varmış dediler. Böyle çok hoş şeyler çıkartıyorlar. Sergilerde herkes kendinden bir şeyler buluyor. Ben de zamanında troleybüse binmiştim mesela. Yağmurlu havalarda binince elektrik çarpardı. O zamanlar otobüslerde klima yoktu tabii; ama insanlar yazları sıcaktan, kışları soğuktan hiç rahatsız olmazlardı. Çünkü o zamanlar insanlar birbirlerini severlerdi. İşte burada anılar canlanır. Anılar gelecek kuşaklara aktarılırsa, yeniden belki bir yerlerde ne olursak olalım kim olursak olalım birbirimizi sevmeyi becerebiliriz. Mesela mezarlıklar, benim özel ilgi alanımdır. Din farkı gözetmem. Örneğin İzmir'in bir mezarlığında bir emekli hakimle bir mahallenin tanınmış manavı yan yana yatıyor. Orada yan yana geliyorlar.



Arşivden Daha Çok Kimler Yararlanıyor Burada?


Daha çok üniversite öğrencileri ve hocaları yararlanıyor. Tarih, arkeoloji, mimarlık, şehir kültürü... Bu alanlarda çalışanlar, yerel araştırmacılar rağbet ediyorlar. Onun dışında sergileri gezmeye, söyleşilere tüm halkımız geliyor. Burada çok değerli belgeler olduğu için yangına karşı alınacak önlemlerin ve elektrik sisteminin çok dikkatlice yapılması gerek. Üç aylık bir tadilata girmiştik. O sırada çok kişiden duyduk, “Tezim aksadı.” diye bana geldiler. Yakaladıklarıma yardımcı olmaya çalıştım, o sürede de belki bir tek o ara aksattık.




Peki Neden Bu Bina? Eski İtfaiye Binası'nın Seçilmesinin Bir Anlamı Var mı?


Hatırlayabildiğimce size söyleyeyim. 2004 yılıydı ve o yıllarda İzmir İtfaiyesi için merkez anlamında burası yetmiyordu. Daha geniş koşulları olan, daha doğru bir yer aranıyordu. Tepecik'teki yer düşünüldü. “Burası ne olur?” denildi o zaman, burası Kent Tarihi Merkezi olur. Çünkü burası kurtuluştan sonra Cumhuriyet Mimarisi'nin ilk örneklerinden. Özel bir bina. Mesela buradaki kulenin bir benzeri Kadifekale'de var. Kuleden kuleye işaret veriliyormuş ışıklarla ve bayraklarla. Kuleyi tadilattan geçireceğiz. İzmirlilere bu konuda da bir sürprizimiz olabilir seneye. Kuleye çıktığınızda en tepede bir yer var. Elinde fotoğraf makinesi olanlar, o görüntünün değerini bilirler. O görüntü bozulmaz. Çünkü İkiçeşmelik'te özel olarak korunan binalar var ve onlar değişmeyecek.



Kent Müzeciliğinin Dünyadaki Yeri Nedir? Apikam’ın Kent Müzeciliğinde Yeri Nedir?


Türkiye'de kurulan ilk kent müzesiydi. Bizden sonra Eskişehir, Selçuk, Tire, Ödemiş’te de açıldı. Müzecilik aslında tüm dünyada bizden önce başlamış ve kurumsallaşmış. Bizde ne yazık ki müzecilik çok halksallaşamadı. Varyant'ta Etnografya Müzesi var, çıkalım soralım kaç kişi gitmiş diye... Neden kimse gitmiyor; çünkü okullarda böyle bir bilinç yok. Aziz Kocaoğlu'nun bir İzmir Müzesi fikri var ama maalesef İzmir’in entelektüellerinin bir birliği yok. İzmir’in eski valilerinden biri İzmir'i eleştirirken, İzmirli halay çekmeyi bilmiyor, hep Zeybek oynuyor demiş. Zeybek tek başına oynanır, halay ise birlikteliktir. İşte burada hedeflediğimiz, bu birlikteliği hissettirebilmek.


Son Olarak, İzmir Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?


İzmir çok özel bir şehir. İstanbul bu kadar özel değil benim düşünceme göre. İstanbuldakiler değerini bilemedi belki ama İzmir yine de özel kaldı, otantik kaldı. Bakmayın siz “İzmir köy gibi.” diyenlere, köy kötü bir yer değil ki. Keşke köyüm olsa da dönebilsem... Hangi alışveriş merkezinde Kemeraltı'ndaki gibi özgür hissedebilirsiniz kendinizi? Basmane'den, Çorakkapı'dan gireceksiniz ve sonra Polis Merkezi'ni geçeceksiniz. Dev gibi bir çınar var, onu göreceksiniz. O çınarın yanındaki çeşmeden Yunan askerleri su içmiş. O çınar, o askerlerin su içişine tanıklık etmiş. Anafartalar'a gireceksin, ağaçlar seni karşılayacak. İşte o ağaçların arası, o ağaçlar Mustafa Kemal’e tanıklık etmiş. Mustafa Kemal oradan girmiş İzmir’e. Eskiden ana caddemiz orasıydı. Hangi alışveriş merkezinde siz birden fazla kültürü ve inancı bulabilirsiniz? Alışveriş merkezleri sadece taş, beton. Anafartalar da taş diyeceksiniz belki ama oraların taşları konuşuyor. “Buradan Mustafa Kemal geçti.” diyor... “Mustafa Kemal buradaki ağaçların yapraklarını okşadı.” diyor. İzmir'de olmayan tek şey birlik. Oturup birbirimizi dinlesek aslında hepimizin istediği aynı şey.


Bu Güzel, Bilgilendirici Söyleşi İçin Çok Teşekkür Ederiz...


Ben teşekkür ederim.