Güncel Haberler:

"Annemin Yarası" Filminin Senaristi; Funda ÇETİN

30.08.2016

Röportaj: Seher DENİZ



Annemin Yarası, Güllerin Savaşı, Karagül, Huzur Sokağı gibi birçok başarılı dizi ve filmin senaristi Funda ÇETİN ile EGE LIFE’a özel söyleşi yaptık.

Aşık olduğu şehre; İzmir’e yerleşen Funda Çetin; “Aradığım huzuru ve mutluluğu İzmir’de buldum. Senaryolarımı buradan yazıyorum” dedi.



Merhaba Funda Hanım, öncelikle sizi daha yakından tanıyabilir miyiz?

Devlet memuru bir ailenin çocuğu olarak Konya’da doğdum.  İlk ve orta eğitimimi yurdun çeşitli illerinde tamamladım. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü’nde bir yıl okuduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdim. İstanbul’da 17 yıl avukat olarak çalıştım. 1997 yılından bu yana profesyonel olarak senaryo yazıyorum.


Senarist olmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz?

Çocukluğumdan bu yana şiir ve öyküyle ilgileniyordum. Öykülerim çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlandı. Bir gün yönetmen Kutluğ Ataman’la yollarımız kesişti. Bir hukuk dizisi çekmek istiyordu. Beraber çalışmaya başladık ama yarım kaldı. Daha sonra yönetmen Hilal Saral’la tanıştık. Hilal beni proje için ekip kurmak isteyen bir senarist arkadaşına önermiş. Mehmet Akif Turgut. Yaklaşık altı yıl önce kalp krizinden onu kaybedinceye dek 4 yıl beraber çalıştık. Bir nevi ustamdır.


İlk senaryonuz hangisi?

Oğlum İçin. 1997 ‘de Show TV’de yayınlanmıştı.


Karagül, Huzur Sokağı, Güllerin Savaşı, Seddülbahir 32 Saat, Annemin Yarası gibi birçok başarılı dizi ve filmin senaristisiniz… İçlerinde sizin için özel olan bir yapım var mı?

Ben teknikten ziyade kalple yazan bir yazarım. Bu nedenle yazdığım her eserle ciddi bağ kuruyorum. Cine-5’te yayınlanan Kadınları Anlama Kılavuzu’nun yeri başkadır bende. Tek bir kelimesine bile müdahale olmadan çekildi, yayınlandı. Oyuncularımız muhteşemdi. 2011’de dört dalda Antalya Televizyon Ödüllerine aday gösterilmişti.. Bunun yanında, bu yıl gösterime giren sinema filmim Annemin Yarası çok özeldir benim için. En fazla hissederek ve sorumluluk hissederek yazdığım senaryodur. Bosna’da yaşanan bir drama dayanan hikayesini “Bekle Beni” adıyla 2009’da yazmıştım. Nihayet bu yıl BKM tarafından hayata geçirildi. Gerçi senaryonun yazdığım orijinal versiyonu üzerinde bilgim dışında yapılan bazı değişiklikler olmasa daha iyi bir eser ortaya çıkardı diye düşünüyorum. Yaratıcı eser sahiplerine daha özenli olunması sektörün geleceği açısından çok önemli bence. Umarım bu konuda sektörde yer alan yapımcısından oyuncusuna herkes daha özenli yaklaşım gösterir ve çok daha güzel eserlerin olması gerektiği gibi hayata geçmesi sağlanır. 


Nasıl bir duygu,  yazdığınız senaryoların milyonlar tarafından beğenilmesi, izlenmesi?

Güzel bir duygu tabi ki.. Birilerinin yüreğine dokunabildiğini bilmek, heyecan verici.


Olumlu ya da olumsuz eleştiriler aldığınız oluyor mu?

Elbette oluyor. Olumlu eleştiriden herkes hoşlanır. Olumsuz eleştiri, benim yaptığım bir hatadan veya noksanlıktan kaynaklanıyorsa, bunu da memnuniyetle kabul ediyor ve eğitim sürecime ekliyorum. Bana göre,  daha iyisini yapabilirim duygusunu hiçbir zaman kaybetmemeli insan.


Kendinizi ileride görmek istediğiniz yer neresi diye sorsam?

Sadece yaşadığım coğrafyada değil, Dünya’da olup biten pek çok şey etkiliyor beni. Annemin Yarası filmine esin veren Bosna dramı gibi. İleride Dünya sinema tarihine geçecek eserler yazmayı istiyorum ve kafamda bir iki çok güzel hikaye var.


Senaryolarınızı yazarken nelere dikkat ediyorsunuz?

İşin kendine özgü matematiği bir yana... Yarattığım karakterleri bire bir tanıyormuşcasına tahlil ediyorum. Her karakterimin motivasyonunun kendince haklı bir gerekçesi olmasına dikkat ederim. Senaryo içinde geçen teknik bilgileri dahi ince ince araştırırım. Mantık hatası ve boşluğa yer bırakmamaya özen gösteririm. Diyaloglarımı yaşayan doğal bir dille yazarım. Toplumsal, insani değerler benim için çok önemli. Maalesef amiyane tabirle toplumun çivisi giderek çıkıyor. Böyle bir ortamda, çivi söken değil, çivileri sağlamlaştırmaya çalışan bir senarist olmayı tercih ediyorum.


Peki yazarken herhangi bir ortam hazırlıyor musunuz yoksa iş yaparken ya da yemek yerken de ilham geldiği oluyor mu?

Yaz kış, camla kapattırdığım balkonumda çalışıyorum. Karşımda çam ağaçlarıyla kaplı küçük bir tepecik var. Aydınlık ve geniş alan duygusu beni rahatlatıyor. Yorulduğum zaman o yeşilliğe bakarak dinlenebiliyorum. Ya da çok sevdiğim birkaç komşumla kahve molası veriyoruz. İlham her an her yerde gelebiliyor. Yemek yaparken, uyumak üzereyken, biriyle konuşurken.. Bir cümle, bir bakış, bir koku, bir an, kafamda bir hikayeyi başlatabiliyor, sahne olarak gözümün önünden akıyor.


Yaşadıklarınızın yazdıklarınız üzerinde bir etkisi var mı yoksa tamamen hayal ürünü mü?

Yazdıklarım genel olarak öyküleme, yani hayal ürünü.. Ama yaşam tecrübelerimden referans aldığım şeyler de oluyor elbette..


Funda Çetin imzalı bir dizi ya da film reytingleri düşük olduğunda nasıl hissediyorsunuz?

Üzülüyorum tabi. Söz konusu diziyse, yapımcıyla beraber nedenini değerlendiriyor ve neler yapabileceğimize bakıyoruz.


Bir dizi ya da filmin başarılı olmasındaki tek etken senaryo mudur sizce? Başka etkenler var mı varsa bunlar neler?

En önemli etken, temel taşı tabi ki senaryo ama bir dizinin üretimi pek çok katmanlı bileşenden oluşuyor. Tüm bu yapının doğru şekilde bir araya gelmesi ve uyumlu olması lazım. Yapımcı ve kanalın işbirliği de önemli. Öte yandan bir senarist olarak kendi alanımda detaylı koşulları konuşacak olursak, yazmak olan işim dışında farklı şeyler ve problemlerle de ilgilenmek zorunda kalıyorum. Örneğin telif sözleşmeleri, ödemeler, yerinde ve profesyonelce olmayan müdahaleler gibi enerji ve zamanımızı alan konular zaten zor olan işimizi daha da zorlaştırıyor. Bu nedenle ben de işime daha konsantre olmak ve kaliteli zaman ayırmak için bir menajerle çalışmaya başladım...


Her gün birbiri ardına diziler yayınlanıyor ve çok kısa sürede yayından kalkabiliyor. Bunun nedeni nedir?

Diziler kanallarda yayınlanan içeriklerin büyük bölümünü oluşturuyor. Kanalın ticari başarısı için olmazsa olamaz bir program türü. Kanala uygun projeyi bulmak, seçmek, yayına hazır hale getirtmek ve rekabete uygun strateji ile yayına sokmak, dizilerin başarısı için hayati öneme sahip. İşin bu tarafında yaşanan aksaklık ve talihsizlikler başarı şansını olumsuz etkiliyor tabi ki.


İzmir’e yerleşmeye nasıl karar verdiniz?

Son yıllarda İstanbul’un insanın yaşam enerjisini soğuran, kendi kurallarını dayatan bir şeye dönüştüğünü derinden hissediyordum. Annem ve babam İzmir’de yaşıyorlar zaten. Hem onlarla daha sık beraber olabilmek, hem de daha insanca yaşam koşullarına kavuşabilmek için İzmir’e yerleşeceğimi söylemeye başladım. Yakın arkadaşlarım 30 yıl İstanbul’da yaşamış ve gençliğinde bu şehre aşık biri olduğumu bildikleri için,  kararımı başlarda inandırıcı bulmadılar. 2016’nın ilk aylarında İzmir’e geldim, bir ev satın aldım ve 4 Nisanda İstanbul’dan İzmir’e taşındım. Ve aradığım huzuru, mutluluğu burada buldum..


Senaryolarınızı burada mı yazıyorsunuz? Gidip gelmek zor oluyor mu?

Evet, senaryolarımı İzmir’de, evimde yazıyorum. Gidip gelmek sorun olmuyor. Menajerim ve asistanım İstanbul’da yaşıyorlar ve her gün telefon bağlantımız sürüyor. Bazen internet üzerinden görüntülü toplantı yapıyoruz. Yapımcı, oyuncu, yönetmen veya kanalla görüşme olacaksa, uçakla gidip dönüyorum. Sorun İstanbul içindeki ulaşım.. İnanır mısınız, İstanbul’da yaşarken evden toplantıya gittiğim süreden daha uzun sürmüyor İzmir’den gidiş gelişler..


Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz. EGE LIFE okurlarına bir mesajınız var mı?

Uygarlığın, huzurun ve aşkın kenti İzmirli okurlarınıza sevgiler.. Bizi izlemeye devam edin.