Güncel Haberler:

BABYLON "Kültürel Yaşamın Elçileri"

10.01.2010

Röportaj : Işıl ÖZTÜRK

Fotoğraflar : Mehmet Emin AL




 

Rock’n Coke, Efes Pilsen One Love Festival, Efes Pilsen Blues Festival, Akbank Caz Festivali gibi organizasyonlarla birçok dünya starının Türkiye’ye gelmesini ve festival kültürünün gelişmesini sağlayan Pozitif Müzik AŞ, 10 yıl önce Babylon’u da kurarak İstanbul’un kültürel çehresini değiştirmişti. Daima farklılık içeren konseptleri ile 4 yıl önce Çeşme Alaçatı’da da hizmet veren Babylon kulüp, İzmir’deki 5. yılında kapılarını Aya Yorgi koyunda açacak. Yaklaşık 5 milyon liralık yatırım ve 180 personel ile hazırlıklarını sürdüren Babylon, bunun yanında Türkiye’de ilk kez Çeşme Limanı’nda yeni bir mekanla da misafirlerini ağırlayacak. Çeşme’nin havası, denizi ve eşsiz atmosferi ile adeta bir cenneti andırdığını, dünyaya açılması gerektiğini ifade eden Pozitif Müzik, Babylon ve Doublemoon Plak’ın ortaklarından Mehmet Uluğ, Aya Yorgi koyunu tüm işletme sahipleri ile birlikte hareket ederek, İbiza gibi dünyanın önde gelen tatil merkezlerinden biri yapabileceklerini ifade ediyor. Alternatif yerli sesleri dünyayla buluşturan, dünya müziklerini de Türk dinleyicisine ulaştıran Mehmet Uluğ ile yeni açılacak mekanı ve buraya nasıl geldiklerini konuştuk. 

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

İstanbul doğumluyum. Robert Koleji’nde okudum. Amerika’da okuyup mastırımı da orada yaptım. Elektronik Mühendisiyim. Okulu bitirdikten sonra Amerika’nın Baltimore kentinde iş buldum. Orada çalıştım. Baltimore, Washington’a 1 saat, Filedelfiya’ya 2 saat, New York’a 3 saat uzaklıkta kuzey doğuda önemli bir şehir. Orada yaşarken özellikle Caz ve Afrika müzikleri ile hobi olarak ilgilendim. Kulüplere gidiyordum, plak topluyordum, radyo istasyonlarını dinliyordum. Çok meraklıydım. 3 yıl sonra Amerika’dan ve mühendislikten sıkıldım. Hayatımı değiştirmek istedim. Türkiye’ye dönüp kariyerimi değiştirmek istedim. Hayatta sevdiğim işi yapmak istediğime karar verdim.

İstanbul’a döndükten sonra kararınız ne oldu?

Türkiye’ye döndüğümde müziğin artık hobim olmaktan çıktığını ve işim olması gerektiğini anladım. Artık ciddi bir şekilde ilgileniyordum. 1987 yılında İstanbul’a geldiğimde gri bir kentle karşılaştım. Renksiz ve tatsız, tuzsuz bir şehir. Ne bir konser ne bir bar. Bu konuda inanılmaz bir boşluk olduğunu gördüm. Eğer burada yaşayacaksam, yaşayabileceğim bir ortam yaratmam gerektiğine karar verdim. Son derece potansiyeli olan bir kent karşımda duruyor. Ben ne yapabilirim diye düşündüm. Robert Koleji’nden arkadaşım İzmir Karşıyakalı Cem Yegül ve kardeşim Ahmet Uluğ ile birlikte aynı dönemlerde Amerika’dan dönmüştük. Üçümüzün de ortak paylaştığı şey müzikti. Önce tek tek konserler yapmaya başladık. Bir caz konseri, iki ay sonra bir daha. Hep yurtdışından grup getiriyorduk. Türkiye’de bunu yapan başka bir grup daha yoktu. 6-7 konser sonrası “biz bari bunu festivale dönüştürelim” dedik. Sponsorlar için de cazip olacağını düşündük. O dönemde iki büyük sponsorumuzla yola devam ettik.

Festivalleri anlatır mısınız?

1990 yılında Efes Pilsen Blues Festivali’ni yapmaya başladık. 1991 yılında da Akbank Caz Festivali’ni gerçekleştirdik. Bu yıl bir tanesi 20. diğerinin de 21. yılı olacak. O gün bugündür halen yapıyoruz. İkisi de çok başarılı oldu. Firmamızın ismi Pozitif’ti. Pozitif yeniden doğmuş oldu. Ondan sonra yeni işler yaptık. Parliament Caz Festivali’ni, Pamukbank Dans günleri, Fujifilm Dünya Müzik günleri, Rock'n Coke festivali yapmaya başladık. Yani büyüdük ve işlerimiz çoğaldı.

Festivallerinizi Türkiye’de duymayan yoktur. Çok başarılı çalışmalar. Peki, Babylon nasıl doğdu? 

Pozitif’i kurduktan 10 yıl sonra Babylon’u açtık. İstanbul’da eksikliği olan bir mekandı. Çünkü canlı müzik olan bir kulüp yoktu. Bizimde böyle bir mekana ihtiyacımız vardı. Her şeyi festivale getirdiğiniz zaman sırf festival dönemleri ile kısıtlı kalıyorsunuz. Oysa biz her ay her hafta bir şeyler yapmak, gruplar getirmek istiyorduk. Böylece 1999 yılında Babylon’u açtık. Sonra Babylon popüler oldu, büyüdü.

Babylon’un Çeşme ile buluşması nasıl oldu?

Çeşme Alaçatı’da bir mekan beğendik. Kader bizi Çeşme’ye getirdi. 5 yıl önce Babylon Alaçatı’yı açtık. Gördük ki buradaki Babylon tamamen farklı bir konsept oluşturdu. Gündüzleri plaj, gece konser, yemek gibi yeni bir dünya yarattık. 4’üncü yıl bitti. Bu yıl Babylon’u Aya Yorgi’ye taşımaya karar verdik. Onun çalışmalarını yapıyoruz. 15 Haziran’da da açılış yapacağız. Aya Yorgi’nin en geniş alanına sahip mekanda (20 dönüm) konseptimiz de daha doğal olacak. Ahşap ve kalıcı alanları kaldırdık. Çim ve doğal alan olacak. Zaten Babylon’un yaklaşımı felsefe olarak doğal olmak. Bahçemiz çok güzel ve o doğallığı bozmayacağız.

Ne tür etkinlikler olacak? 

Gündüzleri müzikal program olmayacak. Çocuk etkinlikleri diye bir alan ayırıyoruz. Gölge alanlar, çocuklar resim çizebilecek, spor yapabilecekler. Akıllı oyunlar diye bir alan daha yapıyoruz. İnsanların masa başı oyun oynayabilecekleri gölge oyunları alanlar yaratıyoruz.

Sabahları yoga, masaj ve voleybol olacak.

Geceleri ise Babylon’un konseptine uygun olarak Cumartesi akşamları büyük konserler dediğimiz konserler olacak. Gruplarımız arasında MFÖ, Duman ve Teoman var. Tabiî ki yabancı gruplar ve sanatçılarda olacak. Her Cuma akşamı Babylon klasiği Oldies But Goldies konserleri olacak. Perşembe akşamları parti gecesi olacak. Çarşamba akşamları daha çok canlı müzik yapılacak. Geçtiğimiz yıl da bizimle beraber olan Bora sahne alacak. Salı akşamları Yunan adalarından Rebetiko olacak. O da yemekli bir program. Pazartesi dinleneceğiz.

Pazar günleri gün batımından başlayan havana salsa, mayoyla dans konsepti var. Şimdilik böyle ama getirmeyi düşündüğümüz şu an listede yer almayan yerli yabancı sanatçılarımız var.  Daha bir sürü isim bizimle beraber olacak.

Bir müjdeniz olduğunu duyduk. Çeşme’de yeni bir mekan daha açıyorsunuz. Onun konsepti nasıl olacak?

Bu yaz Babylon’a, yeniden düzenlenen Çeşme Marina’dan teklif geldi. Uluslararası bir şirket aracılığı ile yapılıyor ve çok güzel bir marina olacak gibi görünüyor. Biz de düşündük ve orada farklı bir yaklaşımla bulunmaya karar verdik. Yine canlı müzik yapacağız. Adı Monk ve biraz daha üst düzey bir müzik kulübü olacak. Monk by Babylon. İnsanların yemek yiyebileceği ve aynı zamanda müzik de dinleyebileceği bir konsept tasarladık. Sahne önünde masalar bulunacak. Müzikal çizgisi de daha çok yaz akşamlarına uygun, yemek yenilebilecek ama yemeğin sonuna doğru eğlenebileceğiniz bir program olacak. Burada Brezilyalı, Kübalı veya Türk gruplar bulunacak. Yemek, mekan ve müzik üçgeninden oluşacak. Sadece müzik değil, sadece yemek de değil. Monk da buradan geliyor. 3 anlamı var; ilk anlamı rahip. Kendisini bir işe adamış kişi. İkincisi çok ünlü bir caz piyanisti. Üçüncüsü de Monk balığı var. Monk fish. Maymun balığı. Bir işe kendini adamak, bunu çılgınca ve severek yapmak ve doğal bir şekilde yapmak. Yaz- kış açık bir mekan olacak. Sonuçta bu yıl Çeşme’de iki farklı mekanda birden faaliyet göstereceğiz ama ikisinde de farklı kitlelere ve farklı ruhlara hitap edeceğimizi düşünüyorum.

Sizin plak şirketiniz olduğunu da biliyoruz. Hangi albümleri yapmıştınız?

Pozitif’i kurduktan 10 yıl sonra Doublemoon (Çift ay) isimli bir plak şirketi kurduk. Birçok albüm yaptık. Bütün Mercan Dede, Burhan Öcal, Hüsnü Şenlendirici, Babazula ve Ceza’nın albümlerini yaptık. O da çok başarılı oldu. Dünyanın en iyi 4’üncü plak şirketi seçildik. Dünya müziği dalında böyle bir ödül almak gururlandırıcı. Yani 3 kolda 10 yıldır faaliyetimiz devam ediyor. Biri Pozitif ve festivaller, ikincisi Babylon ve üçüncüsü Doublemoon.

Monk fikri nasıl doğdu?

Monk gibi bir mekanın Çeşme’de eksikliği vardı. Çeşme’de balık yemek dışında farklı alternatiflere ihtiyaç olduğunu gördük. Monk’u Babylon’un bir üst markası haline getirerek tüm başlangıçlarımız gibi bunu da yaymayı düşünüyoruz. İstanbul’da da açabilirdik. Buradan İstanbul’a, İstanbul’dan Kapadokya’ya, oradan Ankara’ya, Ankara’dan da Paris’e gidebileceğimiz bir marka. Zaten bizim vizyonumuz Türkiye ile sınırlı değil. Efes Pilsen Blues Festivali’ni Romanya, Sırbistan, Rusya, Kazakistan’da yaptık. Birçok grubun yurtdışında konserlerini organize ediyoruz. Bize çok sayıda teklif geliyor. Brezilya’dan bile teklif geldi, komik ama gerçek. Ama Babylon’u taşımak kolay değil ve isim hakkını vermiyoruz. Ancak kendimiz işletirsek düşünüyoruz. Yurtdışına açılmayı düşünüyoruz. Babylon çok zor bir iş. Her gece bir program ve müzik var Babylon’da.

Yeni projeleriniz olacak mı?

Bana göre Çeşme’de bir eksiklik var. Çok turist çeken bir durumda değil. Benim görüşüm ve vizyonum burayı dünya haritasına sokmak. Bence doğru değerlendirildiği takdirde İbiza gibi bir yer olma potansiyeli var. Neden olmasın. Çünkü deniz güzel, yemek güzel, hava güzel. İzmir gibi büyükşehir olan bir kente 45 dakikalık mesafedeki bir ilçenin bu kadar az turist çekmesini ben kabul edemiyorum. Bunun değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Babylon’un gelmesi, Monk’un açılması. Teknelerle inen insanlar 2,5 kilometre sonunda Aya Yorgi’ye ulaşabilecek. Burada sadece biz yokuz, başka mekanlar da var. Bizim amacımız insanları oraya çekebilmek. Bunu sağlayabilmek. Belediye ile de görüşüyoruz, işbirliği içerisindeyiz. Çeşme’de belki bütün kulüplerin işbirliğiyle bir festival yapabiliriz. Yurtdışına tanıtabiliriz ve oradaki insanları bu tarafa çekebiliriz. Sadece Türklere yönelik bir anlayışı ben doğru bulmuyorum. New York Times, News Week’te mutlaka varız. Turist geldiği zaman nerelere gitmesi gerektiğine baktığında bizi görüyor. Tanıtımın da önemine inanıyorum. Ancak sadece tanıtımla olmuyor, etkinlik ve festivaller gerek. Uluslararası boyutta düşünmek gerek. Hedef İstanbul ve İzmir olmamalı. Çeşme’de 2 aylık bir sezondan söz edilir hep. Bu yaklaşımda doğru değil. Bunu en az 4 ay yapmalıyız. Daha çok turist çekmeliyiz. Kalite ve turist artmalı.