Güncel Haberler:

Bahar Bozacı'dan Ekolojik Baskıyla "Botanik Hikayeleri"

20.09.2016

KASIM - 2016

Röportaj: Duygu ASKER AKSOY

Fotoğraf: Bulut OKUMUŞOĞLU


Bahar Bozacı, tekstil sanatçısı, büyük bir doğa hayranı ve ekolojik ürünler meraklısı. Tekstil sektöründe çalıştığı yıllarda insan sağlığına zararlı kimyasalların ne kadar çok kullanıldığını gördükten ve doğanın çağrısını aldıktan sonra, Ekolojik Baskı yöntemiyle tanışmış. Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi ve Herbaryum Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde sergilediği harika eserleri yakından görme ve hatta dokunma fırsatı bulduk. Dokunduğumuz "gerçekçi" kumaş desenlerinin bir zamanlar gerçekten de bitkinin kendisi olduğuna inanmak oldukça güç. Doğanın güzelliğiyle sanatı birleştirince ise, ortaya olağanüstü ürünlerin çıkmaması imkansız olmuş... Sergisinin açılışından hemen sonra, bu göz alıcı eserlerin yaratıcısı Bahar Bozacı'yla konuşma fırsatı bulduk.

Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Tasarımı Bölümü mezunuyum. 1999'dan beri özel şirketlerde tasarımcı olarak çalışıyorum. Çalışırken kimyasal boyaların insan sağlığı için ne kadar zararlı olduğunu gördüm. Kanserojen maddeler içeriyor, cilde zararlı, çocuklar için zararlı maddeler içeriyor... Bunun sonucunda tamamen doğal boyalara ve doğal kumaşlara yöneldim. Bu bağlamda da ekolojik baskıyla tanıştım.

Ekolojik Baskı nedir? 

Ekolojik Baskı Avustralyalı tekstil sanatçısı India Flint'in bulduğu bir yöntemdir. Bu yöntem, doğaya dost, hiçbir sentetik kimyasal ya da zararlı yapay maddeler kullanılmadan, bitkilerin yapraklarının, şeklinin, dokusunun ve renginin kumaş yüzeyine aktarılması işlemidir. Ekolojik baskının kökeni, India Flint'in yaptığı paskalya yumurtalarına dayanır aslında. Paskalya yumurtalarına ilk başta bitkileri koyuyor, sonra kumaşla sarıyor ve kaynatıyor. Bitkinin renginin ve şeklinin yumurtaya aktarıldığını görüyor. "Bu yöntem aynı şekilde neden kumaşa da uygulanmasın?" diyor ve böylece ekolojik baskı dediğimiz yöntem hayat buluyor. Bulunma sürecinden sonra da inanılmaz hızlı bir şekilde yayılmış.

Türkiye'de de siz yaymaya çalışıyorsunuz bu tekniği...

Bu işlem bütün dünyada hızla yayılırken, Türkiye'de bu tekniği ilk kullanan kişi olarak, 2015 yılında İtalyan Kültür Merkezi'nde ilk sergimi açtım. Ve ülkemizde bu işlemi, bu tekstil tekniğini tanıtmaya başladım. Akabinde de workshoplarla bu tekniği ülkemize tanıtmaya başladım, hala da düzenlemeye devam ediyorum. Daha önce bu tekniği defalarca deneyip başarılı olamayan birçok insan, İstanbul, Ankara, Antalya, Denizli, Bursa gibi şehirlerden gelip workshoplarımda bu tekniği öğrendiler. Keçe, ipek, pamuklu kumaşlar gibi materyallere yansıtarak, giyim materyalleri ya da kullanım amaçlı birçok tekstil ürünü üretmiş oldular.

Ben de bu tekstil tekniğini tablolarımda arka fon olarak kullanarak, üzerlerine kendi tasarımım olan sanat eserlerini bir tablo şeklinde yansıtıyorum, tablolar yapıyorum. Yurt dışında ve yurt içinde birçok sergiye katıldım, kendi kişisel sergilerimi de açtım. En son, şu anda açtığım Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi Sergisi'nden önce, 18-31 Ekim'de İzmir Fuar Resim Heykel Müzesi'nde sergi düzenledim. Ondan önce de İngiltere'de Mardleybury Sanat Galerisi'ne seçildim. Bu şekilde çalışmalarım devam ediyor. Sonuç olarak buradaki amaç doğaya dost,insana dost bir ürün sistemi yaratmak ve doğayı yok etmeden onu kullanılabilir hale dönüştürmek... Teknolojiden ve sentetik kimyasal ürünlerin getirdiği zararlı maddelerden uzaklaşmak.


Workshoplar dediniz, nasıl oluyor bu eğitimler?

Eco-printing (ekolojik baskı) üzerine workshoplar yapıyorum. Ekolojik baskı çok uzun ve zahmetli bir iş aslında. Fakat ben insanlara bu zahmetli ve uzun işi ayıklayıp, kendimce konsantre bir hale getirip bunu bir güne yayabiliyorum. Ve bir gün içinde belki de bir ayda veya çok daha uzun sürelerde alınabilecek sonuçları elde ediyoruz. Günde ortalama 8 saat sürüyor. Dediğim gibi, tamamen konsantre halde bir eğitim oluyor. Belki de bir yılda yapılabilecek işleri ben bir günde gösteriyorum. Normalde ekolojik baskının bekleme süresi bir ay sürebiliyor, tabii ki bu yüzden bunun için farklı bitkiler, bir günde sonuç verebilecek bitkiler kullanıyorum mesela. Kullandığım materyaller ve bitkilerle tek bir günde istenilen sonuca ulaşabilecek mutluluğu yaratabiliyorum bu şekilde. Zaten workshoplardan ayrılan doğa aşıkları boynuma sarılarak, çok mutlu bir şekilde ayrılıyorlar.


Peki kısaca nasıl yapılıyor bu Ekolojik Baskı?

Ekolojik Baskı yaparken tamamen doğal kumaşlar kullanılır. İpek, yün, keçe, pamuklu kumaşlar, keten kumaşlar... Mordan olarak da yine demir tuzları, doğadan elde edebileceğimiz demir, şap gibi maddeler kullanılır. Mordan dediğimiz; boyanın kumaşa yapışması için ara maddedir, yardımcı madde diyebiliriz yani. İşlemi yaparken doğadan topladığımız bitkiler, yapraklar, kumaş üzerine istediğimiz bir tasarım yaratarak dizilir. Sonra sıkı bir şekilde sarılarak bohça yapılır ve bağlanır. Bakır kazanlarda ya da çelik kazanlarda yaklaşık 1,5 saat kaynatılır ve daha sonra bekletilir. Genelde uzun bekleme süreleri vardır. Bekleme sonucunda yapraklar kumaşın üzerinde güzel bir baskı bırakır, yani bitkiyi kumaşa transfer etmiş olursunuz.  Bunun kalıcılığı halı boyalarının kalıcılığı kadar nettir ve uzun sürelidir.

Başka benzer teknikler de var mı?

Birçok tekstil tekniği var sanatsal bazlı. Örneğin Shibori diye bir teknik var, indigo boyamayla yapılan bir Japon tekstil tekniği. Tataki Zome var mesela, bir diğer ismiyle Hapa Zome. Bu da çok eski bir Japon tekstil tekniğidir. Japonya'da eskiden beri kumaş renklendirme ve desenlendirme tekniği olarak kullanılır. Kısaca, bitkilerin çekiç yardımıyla kumaş üzerine renginin ve şeklinin aktarılmasıdır. Bu teknikte bitkiler iki kumaş arasına koyulur ve çekiçle vurularak desen oluşturulur. Bu da uyguladığım bir teknik ancak ben ekolojik baskı yöntemini daha çok kullanıyorum.

Çok fazla tekstil tekniği var kullanılan aslında, onları da zaman içinde workshoplarımda tanıtacağım.

Boya ve bitkileri nasıl temin ediyorsunuz?

Kök boyalarının kaynağı Türkiye'de olmasına rağmen, şu an büyük çoğunluğu yurtdışından getiriliyor. Burada üretim yok, çok az. Çok üzücü bir şey bu, çünkü bunların hepsi köklerden elde edilen bitkisel boyalar ve bizim bu anlamda çok fazla kaynağımız var. Etrafımızda kendiliğinden yetişen kaynaklarımız varken, biz gidip satın alıyoruz. Ben bulamamıştım ilk başta mesela, Amerika'dan getirmek zorunda kalmıştım. Fakat baktım ki bu iş böyle olmayacak, kontrolü elime almaya karar verdim. Şu anda kök boyaların teminini kendim yapıyorum. Araştırmasını yapıyorum ve bitkileri tanıdıkça, kendim dağa çıkıp, belli bölgelere gidip bitkileri topluyorum. Zaman içinde, istediklerimi bulamadıkça araştırarak türleri öğreniyorum. Bu bitkileri, yapraklarını kurutarak kullanıyorum.

Bu sorunu çözmek için ne yapılabilir sizce?

Mesela DOBAG Projesi diye bir proje var. Bu, Türkiye'deki doğal boyalarla yapılan halıları desteklemek için Marmara Üniversitesi'nin başlattığı bir proje. Ve belli köylerde, bunu destekleme amaçlı kooperatifler kurulmuş. Manisa'nın Yunt Dağı'nda da var böyle bir proje. Biz de oraya gitmiştik ve kök boyalarının bir kısmını oradan almıştım.

O şekilde başka, daha kapsamlı projelerin de yapılması gerektiğini düşünüyorum aslında Türkiye'deki kök boyaların desteklenmesi için. Mesela gruplar kurulup boya, yaprak ya da kök boya arama turları gibi turlar düzenlenebilir. Ya da boya bahçelerinin yapılması gerek.

Boya bahçesi?

İnsanlar artık yurtdışında birçok ülkede kendi boyalarını üretiyorlar. Boya veren kök boya ve yaprakların olduğu özel bitkileri kendi bahçelerine dikiyorlar. Bunlara da boya bahçesi deniyor. İnanılmaz güzel bir şekilde kendi ürünlerini üretmiş oluyorlar. Yurtdışında tamamen doğaya dönüş akımı başlamış durumda. Tabii bu kadarı bizde henüz yok ama ben de Türkiye'de bir boya bahçesi yapmak istiyorum. Bununla ilgili de kitabım çıkacak yaklaşık bir ay sonra. Ekolojik baskı tekniğini, kuramsal ve sıkıcı olmayan, tamamen hikayeleştirmelerle ve resimlerle anlatan şekilde yazılmış bir kitap bu. Detaylıca bir araştırma yaptım ve kitabımda boya bahçeleri, bu konuda kullanılan boyalar ve yaprakları da anlattım.

Mesela insanlara türleri tanıtmak amacıyla en azından botanik bahçelerinde küçük bir bölümün boya bahçesi olarak ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Bu insanların daha önce bildiği ancak kaybolan bir şey aslında... İnsanlar yurtdışında kendileri ekip biçmeye başladılar, ki olmayacak iklimlerde bile yapmaya çalışıyorlar bunu. Biz hiçbir şey yapmadan sadece alıyoruz, üretmiyoruz ve merak da etmiyoruz. Sadece tüketiyoruz. Hiçbir şey yapmadan televizyon karşısında vakit öldüren ve tüketen bir toplum olduk. Hiçbir üretkenlik olmadan kendi hayatlarını bitiriyor insanlar. Oysa bir şeyler yapmak, ürün ne olursa olsun bir üretkenlik içinde olmak hepimize iyi gelecektir. Mesela bir şalı kendi ellerinle yapıp, içine doğayı katıp boynuna takmanın zevki bile bambaşka.

Yurt dışında bu yönteme ve ürünlere ilgi çok daha fazla öyleyse...

Türkiye'de böyle şeylerle ilgilenen insanlar çok fazla olmadığı için, ben direkt yurt dışıyla bağlantılı olarak başladım. Etsy sitesinde satış da yapıyorum. Ben bu işe başladığımda insanlar Türkiye'de pek bilmiyorlardı böyle bir şeyi. Yurt dışında daha fazla ilgi görüyordu haliyle. Ben de ilgilenen daha fazla insana ulaşabilmek istedim, hatta bu yüzden internet sitemi de İngilizce yapmıştım.

Sizin Ekolojik Baskı'ya başlama hikayeniz nedir peki, nereden aklınıza geldi bu işle uğraşmak?

Ben bu işe ilk İngiltere'yle başladım. Çünkü İngiltere'de ekolojik baskı, ekolojik ürünler çok rağbet görüyor. Orada, Londra'da noserialnumber.com diye bir magazin dergisinde bir röportaj yapmıştım ve bu şekilde ekolojik ürünlere nasıl başladığımı anlatmıştım.

Bir gün büyük ve kalabalık caddelerin birinde yürüyordum. Birden irkildim ve sağ tarafıma dönüp baktığımda onca trafiğin ve karmaşanın arasında ağaçları gördüm. Her zaman görüp de bir elektrik direği gibi yanından geçip gittiğimiz ağaçlar... Birbirlerine sımsıkı sarılmış gibi yan yanaydılar. Her zamankinden farklı, onların varlıklarını hissedip bana seslendiklerini duydum adeta. Bana yalnız olmadığımı ve onlara ait olduğumu söylüyor gibiydiler. Bu beni çok etkiledi, çünkü bir bütünün parçası olduğumu hissettim. Bir anda robotlar gibi yaşadığımızı fark ettim. Büyük bir medeniyet inşa etmiştik ama aslında yapayalnızdık, çünkü nereden geldiğimizi unutmuştuk. Fazlasıyla şişirilmiş egolarımız hala ölümlü olduğumuzu ve toprağa geri döneceğimizi çoktan unutmuştu. Bitki ve hayvanlardan daha önemli olduğumuzu hissettiren neydi?Doğaya kulak vermem gerektiğini hissettim. Benim hikayem böyle başladı.

Doğayla yeniden tanıştınız yani...

Doğayla tanışma biraz metafiziğe, biraz da Şamanizm'e dayanan bir konu aslında. Ekolojik, doğal ürünlerle uğraşmanın bir getirisi. İnsan sonuçta doğanın bir parçası. Doğada her şey birbiriyle bağlantılı. Yani ağaçların, insanların, hayvanların bütün evrenle bir bağı olduğunu ve birbirine görünmez bağlarla bağlı olduklarını ve bu bağları unuttuğumuzu düşünüyorum. İnsanlar aslında bu bağı geçmişten beri biliyorlardı ancak unutuldu... Kökenlerini düşündüğümüzde Orta Asya'ya kadar giden bir durum da var. Orta Asya'da biliyorsunuz ilk Türkler Şamanizm'le ilgilenmişlerdi ve doğayla dosttular, doğaya zarar vermeden barışçıl bir şekilde yaşamışlardı. Orada kullandıkları tören giysileri, kök boyalarla yaptıkları hayvan figürlerini kullanarak onların güçlerini kendi bedenlerine aktarma istekleri de vardı. Bütün bunlar, doğayla bu kadar bütün olmaları beni çok etkilemiştir. Dolayısıyla tekrar bu bağların hatırlanmasının insanların ve dünyanın faydasına olacağına inanıyorum.

Okuyucularımız nereden takip edebilirler sizi? Sergi ve atölye çalışması tarihlerini nereden öğrenebilirler?

"Bahar Bozacı Designs" ismiyle Facebook sayfam var, bir de www.baharbozaci.com şeklinde bir internet sitem var, buralardan takip edebilirler.

Çok teşekkür ederiz... Okuyucularımıza söylemek istediğiniz son bir şey var mı?

Tüketmek yerine, üreterek var olan şeyi ortaya çıkarmamız gerektiğini savunuyorum ben. Çünkü her şeyin hızlıca tüketildiği bir zamanda yaşıyoruz. Böyle bir zamanda durup, biraz yavaşlamak gerek bence. Aynı yavaş yemek, yavaş şehir ve benzerleri gibi ekolojik baskı da. Yavaş bir süreçle boya, baskı oluyor, ürün ortaya çıkıyor. O süreçlerin tadını çıkarabiliyorsunuz. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. "Sürekli doğuya gidersen batıya çıkarsın" demiş şair, ben de bu kadar fazla teknolojiden sonra, tekrar başlangıca, doğaya döneceğimize inanıyorum. Doğayı yok edersek elimizde hiçbir şey kalmayacak. Bir kızılderili şefinin de dediği gibi; "Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda ve son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak." Umarım o duruma gelmeden bazı şeylerin kıymetini biliriz.

**Bahar Bozacı, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar mezunu tekstil sanatçısı, büyük bir doğa hayranı ve ekolojik ürünler meraklısı. Uzun yıllar tasarımcı olarak çalıştığı tekstil sektöründe kullanılan kimyasalların insan sağlığına ve çevreye verdiği zarar nedeniyle ekolojik ürünlere yönelen Bahar Bozacı, ECO PRINTING ( Ekolojik, bitkisel baskı) tekniğiyle tanışır. Türkiye’de yeni yeni tanınan bu teknikle yaptığı sanatsal çalışmalarını 14 Nisan 2015 yılında İzmir İtalyan Kültür Merkezinde bir sergi altında toplamış ve Ekolojik Baskı tekniğini Türkiye’de ilk defa sanatseverlerin beğenisine sunmuştur. 14 Mayıs 2016 yılında bir dizi atölye çalışmasıyla Ekolojik Baskı tekniğini öğretmeye başlamıştır. 1 Haziran 2016 yılında İngiltere’de Datchworth’da ‘From the Earth Textile’ ın düzenlediği sergide, ekolojik baskıyla çalıştığı tekstil sanat eseri, içinde İndia Flint gibi değerli tekstil sanatçılarının yer aldığı Mardleybury Gallery’de sergilenmiştir. 18- 31 Ekim 2016 da İzmir Fuar Resim Heykel Müzesi'nde Botanik Hikayeler isimi kişisel sergisi, 2 Kasım 2016'da ise Cumhuriyet ve Atatürk isimli Karma sergiyi yine İzmir Fuar Resim Heykel Müzesinde gerçekleştirmiştir. Halen yurt içinde ve yurt dışında Ekolojik Baskı çalışmalarına devam etmektedir.