Güncel Haberler:

Betül Şahin: ''Oyunculuk Bir Tür Deliliktir.''

01.02.2018


BETÜL ŞAHİN: “OYUNCULUK BİR TÜR DELİLİKTİR.”




Bodrum'a âşık, oyunculuk ise onun için bir tutku... Şu sıralar tiyatro sahnelerinde bol bol yer alan Betül Şahin, yeni projesi “Ömürsün Doktor” ile seyirci karşısına çıkıyor. Marziye, Beşik Kertmesi, Serseri, Beyaz Gelincik, Omuz Omuza gibi birçok projede başarıyla tanınsa da hepimiz onu efsaneleşmiş dizi Yılan Hikâyesi ile anıyoruz. Güzel ve başarılı oyuncu Betil Şahin ile televizyondan sinemaya, daha sonra tiyatro sahnelerine uzanan oyunculuk serüvenini konuştuk, onunla hayata dair keyifli bir söyleşi yaptık.

Betül Şahin'i elbette tanıyoruz ama siz bize kendinizden bahsetseniz, bilmediğimiz neler söylersiniz?

Aslında hepimizin o kadar çok bilinmeyen tarafı var ki bizim bile hâlâ keşfetmediğimiz... Çünkü sürekli değişim ve gelişim halindeyiz. Çok sade ve temiz bir hayat yaşamaya çalışıyorum. Zaten dünyamız ve tabii ki Türkiye zor bir süreçten geçiyor. Sürekli bizi üzecek durumlarla yüzleşir olduk. Bunlara kayıtsız kalmamakla birlikte kaygılardan, duygu ve düşünce kirliliğinden arınmak için daha çok sevdiğim şeyleri yaparak zamanımı değerlendiriyorum. Yaptığım işi seviyorum. Yürekleri güzel samimi insanlarla vakit geçirmeyi seviyorum. Kendime zaman ayırıp uzun yürüyüş, yoga ve meditasyon yapmayı, farklı kitaplar okuyarak müzikle rahatlamayı tercih ediyorum. Bunun dışında fırsat buldukça görmediğim yerleri görüp farklı kültürleri ve insanları tanıyarak yeni bakış açıları yaratıyorum kendimde. Bir gün elimde küçük bir valizle çıkıp görmediğim yerlerden oluşan bir rotayla dünya turu hedefliyorum.

“OYUNCULUK BİR TÜR DELİLİKTİR.”





Oyuncu olmaya ilk ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

İlkokul yıllarında arkadaşlarıma, ben büyüyünce oyuncu olacağım derdim hep fakat bu istek üzerine bir iddiam ya da planlarım olmadı hiç. Bir dilek gibiydi sanki safiyane duygularla söylenmiş... (Gülüyor) 20 yaşındayken sinema güzellik yarışmasına katılmıştım ve kazanamamıştım ama oradaki çevre ve ortam bana bugünün zeminini hazırlamıştı. Dizilerle başlayan, tiyatroyla devam eden bir serüven...

Peki oyunculuğun sizin için tanımı nedir?

Oyunculuk, içindeki çoklu kişiliği keyif alarak, severek ifade etmek ve yansıtmaktır. Bir tür deliliktir.

Bir kadın oyuncu olarak yanıtlamanızı istesek... Türkiye’de kadın olmanın zorlukları nedir?

Kadınlar erkeklere göre üstün sosyal becerilere sahipler. Fakat erkek egemen bir toplum olduğumuzdan kategorize edilmek kadınlar için zor zanaattir. Hayatın hemen hemen her dalında ayrımcılık yapılmaktadır. Aile, çevre ve eğitim çok önemli tabii. Her kadın bu şansa sahip olamayabiliyor ya da kendi şansını yaratamayabiliyor. Ben biraz genel bakıyorum cinsiyet ayırt etmeksizin insan olmak zor diyorum. Kendimizi eğitmezsek, algı ve empatimizi yüksekte tutmazsak bir arada yaşamayı çekilmez kılarız. Dönüşüme açık ve hazır olmalıyız.





İki sezondur farklı oyunlarla tiyatro sahnesinde sizi izliyoruz. Peki ya sanatın diğer alanlarıyla aranız nasıl?

Oyunculuk dışında hiçbir dala tam anlamıyla eğilmedim ancak dans ve müziği çok seviyorum. Yazı yönümü geliştirmeye çalışıyorum, belki ileride bir kitap çıkarırım. (Gülüyor)

“BENİM İÇİN İYİ YA DA KÖTÜ KARAKTER YOKTUR.”

Omuz Omuza dizisinde şıpsevdi, sempatik bir karakteri oynuyordunuz. Beyaz Gelincik dizisinde ise kötü bir yengeyi... Peki kötü karakterleri mi yoksa iyi karakterleri mi oynamayı tercih edersiniz?

Benim için iyi ya da kötü karakter yoktur. Senaryoda karakterin derinliğinin işlenmesi ve izleyicinin bununla bir bağ kurabilmesi önemlidir. Derinliği ve hikayesi olmayan bir karakter iyi ya da kötü olsun hiçbir etkileşim sağlayamaz. Önemli olan izleyiciyi, verdiğimiz mesajlarla düşündürerek empatiye davet etmektir.

Kendinizi komedi mi yoksa dram oyuncusu olarak mı tanımlarsınız?

Komedi deneyimim olmadı pek. Daha çok dram ağırlıklı oynadım. Komedi işlerin içinde de olmayı isterim.

Oynadıktan sonra etkisinden çıkamadığınız bir rol ya da bir sahne oldu mu?

“Serseri” dizisinde âmâ bir kızı, “Hırsız”da ise sakat kalmış bir kızı oynadım. Role çalışırken, setteyken psikolojik bir etki bırakıyordu tabii. Fakat paydos denildiğinde kostümlerimi giysi odasına bırakırken o karakterleri de bırakıyordum. Eve tekrar Betül olarak dönmem gerektiğini biliyorum.





“YILAN HİKÂYESİ BENİM ŞANSIMDI.”

Son zamanlarda sizi ekranlarda çok fazla göremiyoruz... Tiyatroya yönelmenizin bir sebebi var mı?

Sahneyi deneyimlemek istedim ve gelen teklifleri ona göre değerlendirdim. Tekrar ekranlarda olmak isterim içime sinen bir proje olursa. Televizyonun yeri bende farklı çünkü oyunculuğumu ilk icra ettiğim yer orası.

Yılan Hikâyesi yayınlandığı döneme damgasını vurmuş bir diziydi. Çoğu insan sizi hâlâ Başak karakteriyle tanıyor... Yılan Hikâyesi gibi bir projede yer almak nasıldı? Bize biraz anlatır mısınız o günleri?

Yılan Hikâyesi ekranların gelmiş geçmiş en beğenilen projelerinden. Benim şansımdı. İzleyicilerle aramda o tatlı bağı kurmamı sağlayan ilk dizimdir. O kadar yoğun çalışıyorduk ki her günümüz bir maceraydı. Elimizde silahlarla aksiyon bir iş çekerken bir yandan da eğlenmeyi ihmal etmiyorduk tabii. Ayten Gökçer’in anıları, Meltem Cumbul’un insanı motive eden neşesi, Mehmet Ali Alabora’nın çocuksu ve yüksek enerjisi, bir de neredeyse boyum kadar bacak boyu olan bir adam olduğu için onunla yan yana koşmak zorunda oluşlarım çok eğlenceli oluyordu -tabii daha çok ekip için-. (Gülüyor) Çetin Tekindor ve Süleyman Turan gibi oyuncularla da aynı projede olmak inanılmaz keyifliydi. Sürekli bir şey katıyorlardı hayatıma, oyunculuğuma. Belgrad Ormanları'nda hava eksi beş derecedeyken gün batımında başlayan çekimlerimiz gün aydınlanana kadar sürerdi. Kameranın bile donduğu ve çalışmadığı günlerde biz oyuncuların donma ve çalışmama gibi bir lüksü yoktu. Hep yüksek bir motivasyonla ve uyum içinde, severek yapardık işimizi. Unutamam o günleri, güzel anılardı hepsi benim için.





“DİZİ AKIL İŞİ, TİYATRO DUYGU İŞİDİR.”

Kamera önü oyunculuğuna nasıl bakıyorsunuz? Sizce tiyatro oyunculuğu mu, kamera önü oyunculuğu mu?

Kamera önü izlendiği kadar kolay değildir, meşakkatli bir iştir. %80'i beklemekle geçer, geri kalan zamanda oynarsın. Tiyatro iki saatse iki saat sonra biter işin prova sürecini hesaba katmazsak. Dizi akıl işi, tiyatro duygu işidir. Sahnede vermen gereken duygunun, durumun içine girer, oynar ve çıkarsın. Kamera önünde sürekli bölünen enerjini aynı tutmak zorunda kalırsın ki duygunun devamlılığını tutabilesin. Kamera daha analitik bir şey. Ortak yönleri var fakat ikisini birbirinden ayıran faktörler de fazla diyebiliriz. Ben ikisini de durum ve şartlara göre tercih edebilirim farklı zamanlarda olmak kaydıyla.

Nene Hatun filminde Zeynep karakterini canlandırdınız. Bir dönem filminde oynamak nasıldı?

Sinemada olmak zaten güzel bir his, bir de dönem işi olunca kendini o dönemin içinde buluyorsun. Çalışırken, araştırma yaparken farklı bir yere alıp götürüyor bu durum insanı. Oyunculuk bana hep kişisel gelişim gibi gelmiştir. Yaptığım işin bu yönünü çok seviyorum bu sebepten.

Kandemir Konduk'un yazıp yönettiği “Kadınlar Hep Gülmeli” isminde bir tiyatro oyununda da Ayşen Gruda'yla birlikte yer almıştınız. Böyle bir projede yer almak, Ayşen Gruda gibi usta bir oyuncuyla birlikte sahne almak nasıl bir duyguydu? Hiç unutamadığınız bir anınız var mı o günlerden?

İlk tiyatro oyunumdu, keyifli bir dönemdi. Ayşen Gruda, deneyimli ve zeki bir oyuncu. 7 kadın bir arada çok eğlendik çalışırken. Tabii turnelerde Ayşen Abla ve hikâyeleri ayrı keyif katardı bizlere. Anlatmayı seven biri, dinlemesi de bir hayli keyifliydi. Her anısı bir fıkra tadında…




Çok sevdiğiniz, hatta hayranı olduğunuz bir oyuncu var mı?

Cate Blanchett müthiş bir oyuncu. Kıpırdamadan izleyebildiğim ender oyunculardan.

Peki yönetmenler arasından... Çalışmayı hayal ettiğiniz bir yönetmen var mı?

Woody Allen’ın yönetmenliğinde romantik komedi bir filmde onamayı isterdim.

Oyunculuk mesleğine yeni adım atmış oyuncu adaylarına neler önermek istersiniz?

Her şeyin hızla değiştiği bir sistemde kendilerini sürekli yenilemeleri gerekiyor. Güzelliğe kafayı takmalarından çok seyahat edip gözlem yapmalarını ve okumalarını öneririm.

Peki siz eğer oyuncu olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?

Psikolog olmak isterdim. İnsanları analiz etmeyi ve davranış modellerini araştırmayı seven bir tarafım var.




“BODRUM’LA ARAMDA ÖZEL BİR BAĞ VAR.”

Bodrum'u çok sevdiğinizi, yaz kış hep gittiğinizi duyduk...

Doğayı çok seviyorum. Kendimi huzurlu hissettiğim yerlerden biri de Bodrum. Temiz havası, denizi, mavisi, yerlileri ve organik yiyeceklere rahat ulaşabildiğim bir yer olarak vazgeçilmezim diyebilirim. Spritüel bir yaşam sürdürmek için akışta olan, an’da kalmamı sağlayan bir yer. Bodrum’la aramda özel bir bağ var.

Denizi de çok seviyorsunuz o halde...

Denizi yaz-kış çok severim. Tuzlu suyun zaten sihirli bir etkisi var, üzerinizden negatifi söküp alıyor.

“MUTLULUK, ANLIK ŞEYLERDEN OLUŞUR.”





Sizi hayatta en çok mutlu eden şey nedir?

Mutluluk, anlık şeylerden oluşur. İç huzurumu sağlayabiliyorsam eğer, sevdiklerimle geçirdiğim ve doğada olup gökyüzünü gördüğüm her an mutluyum.

Kitap okumayı çok seviyorsunuz bildiğimiz kadarıyla... Son zamanlarda okuduğunuz ve sizi en çok etkileyen kitap neydi?

Eckhart Tolle'ün “Şimdinin Gücü” isimli kitabından çok etkilemiştim ilk okuduğumda. En son da Yuval Harari'nin “Hayvanlardan Tanrılara Sapiens”i okudum.





Şu sıralar “Ömürsün Doktor” isimli bir tiyatro oyununda yer alıyorsunuz. Oyundan ve canlandırdığınız karakterinizden bahseder misiniz bize?

Anton Çehov’un yaşadıklarını ve öykülerini büyük bir samimiyetle seyircisiyle paylaşan bir oyun “Ömürsün Doktor”. Biz de değişik öykülerde, Çehov’un renkli karakterlerini canlandırarak, insan kişiliğinin labirentlerinde keyifli bir yolculuk yaptırmayı hedefliyoruz. Türk seyircisine iyice yakınlaştırılmış, son derece sıcak bir komedi şöleni... Öyle ki seyirci, “Olaylar Rusya’da mı geçiyor, yoksa Türkiye’de mi?” diye sormaktan kendini alamıyor. Zaten iyi bir yazarın elinden çıkmış iyi bir öykü, yer ve zaman tanımaz. Rusya’da da geçebilir, Türkiye’de de... Güçlü kalemiyle olduğu kadar, doktorluk mesleğiyle de bilinen Anton Çehov’a, anlattığı bunca güzel ve komik öyküden sonra, bizler de “Ömürsün Doktor!” diyoruz. (Gülüyor)

Oyunda öncelikli olarak canlandırdığım karakter, kocasının sevgisinden ve güveninden memnun olmakla birlikte, evli kadınları baştan çıkarmakta usta çapkın bir adama türlü oyunlar sonucu gönlünü kaptıran ve tek düze evliliğiyle özlemini çektiği aşk heyecanının arasında kalan bir kadın... Ayrıca birbirinden çok farklı iki sürpriz karakteri daha canlandırıyorum.

Bir projeye başlarken o role nasıl hazırlanıyorsunuz?

Karakteri analiz ediyorum öncelikle. Araştırıyorum, bilgi topluyorum, gerekirse gözlem yapıyorum. Tiyatroda prova süreci oyun ve roller oturana kadar bu zamanı tanıyor zaten.

Yakın zamanda sizi yine ekranlarda görebilecek miyiz? Var mı yeni bir proje?

Her an olabilir, görüşmelerimiz sürüyor. Netleşmeden bilgi vermek istemem.

Bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz... Son olarak, Ege Life okuyucularına söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Ben teşekkür ederim. Ege’yi çok seviyorum. Life’i daha çok! (Gülüyor) Çok sevin birçok şeyi… Güzel sevin, ne kadar güzel severseniz hayatınız o kadar güzelleşir. Fakat ilk önce kendinizi sevin. Sevgiler…