Güncel Haberler:

Bir Milletin Yeniden Doğuşu 29 Ekim Özel İçeriği

01.10.2018

Bir Milletin Yeniden Doğuşu 29 Ekim Özel İçeriği


Ulu Önder Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nu bulduğunda, ülke perişan haldeydi; hiç şüphesiz.  İmparatorluğun dağıldığı günlerde yaşanan bu sıkıntılar elbette kabul edilebilirdi. Ancak bu günlerden doğan güneş, hala ülkemizi aydınlatmaya devam ediyor. Mustafa Kemal Atatürk’ü, Cumhuriyetimizin 95. Yılında sevgi ve saygı ile anıyoruz. Sizler için hazırladığımız listemizde, Atatürk’ün bir milletin yeniden doğuşuna nasıl önderlik ettiğini bir kez daha derinden hissedeceksiniz. 



    1- Ülkeyi neredeyse dolanan bir demiryolu ağı vardı ancak ne yazık ki bize ait değildi. Tahmini demiryolu uzunluğu 4000 km, gelişmek ya da açılmanın mümkün olmadığı aşikâr... Zira bu sırada toplam sanayi kuruluşumu sayımız 282 adetti. Buradan da elde edilen gelirin tamamı Türkiye’ye ait olamıyor, yalnızca %15’i bize kalıyordu.




    2- Teknoloji ülkede öylesine yoktu ki, telefon, motor ve makine yok denebilecek kadar azdı. Elektrik kullanımı da üretim hakkı yabancı ülkelerde olduğu için sınırlanmıştı. Kâğıt üretimi olmadığı gibi, kitap basımı sayısı da korkunç bir değerdeydi. 1830 yılına kadar, 100 yıl içerisinde yalnızca 180 kitap! Haliyle, erkeklerin %7si, kadınların %4 ü okuma yazma biliyordu.




    3- Ülke tarım ülkesi olarak görülüyor, ancak sığır vebası yüzünden tarım yapmak da mümkün olmuyordu. İnsanların eline geçen üç kuruş para da savaş zenginleri tarafından sömürülüyordu. İlkel yöntemlerle tarım yapılıyor ve üretim gün geçtikçe azalıyordu. 



    4- 11 milyonluk bir nüfusun yaşadığı köylerde, yalnızca nüfusun %2’si okur-yazardı. Zira köylerin %90’ından fazlasında okul bulunmadığından okur-yazar sayısı da oldukça düşüktü. Ülkenin tamamındaki okul sayısı ise 4770 idi. Bu sayıya karşılık eğitim alması gereken çocuk sayısı 337 binlerdeydi. Ortaokul sayısında ise durum daha vahimdi. Ülke genelinde yalnızca 153 ortaokul ve lise bulunurken, yalnızca 700 kız çocuğu okuyabiliyordu.



    5- Ülkenin çoğunluğu yerleşik bir hayat yaşamıyor, %80’i de kırsal kesimde yaşıyordu. Mevcut olan 40 bin köyün 37 bini gibi önemli bir kısmında okul, postane ya da ticarethane mevcut değildi. 



    6- Türkiye genelinde doktor sayısı 337 idi. Hal böyle olunca bir doktora düşen kişi sayısı ne yazık ki tam 30.000 kişiydi. Toplam eczacı sayısı 60 iken, hastalıklarla boğuşan bir milletin derdine deva bulmak oldukça zordu. Salgın hastalıklar her yerde sürekli olarak baş göstermeye devam ediyordu. Bebek ölüm oranı %60’ların üzerindeydi ve ne yazık ki doğum yaptırabilecek ebe sayısı da oldukça azdı. 




    7- Ülkenin hemen her yeri yangın yeriydi, düşman ülkeler tam 830 köyümüzü yakmış, yerle bir etmişti. Yanan binaların toplam sayısı 114.408’di, göçebe yaşamı en çok tetikleyen şey de bu olsa gerek. 



Atatürk’ün 30 Ekim 1923’de İsmet Paşa’ya dediği gibi, “Bize geri, borçlu, hasta bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.”. Doğan güneş, ülkenin makus kaderini değiştirmiş, Ulu Önder Atatürk’ün ışığında tüm karanlıklar birer birer aydınlığa çıkarılmıştır. 

Cumhuriyetimizin 95. Yılı kutlu olsun! 



Derleyen ve Düzenleyen: Damla Kılınç
Kaynak: www.academia.edu.tr
    www.onedio.com