Güncel Haberler:

Bir Yaşayan Efsane: HALDUN DORMEN

20.01.2017

Röportaj: Duygu ASKER AKSOY

Fotoğraf: Mehmet Emin AL

Bir Yaşayan Efsane:

HALDUN DORMEN

Tiyatronun yaşayan efsanelerinden, duayen sanatçı Haldun Dormen’le ve Sahne Tozu

Tiyatrosu’nun kurucusu Çağlar İşgören’le, Haldun Dormen’in İzmir’de yönettiği

Pes Doğrusu oyunu üzerine konuştuk.



Oyunun prova arasında bize zaman ayırdılar ve sonrasında da provayı izleme şansına sahip olduk, dolayısıyla heyecanlarına da şahitlik ettik. Gerçekten güzel bir oyun izleyeceğimiz provalardan belli oluyor, oyunu izlemek için sabırsızlandığımı da söylemeden geçemeyeceğim. Sanıyorum ki dergimizin Kasım sayısı yayımlandığında Pes Doğrusu prömiyerini yapmış olacaktır.

Haldun Dormen, sayısız başarısına, sahip olduğu büyük üne ve yaşına rağmen alçak gönüllü kalmayı başarabilmiş bir usta. Ayrıca çok sıcakkanlı, eğlenceli ve bitmek bilmeyen bir enerjiye sahip bir adam. “Yaptığınız işi sevin, hayatı sevin” diyor. Bir de, “Umut etmekten vazgeçmeyin” diyor. Yaşam enerjisinin sırrını da bize veriyor aslında bu sözleriyle.


Öncelikle, İzmir’e hoş geldiniz. Yönetmenliğini yaptığınız Pes Doğrusu isimli oyunu sahneleyeceksiniz, hazırlıklarını yapıyorsunuz...

Hazırlıklarımız bitti, hazırız yani. Siz gelmeden önce selamlama provası alıyorduk hatta. 21 Ekim Cuma akşamı prömiyeri olacak. Daha sonra da uzun bir süre oynanmaya devam edecek.


Pes Doğrusu komedi, iki perdelik bir oyun. Bu oyunla ilgili, İzmirli izleyicilere ne söylemek istersiniz?

Gülmekle, kaliteli gülmek arasında fark vardır. Pes Doğrusu’nun en büyük özelliği, kaliteli güldürecek insanları, yani güldürmek için güldürmeyecek. Oyundan dolayı güldürecek, karakterlerden dolayı güldürecek. Ortalıkta olan olaylardan dolayı güldürecek. Ben çünkü komiklik yapılan komediyi sevmiyorum.


Kaç oyuncu var oyunda, performanslarını nasıl değerlendirirsiniz?

On dört kişi oynuyor. Performansları çok çok iyi. Kadrosunu zaten biz bundan üç ay evvel beraber yapmıştık. Kaba çalışmasını bitirdikten sonra ben İstanbul’a gittim, Şahane Züğürtler’i çalışmak için. Şahane Züğürtler bittikten sonra geri geldim, oluşturduk. Sahne Tozu’yla çalışmaktan dolayı çok memnunum, çok mutluyum.


 Sizi böyle sık sık İzmir’de görmek çok güzel...

 Ben İzmir’e 1960 yılından beri geliyorum. Dormen tiyatrosunun aşağı yukarı her oyununu İzmir’de oynadım, ve büyük başarıyla oynadım. Eski  açık hava tiyatrosunda oynadık, yazın gelirdik. Mesela Papaz Kaçtı, Şahane Züğürtler, yine aynı şekilde Erol Günaydın’ın yazdığı benim de  çok sevdiğim Yaygara Yetmiş gibi oyunları bir ay süreyle kapalı gişe oynardık 2800 kişilik açık hava tiyatrosunda. Onun için İzmir Seyircisi  artık benim haşır neşir olduğum bir seyirci. Sonra yıllarca, bugüne kadar hep geldik, hala da geliyorum.


 Nasıl buluyorsunuz İzmir seyircisini, geçmişe göre değişim var mı sizce?

 İzmir’de kemik bir seyirci var ve oyunlara geliyor. İzmir seyircisi de benim seyircimmiş gibi geliyor bana artık, İstanbul seyircim gibi yani.  Mesela son oynadığım oyun olan Kibarlık Budalası’yla sanıyorum on dört defa geldik, kapalı gişe oynadı. Öbür taraftan, Sahne Tozu  Tiyatrosu’nun ben on yıldır sanat danışmanıyım. Bizim amacımız, Sahne Tozu’nun gençleriyle birlikte, ben de onların hocaları olarak,  İzmir’de yerleşik ve değerli bir tiyatro oturtmak.


“TİYATRO SEYİRCİSİ GENÇLEŞTİ”


Genel olarak tiyatro seyircilerinden bahsedecek olursak, bir kıyas yapmamız doğru olur mu İstanbul, İzmir, Ankara arasında?

Yok, kıyas yapmak doğru olmaz. Mesela evet, Ankara, İstanbul ve İzmir'e göre biraz kaliteliydi eskiden. Daha bilinçli bir seyirci vardı. Ama şimdi öyle bir fark kalmadı, hepsi aynı oldu. Bence genel olarak gayet iyi bir seyirci var ve beni çok mutlu eden bir şey var, seyircilerin yüzde sekseni gençleşti. Genç seyircileri görüyorum, bu beni çok mutlu ediyor. Yani o gençlerin gelip oyunu seyretmiş olmaları ve sonradan gelip beni tebrik etmeleri beni çok mutlu ediyor. Bu her yerde böyle, ben bunu her yerde görüyorum. Bayılıyorum gördükçe, çok güzel. Bir de, beni mutlu eden başka bir şey daha var. Ben Anadolu’da çok turneye çıkıyorum. Mesela en son Çanakkale’de Biga'ya gittim, ismini bile zor bildiğim bir ilçe. Bir de ilk defa öğrendiğim Bursa’nın Turgutlu ilçesine gittim. İkisine de harika salonlar yapmışlar, çok güzel olmuş. Büyük bir seyirci kitlesi vardı ve büyük bir keyifle dolu salonlara oynadık. Bu da beni çok mutlu etti. Biga’nın ben gerçekten ismini zor duyuyordum, Turgutlu’yu ilk defa duydum. Çok şeker iki tane ilçe ve çok büyük, kaliteli iki tane salon... Muhsin Ertuğrul’un bütün Anadolu tiyatro hayali tam anlamıyla başlamış oldu yani. En son Biga’yla Turgutlu’da oynadık ama tabii daha bir sürü yerde oynadım, çok güzel salonlar var.


Tiyatro izleyicisinin gençleştiğini gözlemlemişsiniz. Peki tiyatro öğrenmeye meraklı çok genç var mı? Bildiğim kadarıyla siz de ders veriyorsunuz İstanbul’da.

Tabii, çok var. Burada mesela şimdi Sahne Tozu’nun aşağı yukarı altı yüz tane öğrencisi var. Bunların hepsi tiyatro öğrenmek isteyen, tiyatro yapmak isteyen, tiyatroya aşık insanlar. Bu da çok güzel bir şey. Onların aynı şekilde İstanbul’da da bir kolu var, orada da ben ders veriyorum, Sahne Tozu Tiyatrosu Tiyatro Akademisi’nin Nişantaşı Şubesi’nde. Benimle birlikte Göksel Kortay, Zerrin Tekindor, Selçuk Yöntem, Zafer Ergin, Kandemir Konduk ve Selçuk Borak da ders veriyor.


Başka şehirlerde de böyle planlarınız var mı, eğitim veya danışmanlık gibi?

Yok, zaten İstanbul’da dünya kadar işim var, İzmir’i de bırakamam artık. Zaten İstanbul benim yaşadığım yer. Evim orada, bütün yakınlarım orada... İzmir’de de elimden geldiği kadar beraber olmaya çalışıyorum Sahne Tozu’yla. Başka bir şehre daha ancak bir oyun için giderim. Tek bir oyun sahneye koyarım memnuniyetle ama devamlı danışmanlık yapmam imkansız.


“UMUT, HAYATIMIZIN GÜNEŞİ”


“Amacımız Sahne Tozu Tiyatrosu’yla birlikte İzmir’de yerleşik ve değerli bir tiyatro oturtmak” demiştiniz, bundan biraz bahsedebilir miyiz?

Eh, artık bunu başardık galiba, yavaş yavaş oluyor. Bu sene bu Pes Doğrusu oyunuyla tam yerine oturacak bence. Çünkü çok çok hoş bir oyun, çok komik bir oyun. Yani komik derken, komedi. Dünyanın en büyük komedi yazarlarından biri olan, hatta Moliere’den sonraki en büyük komedi yazarı olan Georges Feydeau’nun baş eseri bence. Dormen Tiyatrosu’nda iki kere oynandı, ikisinde de kapalı gişe oynandı. Burada da kapalı gişe oynanacak inşallah. Çok da iyi oynuyorlar, onun için çok mutluyum yani. Ayrıca, Sahne Tozu’yla çalışmaktan dolayı da çok mutluyum daha önce de söylediğim gibi, çünkü o kadar hevesli ve o kadar işi seven insanlar ki, onlarla birlikteyken gençlik hissediyorum, gençleşiyorum.


Gençlerle çalışmanın da güzel ve umut verici bir yanı var sanırım...

Valla ben gençlerle çok çalışıyorum, hep gençlerle geçiyor hayatım. Bizim yaşımızdakiler yok etrafımızda zaten artık. (gülüyor) Ben çok rahat çalışan bir insan olduğum için, onlar da benimle çok rahat çalışıyorlar. Mesela buraya gelmeden üç gün evvel İstanbul’da Şehir Tiyatrosu’nda Şahane Züğürtler’i sahneye koydum, onun prömiyerini yaptım, buraya geldim. Yani iki oyunu aynı anda sahneye koydum. Şahane Züğürtler bence büyük sükse oldu, kıyamet koptu ilk gecesinde, inşallah o da kapalı gişe oynayacak. Gençlerle çalışmak güzel yani. Ben onlara hep umut vermek istiyorum. Umutlarını yok etmek istemiyorum çünkü bence umut olmadan yaşamak çok zor.

Bu sizin için de geçerli, herkes için... Umutla yaşamak gerek. Türkiye için umut, tiyatro için umut, evlilik için umut, sevgi için umut, başarı için umut, umut, umut, umut... Yani kısaca umut olmadan yaşanmaz. Umut bence bizim hayatımızın güneşi. Zaman zaman üzerine bulutlar geliyor ama arkadan çıkıyor yine o güneş. Ben bunu gençlere aşılamaya çalışıyorum, bir de çalışmanın ne kadar keyifli olduğunu, çalışmayı severek işlerinde ne kadar çok başarılı olabileceklerini anlatmaya çalışıyorum. Ben bu yaşta hala büyük bir keyifle yapıyorum. Onun için hala ayaktayım ve hala dincim.


Böyle dinç bir şekilde ayakta olmanızın sanırım tiyatroyla bir ilgisi var...

Tabii tabii, yaptığım işi çok seviyorum, hayatı çok seviyorum, insanları çok seviyorum. Yaş önemli değil bence, benim hissettiğim yaş önemli. Yani baya yaşlıyım çünkü. (gülüyor) Ben kendimi hala işe yarar, genç hissediyorum.


“HER DAKİKA HALDUN DORMEN OLMAK ZORUNDAYIM”



 İzmir’i de seviyorsunuz anladığım kadarıyla. Sık sık gelmeye devam edeceksiniz öyleyse?

 Tabii ki, ben hep geliyorum, Sahne Tozu’nun sanat danışmanıyım zaten daha önce de dediğim gibi. Artık aşağı yukarı İzmir’de de bir evim  var sayılır, (...) Otelde bir dairem var, oraya geliyorum. Çok da güzel bir daire, denizin üstünde. Sabah erkenden balık tutanları  görüyorum, onlarla biraz oyalanıyorum, izliyorum, beni çok mutlu ediyor. Akşam da bizim gençlerle Kordon’a yemek yemeye gitmek,  mesela (...) lokantasında yemek yemek geleneklerimizden biri oldu. Bu da çok hoşuma gidiyor.


 Sokağa çıktığınızda mesela balıkçısından seyyar satıcısına sokaktaki çoğu insanın sizi tanıması iyi bir şey, değil mi?

 Balıkçıdan, çiçekçisine kadar herkes tanıyor, bu beni tabii ki çok mutlu ediyor. Gerçekten herkes tanıyor. Bu da bu kadar senelik  çalışmanın ürünü. Tabii mesela bazen tanımayanlar da olabiliyor, “Siz Haldun Taner misiniz?” diyorlar, “Nejat Uygur musunuz?”  diyorlar.  Ama bu çok ender oluyor.


 Mesela bir gün Borges’e metronun çıkışında bir okuru “Siz Borges misiniz?” diye soruyor. Borges da “ara sıra” diye cevap veriyor.

 Benim ara sıra olacak kadar vaktim yok, ben her dakika Haldun Dormen olmak zorundayım. Hiç vaktim yok çünkü. 



Yıllar önce bir televizyon programınız vardı, orada bir kısa oyun izlemiştim. Bütün organlarımı bağışladım ama gözlerimi bağışlamadım diyordu sevgilisine. Sizin de organ bağışı destekçisi olduğunuzu biliyoruz...

Evet, ben de organlarımı bağışladım. Önemine inanıyorum çünkü. Genç nesillere de öneriyorum. Öldükten sonra kendi işlerine yaramayacağına göre, bağışlasınlar, başkasının işine yarasın. Zaten benimle beraber gençlerden birkaç kişi daha geldi, onlar da bağışladılar organlarını.


Klasik bir soru ama sormazsak olmaz, İzmir’de Şehir Tiyatrosu olmaması hakkında değerlendirmenizi alabilir miyiz kısaca?

Ben 21 yaşındayken, ilk Amerika’dan geldiğim zaman, Muhsin Ertuğrul şehir tiyatrosu kurmam için beni buraya göndermişti ama olmadı. Sonra biz birkaç kez daha uğraştık açıkçası ancak yine olmadı. İzmir’de bir eksiklik bu, olması lazım. Koskoca İzmir, İzmir kadar aydın bir şehirde, Devlet Tiyatrosu ve çeşitli özel tiyatrolar gibi Şehir Tiyatrosu da olmalı. İlçelerde bile var. Atatürk sanatsız millet olmaz diyor, Almanya’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk olarak tiyatrolar tamir edilip müzeler kuruluyor. Almanya şimdi ne hale geldi gördük işte. Önemli bir şey yani bu, önemsenmesi lazım.


Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Benim soracaklarım bu kadar, sizin izleyicilere bir mesajınız ya da eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Özel bir mesajım yok, iyi vakit geçirsinler, hayatı sevsinler, sanata saygı duysunlar, benim mesajım bu kadar. Ayrıca İzmir’de olmaktan dolayı çok mutluyum, seyircinin de inşallah bu oyunu beğeneceğini düşünüyorum.



Sahne Tozu Tiyatrosu'nun kurucusu olan Çağlar İşgören, genç yaşına rağmen büyük hayalleri ve büyük başarıları olan bir sanatçı. Onunla Pes Doğrusu oyunu üzerine kısa bir söyleşi yaptık.



Bu sezon oynayacağınız ve yönetmenliğini Haldun Dormen'in yaptığı Pes Doğrusu oyununa ilişkin kısa bir değerlendirme alabilir miyiz?

                      Bu oyun benim oynadığım en zor komedi oyunu oldu. Çünkü Georges Feydeau'nun yazdığı bir oyun bu, Haldun Dormen'in söylemine göre, dünyanın en zor farslarından bir tanesi. 1965 yılında da Dormen Tiyatrosu'nda oynanmış.

Burada yine Fransız Farsı şeklinde değil de, biz bu oyunu Türkleştirilmiş şekilde yani Haldun Dormen'in uyarlamasıyla oynuyoruz. Bu oyunun orijinal adı aslında Bit Yeniği'dir. Peki bu Bit Yeniği oyununun neleri orijinal Sahne Tozu'nda diye soracak olursanız, mesela dekoru orijinal, ki bu dekor çok güçlü ve çok zor bir dekor. Sadece dekoru hazırlamak için bir buçuk ayımızı harcadık. Dekorun haricinde kostümler orijinal ve tabii yönetmeni orijinal, çünkü Georges Feydeau'nun Bit Yeniği oyununu Fransa'dan Türkiye'ye Haldun Dormen getiriyor ve biz de Haldun Dormen'in yönetmenliğinde oynuyoruz, o da bizim büyük şansımız.

Bu oyunun en zor kısmı ise, Türkiye'de şu anda bu kadar büyük sahnede bu oyunu oynayabilecek kişi sayısının sınırlı olmasıdır.. Bu biraz büyük bir iddia ama gerçekten yaklaşık 150 metrekarelik bir sahnede oynanıyor bu oyun. 150 metrekarelik sahnede böyle bir farsı oynamak çok zor, belki de paten lazım oyunu oynamak için. Koşuşturmacalı bir oyun olduğundan kan ter içinde kalınıyor. Zaten halihazırda fars olarak dünyanın en zor komedilerinden biriyken, sahnenin büyüklüğü, dekoru gibi zorluklar üst üste binince, daha da zor bir hale geliyor oyun aslında. Bu da bize hem tecrübe kazandırıyor hem de keyif veriyor.

Peki bu oyunun mesajı nedir?

Aslında fars türünde pek mesaj aranmaz. Bu oyun komedi, gerçekten çılgınca bir komedi.

Bu arada fars diyorum sürekli ama çokça yanlış anlaşılır bu aslında, Farslarla ya da Farsçayla alakalı ilgili bir terim değil. Fars bir komedi türüdür.. Bu oyun Vodvil tarzı, bulvar komedisi. Girişler ve çıkışlar çok hızlı, olaylar arapsaçına dönüyor, işler sürekli karışıyor. Zaten oyunun orijinal adı Bit Yeniği, ancak ikinci çevirisi, uyarlaması Dormen Tiyatrosu'nda Arapsaçı diye oynanmış. Biz de bu sene bu oyunu Arapsaçı diye oynayacaktık aslında, Haldun Dormen Mesut Yar'ın programına katıldığımızda daha geçen seneden lanse etmişti. Fakat İzmir'de Arapsaçı isimli farklı bir oyun varmış, o yüzden karışmaması için adını Pes Doğrusu olarak değiştirdi.


"BU OYUNA GELİP DE GÜLMEMEK ÇOK ZOR"


Bir tiyatro izleyicisi zaten bu oyuna gelecektir ama tiyatro izleyicisi olmayan kesimi, bu oyuna gelmesi için nasıl ikna edersiniz? Neden gelmeliler mesela, yönetmen Haldun Dormen olduğu için mi, oyuncular çok iyi olduğu için mi?

Aslında ne Haldun Dormen yönetmen olduğu için, ne de Sahne Tozu oynadığı için... Ben on yedinci yılımı yaşıyorum  tiyatroda. Çok fazla gülebilen biri değilim ben gerçekten. Ancak bu oyunda öyle bir şey var ki, "Ben çok gülmüyorum" diyen biri de güler. Bu oyuna gelip de gülmemek çok zor gerçekten.

Benim gerçekten çok etkilendiğim ve çok şaşırdığım bir oyun oldu, beni şaşırtan bir rol oldu. Uzun zamandır sahneye çıkamıyordum Sahne Tozu'nun işlerini idare etmekten. Ben önce aktörüm, ondan sonra yönetmenliğim geliyor ancak son dönemlerde ne yönetmen ne aktör olabilmiştim. Yönetici olarak gitti uzun bir süre. Arada derede rollerim oluyordu tabii ama buranın idaresi, algısı vergisi, işletmeciliğiyle ilgileniyordum.

Aynı soruyu Haldun Hoca'ya da sorduk aslında. İzmir'de bir Şehir Tiyatrosu'nun olmaması bir eksiklik değil mi sizce? Bir yönetmen olarak, bir oyuncu olarak nasıl bakıyorsunuz kısaca?

Ben öncelikle bir İzmirli olarak şehir tiyatrosunun olmasını çok isterdim. Uzun zamandır tiyatroyla ilgileniyorum, İzmir gibi bir yerin bir şehir tiyatrosunun olmaması çok acı.

Bu noktada tiyatrocular da biraz elini taşın altına koymalı. Kesinlikle bir özeleştiri yapmalıyız, ben de yapıyorum, herkes yapmalı bunu. Tabii bunlara ek olarak, belediyeler bir şeyleri kurarlar, bırakırlar ve işin erbapları da yürütür. Eğer bir şehir tiyatrosu kurulursa belediyenin çok karışmaması taraftarıyım, yani genel yargıya ben de katılıyorum.


"TİYATROCU DEDİĞİNİZ GİŞEDE BİLET DE SATAR, DEKOR DA YAPAR"


Öncelikle böyle güzel bir salonu İzmir'e kazandırdığınız için, bir tiyatro izleyicisi olarak İzmirli seyirciler adına çok teşekkür ediyorum. Burası yapılırken ekip olarak çok emek harcamışsınız, işçi gibi çalışmışsınız. Her şeyi kendiniz mi yaptınız?

Tiyatro oyunculuğu başka, tiyatroculuk başka bir şey. Biz ilk başta, üniversitedeyken, tiyatrocu denildiği zaman "domatesçi portakalcı mıyız biz niye tiyatrocu diyorsunuz" derdik, halbuki bu iş öyle değilmiş, tiyatrocu doğru bir söylemmiş. Çünkü tiyatrocu dediğiniz afiş de tasarlar, gişede bilet de satar, dekor da yapar, temizliğini de yapar, perdesini de takar, ışığını da kendi yapar, makyajını da kendi yapmayı bilir, oyun yönetir de oynar da. Oyuncu oyunculuğunu yaparken, tiyatrocu her şeyi yapar diye düşünüyorum, bu benim felsefem tabii. Biz bu yüzden tiyatrocu olmaya çalışıyoruz elimizden geldiği kadar. Duvar kağıtlarından tutun da, perdelerine kadar, fuayedeki halısından tutun direklerine kadar, bütün salonun temizliğinden koltukların sökülmesi takılmasına, sahnenin çakılmasına kadar, her şeyi kendimiz yaptık. Ki burası önceden boş halde bekleyen bir sinema salonuydu, bu hale getirebildik. Haliyle biz burada tiyatrocu kimliğimizle Türkiye'ye hizmet vermeye çalışıyoruz. Umarım başarılı oluruz. Tabii ana kadrom ile birlikte bunları yaparken yalnız değildik. Aynı felsefede eğitimlerini tamamlayan öğrencilerimiz için kurduğum “Actor Club” bünyesinde bulunan öğrencilerimiz de bu süreçte yanımızda oldular.

“Actor Club”den kısaca bahsedebilir misiniz?

Tabii ki. Akademi kısmında yetişkin eğitimlerimiz iki yıl sürüyor. Bu iki yılın sonunda tiyatro sanatına devam etmek isteyen öğrencilerimiz için bir mülakat yapıyoruz ve bu mülakat sonuçlarına göre öncelikle Yeni Aktörler ekibine dahil olabiliyorlar.  Yeni Aktörler ekibinde bir sezon daha eğitimlerine devam edip, tecrübe kazandıktan sonra yine bir mülakat ile “Actor Club”e katılma şansları olabiliyor.

Çok teşekkür ederiz, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle Ege Life dergisine ve okuyucularına çok teşekkür ederiz. Ekim ve Kasım ayları boyunca her cuma, cumartesi ve pazar Pes Doğrusu oyunuyla seyirci karşısında olacağız. Ayrıca her çarşamba Actor Club oyunlarımız da olacak. Tüm İzmir seyircisini oyunlarımıza bekliyoruz.