Güncel Haberler:

Cihan TALAY ve Cem İŞÇİLER: “İzmir’e Komedi Kulübü Açılmalı”

01.01.2019


Cihan TALAY ve Cem İŞÇİLER:


“İzmir’e Komedi Kulübü Açılmalı”


Ege Üniversitesi’nin düzenlediği Mizah Günleri Kapsamı’nda İzmir’e konuk olan BKM Mutfak’ın birbirinden yetenekli iki komedyeni Cem İşçiler ve Cihan Talay ile “stand-up” konusunu ele aldık. Bol kahkahalı geçen sohbetimizde, stand-up tarzlarından bahsetmemizin yanı sıra, Türkiye’deki komedinin üzerine de değindik. Genç komedyenler, İzmir’in komedi kültüründe eksiklik olduğuna vurgu yaparak İzmir’deki yatırımcıları konuya davet etti ve ‘İzmir’e Komedi Kulübü Açılmalı’ çağrısını yaptı. Stand-up yapmak isteyen gençlere de tecrübelerinden bahseden komedyenlerin, gelecek için umutları yüzlerinden okunuyordu. Bu güzel sohbetimizi sizin de keyifle okumanız dileklerimizle…




Stand-up yapmaya nasıl başladınız?


Cem İşçiler: Ben Keşan Belediyesi’nin düzenlediği bir yarışmaya katılmıştım. 10 sene evvel henüz stand-up denilen algı ülkemizde tam anlamıyla oturmamışken böyle bir şey düzenlenmiş olması benim için takdire şayan bir şeydi… Daha önce stand-up üzerine bir deneyimim olmamıştı. Cem Yılmaz dışında da kimseyi bilmiyordum açıkçası. Yarışmaya katıldım, benimle beraber 5 yarışmacı vardı. Beni birinci seçtiler. Daha sonra videoyu Facebook sayfama attım, insanlar da stand-up yaptığımı sandılar ve gösterilerime gelmek istediler. Onlar böyle bir talepte bulununca, denemek istedim ve sahneyi tuttum. Yani önce bilet satıp sonra sahneyi tuttum. (Gülüyor) Sonra olumlu yorumlar gelince bu işi yapmaya başladım. Son iki yıl öncesine kadar ayda birkaç defa gösteri düzenliyordum. İki yıl önce BKM Mutfak’a dahil oldum, oraya girmem ile birlikte stand-up yapma durumunu hızlandırdım.

“STAND-UP, HERKESİN KENDİ HAYAT PENCERESİDİR.”

Sizce stand-up nedir? Onu nasıl tanımlarsınız?

Cem İşçiler: Stand-up yapan her komedyenin kendi stili var aslında. Benim, Cihan Talay’ın, Mesut Süre’nin, Onur Gökçek’in... Stand-up, herkesin kendi hayat tarzını yansıttığı bir penceredir. Benim yaptığım tarzı özetleyecek olursam, kısaca hep beraber toplandığımız kalabalığın içinde birbirimizi tanıyarak eğlenme şekli diyebilirim. Ancak dediğim gibi, her arkadaşımızın farklı bir stili var. Önemli olan beraber eğlenmek… Komik olduğunu düşündüğümüz şeyleri hatırlatmak üzerine kuruludur stand-up. 


Yaptığınız bir espriye seyirciler gülmedi diyelim. O an ne yapıyorsunuz, moraliniz bozuluyor mu?

Cem İşçiler: Oyun içinde seyircinin gülmemesi, bir komedyenin yaşayabileceği en büyük handikaptır. Fakat bunu şöyle düşünmek lazım; futbolcunun çektiği şutun dışarıya gitmesi, onun futbola küsüp bir daha şut çekmeyeceği anlamına gelmiyor. O yüzden sürekli kaleyi denemek lazım. Orada belki kaleci hata yapar, gol yer diye beklemelisiniz.

Stand-up konseptinizi eğlenmek üzere kurduğunuzu söylediniz. Peki bunun dışında, sahnede iletmek istediğiniz bir mesaj da oluyor mu?

Cem İşçiler: Pek olmuyor aslında. Bizim gösterilere gelen insanlar genelde hayat konusunda tavsiye dinlemeye ihtiyacı olmayan bireyler olduğu için iletilecek bir mesaja gereksinim duymuyorlar. Öğrenci de olsa, aklı başında olan insanlar her zaman, bunun için onlara toplumsal bir mesaj iletmemize gerek olmuyor. Bizimki tamamen, herkesin yaşadığı bu hayattan komik nükteler, tespitler. Tabii her kesimden seyircimiz oluyor. Öğrenciler de geliyor, elini öpüp ‘Abi hoş geldin’ dediğimiz insanlar da geliyor. İzleyici kitlemiz homojen dağılmış durumda, bu çok güzel bir şey.




Peki esprilerinizde en çok ne üzerine değiniyorsunuz?

Cem İşçiler: Benimkinden bahsedeyim kısaca… Herkesin bildiği şey, fakirlik diyebilirim. Çoğu kişinin ortak noktası bence bu. Çok nadir babadan zengin insan tanıyorum. Onun dışında çoğu insan hayatı çeşitli zorluklarla yaşıyor. O zorlukların hangi bölümlerinin komik olabileceğini seyirciye hatırlatmak da sahnede sergilediğim performans denilebilir. Ancak bu fakirliğin çok övülecek bir durum olduğu anlamına gelmiyor tabii. Bunu okuyan zengin arkadaşlarımız varsa ‘Ulan ben de malı mülkü satayım, sürünmeye başlayayım.’ diye düşünmesin. (Gülüyor) Gerçek hayatta yaşayınca o kadar da komik olmuyor. Biz onun içerisindeki nadiren olan komiklikleri bulup seyirci ile paylaşıyoruz. Aslında genel olarak baktığımızda fakir komedisi diye kestirip atmamak lazım, hayattan kesitler de var; ancak bu konu biraz üzerime yapıştı. 

“KÜLTÜREL YAPIYI İYİ ANALİZ ETMEK LAZIM.”

Türkiye’deki stand-up durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Takip ettikleriniz, ilham aldıklarınız var mı? 

Cem İşçiler: Hepimizin ortak noktası Cem Yılmaz’dır muhtemelen. Bizim jenerasyonun bildiği her şey Cem Yılmaz ile başlar. Tabii ondan önce Ferhan Şensoy da yıllarca yaptı. Bizim de şu an BKM Mutfak’ta, Yılmaz Erdoğan önderliğinde kendi içimizde hepimizin birbirimize bir şeyler öğrettiği bir sahne ayağımız oldu. Binlerce kez sahneye çıkan da ilk defa sahneye çıkan da… Hepimiz aynı ortamdayız. Hepimiz birbirimizden bir şeyler öğrendiğimiz için, kimse kimsenin idolü değil diyebilirim. Kimse kimsenin altı da değil. Birbirimizden bir şeyler öğrenerek gelişiyoruz, önemli olan insanları nasıl daha fazla güldürebileceğimiz. 

Yurt dışında bu işin çok daha yaygın olduğunu biliyoruz. Onları takip ediyor musunuz? Türkiye’yle nasıl karşılaştırabilirsiniz kısaca?

Cem İşçiler: Stand up konusunda sadece Cem Yılmaz ile büyüdüğümden, pek fazla dünyadan örnekleri bilmiyordum eskiden. Sonradan takip etmeye başladık tabii. Mesela herkesin bildiği George Carlin’i çok severim. Öylesine başka bir kültür ki dışarıdaki; altyazıyı takip etmeye çalışmaktan sahneye kim çıktı yarım saat sonra görüyorum. Onların açıklığı, rahatlığı ve her konuyu rahatça anlatabilmeleri bizde yok. Bunu bir eleştiri olarak söylemiyorum, bu bir kültürel farklılık. 

Televizyona göre sahnede biraz daha rahatız. Cihan Talay televizyona çıktıktan sonra onu izleyen insanlar gösterilerine giderken artık daha farklı beklentilerle gidiyor. Buna göre de Cihan gösterilerinde ufak tefek değişiklikler yapıyor. Çünkü beklentiler değişiyor. O yüzden çok fazla yabancı stand-up gösterilerini izleyip Türkiye’de stand-up yapmaya çalışmak insanı çok yorar. Ülkemizin kültürel yapısını ve performans sanatçısından ne beklediğini iyi anlamak lazım.

“DERTLERDE MİZAH VARDIR.”

Stand-up’ta yerel ve o topluma uygun komedi daha uygun diyebilir miyiz o hâlde?

Cihan Talay: Örneğin Netflix’te izliyoruz, bir komedyen bölgesel komedyenlik yapıp Texas’ı anlatıyor. Orada yaşayan insanların da çok hoşuna gidiyor. Burada da bu olay yavaş yavaş dönüşüyor. İstanbullular yapıyor, bir İzmirli de çıkıp yapacak belki. Ya da sadece Aydın’ı anlatan bir adam çıkacak. Genele hitap eden komedyenler de olmalı tabii ki, zaten çok başarılı isimler de var bunu yapan; ancak bu bazen dezavantaj oluşturabiliyor. Mesela Cem İşçiler metrobüs şakaları yapıyor ancak İstanbul dışındaki biri metrobüsü bilemeyebiliyor. O zaman da önce metrobüsü anlatmak zorunda kalıyor. Bunların yanında tabii neyin komik olduğunu araştırmak yerine, insanların canını neyin sıktığını bulmak gerek. Mesela İzmir’de insanların canını sıkan şey ne? Bir şey canımızı sıkıyorsa onu irdelediğimizde onun içinde muhakkak mizah vardır. Dertlerde mizah vardır kısaca. Önce komik olanın peşinden koşmuyoruz, canımızı sıkan şeyin peşinden koşuyoruz.

“KAHKAHA VE EĞLENCE ÇOK KIYMETLİ BİR ŞEY.”





Türk dizi ve sinema sektörünü, bu işteki kaliteyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle komedi açısından bakacak olursak…

Cem İşçiler: Bence kaliteli iş dediğimiz şey kişinin kendi algısında. “Bu iş kalitelidir.” demek bireysel bir fikirdir. Sektör olarak baktığımızda sinema ve dizi bizim yaptığımızın çok dışında tabii. Kayıt altına alınan bir şey, söyleyeceğiniz bir cümleye göre arkada seksen kişinin ona göre ayarlanması... Bu bambaşka bir şey. Bizdeki o kalabalık izleyicilerden oluşuyor. Dizi ve sinema setlerinde ise bu, kalabalık çalışanlardan oluşuyor. Dolayısıyla kimse oraya eğlenmek için değil, işini yapmak için gidiyor. Bizim işimiz eğlenmeye gelen kalabalığı eğlendirmek. Bugün Recep İvedik filmlerine de gülen var, Pardon filmine de gülen var. Burada her iki filme gülene de ‘Neden gülüyorsun’ diye soramayız. Aynı bizim gösterilerimizi de beğenen ve beğenmeyen insanların olabileceği gibi… Çünkü kahkaha ve eğlence çok kıymetli bir şey. Bir insan bir şeyden eğleniyorsa neden diğerinden eğlenmiyor sorusuna odaklanmamak lazım. Gülüyorsa sorun yoktur diye düşünüyorum. 

Cihan Talay: Evet, mesela Recep İvedik 6-7 çekiliyorsa bu bir başarıdır. Bunu beğenmeyen bir başkasının beğendiği diğer bir proje de başarıdır. Uzun yıllardır izlenen bir tiyatro oyunu büyük bir başarıdır. Biri bunu bireysel olarak takdir etsin veya etmesin, öyledir.

Cem Bey, bir söyleşinizde, babanızın kendinizden daha komik olduğundan bahsetmiştiniz. Sosyal medyada da sık sık aranızdaki ilişki ile ilgili paylaşımlar yapıyorsunuz. Bize babanız ile aranızdaki ilişkiden biraz bahsedebilir misiniz?

Cem İşçiler: Ben stand-up yapmaya başladığımda Cem Yılmaz babasına Porsche almıştı. O dönem haber olmuştu. Ben de birkaç ay bende kalsın diye geçen ay babamın arabasını aldım. (Gülüyor) Bu durum iki komedyenin babası ile arasındaki ilişkiyi gösteriyor olsa gerek. Şaka bir yana, babam benim stand-up yapmaya başlamamı çok büyük heveslerle karşılamıştı. Çok destek oldu. Herhalde Cem Yılmaz’dan bildiği için, biz de yırttık, zengin olduk kafasındaydı. (Gülüşmeler) Bizde tam tersi oldu. Şu an babamın neyi var neyi yok bana hibe ediyor. Gerçekten çok komik bir insan ama binlerce insan gibi komediyi ev içinde yapmayı tercih eden biri. Sahnede yapmayı hiç düşünmemiş. 

Peki tüm ailenizden bahsedecek olursak, yaptığınız mesleğe nasıl bakıyorlar? Mesela evdeyken sürekli espri, şaka bekliyorlar mı sizden?

Cem İşçiler: Mesela aileden biri marangozsa ona ‘Haydi kalkıp bize bir dolap yap.’ demedikleri gibi bize de “Bir espri yapsana.” demiyorlar. (Gülüyor) Sonuçta yanımızda tahta yok, çivi yok çekiç yok. Orada da sahne için gerekli ışık yok. İzleyicilerin odağı yok. Odak çok önemli bir şey stand-up’ta. Gülmek istemeyenleri güldüremezsin. Bir insan özel olarak gülmek için bir yere gitmemişse, onu zorla güldürmeye çalışmanın da bir manası yok. O yüzden bizim de “Haydi güldür bakalım” diyecek aile eşrafımız yok neyse ki. 




Bebek beklediğinizi öğrendik, öncelikle hayırlı olsun diyelim. Ev içinde bir stand-up sanatçısının eşi ile ilişkisi, ev yaşantısı nasıl?

Cem İşçiler: Bizim evde benden başka stand-up’çı yok. Ben varım. Evin direği olarak, sıradan bir ilişki yürütüyoruz. (Gülüyor) Bir de eşim bana çok fazla gülmez. Zaten herkes gibi hayat mücadelesi içinde olduğumuz için, evde çok fazla komedi yapamıyoruz. Herkes gibi bizim de özelimiz var. İki yüz doksan lira doğalgaz faturası gelince bunun üzerine pek fazla espri yapılmıyor. Battaniyeye sarılıp uyuyoruz. (Gülüyor)

“İNSANIN ÖNCE KENDİNİ KEŞFETMEYE İHTİYACI VAR.”

Türkiye’deki stand-up durumu nedir sizce? Bu işi yapmak isteyen gençlere önerileriniz ne olur?

Cihan Talay: Mesela bugün Ege Üniversitesi’ndeki söyleşide sahnede stand-up yapmak için çıkmak isteyen arkadaşın cesaretini takdir etmek lazım. Çok zor bir işti. Tahmin ettiğimiz şekilde geçti; ancak bu cesareti göstermesi çok güzeldi. Sahneye çıkıp bir şey söyleyemeyen insanlar da var. Ancak bu yapamayacakları anlamına gelmiyor. Bu işi yapmayı düşünen gençler cesaretli olsun. Biz de çok az kişiyle başladık. Yeri geldi beş yüz kişinin karşı stand-up yaptık, yeri geldi 50 kişiye düştü bu sayı. 

Bu sektördeki dengesizlik uzun süre devam edecektir. Şöyle bir memnuniyetimiz de var ki, komedyenler çoğalıyor. Özellikle mutlaka belirtmek isterim, bu işi denemek isteyenler için kapısı sürekli açık olan bir yer var; o yer BKM Mutfak. Oranın moderatörü de Cem İşçiler. Bu işi yapmak isteyen kişiler Cem İşçiler’e ulaşabilir. Daha önce böyle bir şey yapamıyorduk. 

Cem İşçiler: Bir iş yapmaya karar veren insanlar birilerinden tavsiye beklemesinler. Mutlaka bir yerden başlasınlar. Gençlere bunu söyleyebilirim kısaca. İşin ne olduğu önemli değil, insanın önce kendini keşfetmeye ihtiyacı var. 

“İZMİR’E KOMEDİ KULÜBÜ AÇILMALI.”

İzmir’deki durumu nasıl görüyorsunuz stand-up konusunda?

Cem İşçiler-Cihan Talay: İzmir’de komedi kulübü yok mesela, bunun olması ve bu kültürün artması gerekiyor. Buna el atılmalı bizce. Bugün Ege Üniversitesi’nde yapılan Mizah Fest 7’ye en az 300-500 kişi geliyorsa, İzmir’de insanlar buna ihtiyaç duyuyor demektir. Buradan yatırımcılara sesleniyoruz: İzmir’e komedi kulübü açın. İnsanların buna ihtiyacı var. Kendini göstermek isteyen gençler burada yetişsin. Belki burada da BKM Mutfak bile açılabilir, neden olmasın?

Stand-up bir doğaçlama yeteneği midir sizce?

Cihan Talay: Mesela Cem İşçiler ve Mesut Süre sürekli interaktif olarak seyirci ile iç içe. Zaten her hafta çıktıkları sahnede de seyirci sahneye en yakın yerde oturuyor. Seyirci uzansa stand-up yapan kişiye dokunabiliyor, o kadar yakın. Kimi stand-up yapan kişiler seyirci ile birlikte işi götürüyor, kimisi de seyirci ile hiç iletişime girmeden yapıyor. Herkesin kendi tarzı var. Bunun bir okulu yok, doğrusu şudur diyemiyoruz. Dememek de lazım benim düşünceme göre.


Cem İşçiler: Stand-up dünyasında, bu bağlamda Onur Gökçek faktörü de var. Bahsetmeden geçmeyeyim, gümbür gümbür geliyor. 





Doğaçlama demişken, on yıldan fazla bir süredir devam eden Tolga Çevik’in tarzını nasıl buluyorsunuz?

Cihan Talay: O da başka bir doğaçlama biçimi, çok başarılı. O konsept stand-up’ın başka bir versiyonu diyebiliriz. Bazı stand-up’çılar gösterilerine bu tarzda eklemeler yapabiliyorlar. Bu tamamen farklı bir tarz, hatta belki stand-up da denemeyebilir; ancak 10 yıldan fazla sürmesi oldukça takdire şayandır.

“STAND-UP’TA SEYİRCİYİ HER 45 SANİYEDE BİR GÜLDÜRMENİZ VE CANLI TUTMANIZ GEREKİR.”

Tespitlerden ve komediye katkısından bahsetmiştik… Tespit deyince ilk akla gelen şey olan karikatürün mizaha katkısı nedir sizce?

Cihan Talay: Karikatürde belirli bir zamana sahipsinizdir. Düşünüp ve bunu kâğıda geçirirsiniz. Pat diye yapıp servis etmezsiniz tabii; ancak yine de stand-up’tan daha fazla zamanınız var karikatürde. Çünkü stand-up’ta seyirciyi her 45 saniyede bir güldürmeniz ve canlı tutmanız gerekir. Güldürme aralığı süresini ne kadar kısa tutarsanız, seyirci de o kadar konsantre olur. 

Mesela Ege Üniversitesi’ndeki söyleşide, bahsettiğimiz o gönüllü olan arkadaşın sahnedeki ilk stand-up deneyiminde anlattığı hikâyede, bir ayak kokusuna maruz kalmasından bahsetmişti. İnsanlar o arkadaşı tanımadıkları için ona gülmedi; ancak onu tanısalardı, bu ayak kokusuna maruz kalması olayına gülebilirlerdi. Tanımadıkları birinin ayak kokusu hikâyesini anlatması seyirciyi iter. Bunu yapacak olanların sahnede daha sempatik görünmesi gerekir. Seyirciye hemen, bir şekilde kendini sevdirmesi gerekir. Bunu nasıl yapacak peki? Ya bir tarz bulacak ya da sürekli deneyecek değişik yaklaşımları. Mesela ben ilk çıktığımda sabit durmuştum. İlk defa bu kadar kalabalık görmüşçesine bakıp tek düze anlatmıştım. Aslında bu gerçek tepkimdi o anda ama insanlar bunu sevdi ve devam ettirdim. 

Küçük gruplar olabilir; ancak yılmadan bu işe devam etmek gerekiyor. İnsanların güldüğü şakaları cebe atıp daha sonra kullanmak gerekiyor ya da insanlar bir şeye gülmüyorsa ondan ders alıp farklı konsept denemek lazım.

“İNSAN HAYATTA MUTLU OLMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY HAYAL ETMEMELİ.”





Peki gelecek planlarınızı sorsak?

Cihan Talay: Gelecekte BKM Mutfak’ta kendi yazıp yönettiğim bir film çekmek istiyorum. Bu arada, Çok Güzel Hareketler Bunlar başlayacak, orada televizyonla birlikte insanlara kendimi sevdirmeye ve ailede kendime yer bulmaya çalışacağım.

Cem İşçiler: Bir insanın hayatta mutlu olmaktan başka bir şey hayal etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Mutlu olacağımız şeyin ne olduğunu tespit etmek lazım. Zaten onu bulana kadar ömür bitiyor… Benim için mutlu olduğum yer sahne. Mesela bir film çekiliyor; ancak bu film altı ay sonra yayınlanınca insanlar ona gülebiliyor. Sahnede ise bir espri yaptığımızda, insanların buna gülmesi bir saniyeden bile kısa sürüyor. O anlık bir şey. Buna alışan bir insan bambaşka bir platform olan sinemada kendi ile alakalı hayal kuramıyor. Tabii yanlış anlaşılmasın, yarın bir gün Cihan Bey’in bir filminde bir bakkalı oynamaya hayır demeyiz. (Gülüyor)

Cihan Talay: Stand-up yapmak için daha üçüncü sahneye çıkışımda Cem Ağabey ile yolumuz kesişti ve beni iki yıldır bırakmadı. Her işimde parmağı vardır, kendisine bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum. Şu anda da İstanbul’daki birçok komedyenin kariyerlerinde iyi yerlere gelmesi için hayatlarına dokunuyor. Bu çok değerli bir şey. 

Türkiye’de stand-up konusunda kadın komedyenlerin daha az ortaya çıkmasının nedeni nedir sizce?

Cem İşçiler: İşin içinde olan arkadaşlar bilirler, kadın komedyenler çok var aslında. Komik olan kadınlar da çok var. Kadın komedyenlerin sayısının az gibi gözükmesinin asıl sebeplerinden biri, bireysellikten ziyade ne yazık ki altısının birden aynı sahneye çıkıyor olması mesela. Bu bir sıkıntı oluyor. Bizim Açık Mikrofon’da sahneye çıkan Pınar Fidan var, Gözde Karakaya var, Meryem Koç var… Daha birçok kadın komedyen arkadaşımız var. Bence kadın zekâsı normal bir insanın anlayabileceğinin çok daha yukarısını görebildiği için, muhtemelen biz seyirciler olarak kadınlara yetişemedik. Sebebi bu olabilir belki. Kadınların seviyesine yetişmemiz lazım ki daha çok kadın komedyen bize hitap etsin. 

Bu keyifli röportaj için çok teşekkür ederiz… Son olarak, Ege Life Dergisi okuyucularına neler söylemek istersiniz?

Cihan Talay: Okuyucular bu dergiyi okuyarak ayakta kalmasına yardımcı olsun. Şu an yapılan şey gönüllülük esasına dayanıyor, bu çok özel ve çok güzel bir şey. Buna okuyarak katkı versinler. Elden ele yaysınlar. 

Cem İşçiler: Öncelikle şunu söyleyeyim, fotoğraflarda biraz çirkin çıkmış olabiliriz, güzeliz diye bir iddiamız yok. (Gülüşmeler) Okumak çok kıymetli bir şey. Benim amcam şey derdi: “Yerde yazılı bir kâğıt parçası bile bulsam alır, okurum.” Okudukları için teşekkür ederiz.