Güncel Haberler:

D.E.U. Rektör Yrd Halil KÖSE; “9 Eylül'ü dünya üniversiteleri arasına taşıyacağım”

01.02.2016


D.E.U. Rektör Yardımcısı Halil KÖSE

“Dokuz Eylül'ü dünya üniversiteleri arasına taşıyacağım”


Dokuz Eylül Üniversitesi 1982 yılında kurulan ve 35 yıla yaklaşan eğitim yaşamıyla, binlerce öğrenci yetiştirip, çok sayıda akademisyene kucak açan Türkiye’nin köklü Üniversitelerinden birisi.

Dokuz Eylül Üniversitesi şimdi emek verdiği ve ismini gururla taşıdığı kentin geleceğine ışık tutmak, ekonomik kalkınmasını katkı sağlamak ve kentin en büyük sorunlarından birisi olan beyin göçünü önlemek adına çalışmalar yapıyor. Üretmeye, gelişmeye ve yapmış olduğu akademik çalışmalarla bilime ışık saçmaya devam ediyor. Üniversite rektörü Prof.Dr. Mehmet Füzün’ün, olağan üstü çabalarıyla hayata geçirilen, İzmir’i Dünya’nın en seçkin araştırma merkezleri arasına sokacak olan, İBG-İzmir (İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi); Balçova’daki sağlık yerleşkesinde hayata geçti.

Konuyla ilgili olarak, teknopark projesinin kurulmasında ve ilerlemesinde önemli pay sahibi isimlerden biri olan üniversitenin rektör yardımcısı Prof.Dr. Halil Köse ile Üniversite’yi, İBG-İzmir’i, Aziz Sancar’ı, Rektör adaylığını ve önümüzdeki dönem faaliyete geçirmek istediği projeleriyle ilgili keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.



Dokuz Eylül Üniversite Mühendislik Fakültesinde, iki dönem Dekanlık yaptınız. 2011’den bu yana da rektör yardımcılığı görevini yürütmektesiniz. Bu kadar bilgi, deneyim ve birikimden sonra haziran ayında yapılacak olan rektörlük seçiminde aday mısınız?

Evet, Mühendislik Fakültesi’nde iki dönem Dekanlık yaptım. Ve 2011 yılından bu yana Rektör Yardımcılığı ve Üniversitelerarası Kurul Üyeliği’ni de sürdürüyorum. Başlatılan projelerin devamlılığı ve yakalanan gelişme ivmesinin katlanarak artması için, bugüne dek yürüttüğüm yöneticilik görevlerinin deneyimi ile edindiğim bilgi ve birikimle önümüzdeki dönem Rektörlüğe adayım.

Peki, şansınızı nasıl görüyorsunuz?

70 bini aşan öğrenci sayısı ile İzmir’in en büyük Üniversitesi olan Dokuz Eylül Üniversitesi, eğitimdeki başarısının yanı sıra; AR-GE, inovasyon ve üniversite-sanayi işbirliği alanlarında dev yatırımlarla ilerlemektedir. Amacımız, İzmir’i başta sağlık olmak üzere, Türkiye’nin inovasyon ve yenilik üssü yapmaktır. Doğu Avrupa’nın en büyüğü olan İBG-İzmir’i (İzmir Biyotıp ve Genom Enstitüsü) Dünya çapında tanınan bir enstitü haline getirerek, Nobel ödüllü yeni Aziz Sancar’lar yetiştirmeye hedefliyoruz. Rektörlük seçiminde toplam 1600 yardımcı doçent, doçent ve profesör oy kullanacak. Bu oyların yarısından fazlasını alacağımı düşünüyorum. Rektörlük deneyim gerektirir. Üniversiteyi başarılı bir şekilde yönetmek, iyi tanımaktan ve deneyimden geçer. O açıdan ben kendimi hazır hissediyorum. Çok rahat bir şekilde rektörlük yapabileceğimi düşünüyorum. Amacımız sıradan bir öğrenci yetiştirmek değil hedefimizi; araştıran, sorgulayan, yaşam boyu öğrenme felsefesini benimsemiş, analiz-sentez yapabilen, kendi çıkarlarını ülke çıkarlarının önüne koymayan öğrenci profili yetiştirebilmek. Eğer bilgiyi, teknolojik ürüne ve üretime dönüştüremezsiniz bir anlamı kalmıyor.

Rektör seçildiğiniz takdirde, temel hedefleriniz nedir? Dokuz Eylül Üniversitesi’ni nerelere taşımayı planlıyorsunuz?

Temel hedefim sahip olduğum birikim ve özgüvenle, Atatürk İlkeleri’nin rehberliğinde, çağdaş bilim ve teknolojinin ışığında, evrensel değerlere ve köklü geçmişe sahip Dokuz Eylül Üniversitesi’ni, ‘Dokuz Eylüllü’ olmanın gururu ve aidiyet duygusunu pekiştirecek bir barış ortamında, tüm kurum ve kuruluşlarla uyumlu çalışan bir kurum olarak yönetmektir. Dokuz Eylül Üniversitesi; bugün kabuğunu kırıp, dünyanın ilk 1000 üniversitesi arasına girmiş, ülkesine katma değer kazandıran, bilimi ve teknolojiyi üretime dönüştüren süreci yaşamaktadır. Yani üçüncü kuşak bir üniversitedir. Üçüncü kuşak üniversite, bilgiyi ticarileştiren üniversitedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da üçüncü kuşak üniversiteler, bu anlayışla çalışıyor. Biz de bu anlayışla çalışacağız.

Üniversitenizde son dönemde büyük atılımlar gerçekleştirildi. Adını bilimle bilimsel çalışmalarla duyurdu. Bu süreç devam edecek mi?

Biz Üniversite yönetimi olarak, rektörümüz Prof.Dr. Mehmet Füzün hocamızın liderliğinde büyük atılımlarla, Dokuz Eylül Üniversitesi’nin vizyon ve marka değerleriyle ‘öncü ve örnek’ olduğumuzu düşünüyoruz. Yine bütün bu gelişmeleri, Üniversite’mizde yaşanan barış ve hoşgörü ortamında iç huzuru tesis ederek gerçekleştireceğiz. İzmir’i simgeleyen Dokuz Eylül adını bilimsel çalışmalarla duyuracak, dünyanın en saygın üniversiteleri arasında daha üst sıralara taşıyacağız.

Hocam, sohbetimize Dokuz Eylül’ün çalışmalarıyla ilgili kısa bir tur yaparak devam edelim. Dokuz Eylül Üniversitesi özelikle son yıllarda başarılı ve üretken bir süreç yaşadı. Kuruluş yıllarından bu yana yönetim kademesinde görev yapan bir isim olarak bu süreci anlatır mısınız?

Öncelikle İzmir’in öğrenci sayısı açısından en büyük üniversiteyiz. 70 bin civarında öğrencimiz var. 14 fakülte, 4 yüksekokul, 6 meslek yüksekokulu, 1 Devlet Konservatuarı, 10 Enstitü, 50’nin üzerinde Araştırma Merkezimiz ile 14 ayrı yerleşim bölgesinde eğitim veren bir kurumuz. 3300 akademik, 3250 de idari personelimiz var. Öğrencilerimizle birlikte 80 bin kişilik bir eğitim ordusuyuz. 102 bölüm, 445 Anabilimdalı ve programda eğitim yapıyoruz. Ziraat ve veterinerlik hariç her alanda eğitim veriyoruz. Üniversitemiz Türkiye’de ilk onun içindedir. Amacımız iyi bir eğitim öğretim vermek, araştırma yapmak, içinde bulunduğu kente, ülkemiz ve insanlığa hizmet sunmaktır.

Bakın, Türkiye’nin en iyi hastanelerinden biri bizdedir… Hepimizin bildiği Dünya çapında hocalarımız var. Dokuz Eylül özgürlükçüdür. Ve İzmir’de vazgeçilmezdir… Öğrenciler neden Dokuz Eylül’ü seçsin diye soranlara her şeyden önce, Üniversite İzmir’de diyoruz, çünkü İzmir öğrenciler için yaşam koşulları açısından en ideal kent. Çok sayıda öğretim üyesi bize gelmek için başvuruyor. Son sınavlarda kontenjan doluluk oranımız yüzde 99.3 … Öğrencilerimizin yurt sorununun azaltılmasında da epeyce yol kat edildi. Son olarak Kredi Yurtlar Kurum’u 1300 kişilik yurt yaptı Tınaztepe’ye... 1200 yabancı uyruklu öğrencide halen eğitim görüyor. Gidenden ziyade, çok sayıda öğrenci bize geliyor. Bizler öğrenci için varız. Bu yüzden buradayız. Çünkü gençlerimiz bizim geleceğimiz.

Öğrenciler benim yanıma gelip her zaman sorunlarını iletebilirler. Kapım herkese açıktır. Öğretim üyelerine gelen öğrencileri kendi çocuğunuz gibi düşünün derim. Ve bunu çevremdeki herkese vurgularım, empati yapmalarını isterim. Birkaç yıldır çok iyi bir ekibimiz var. Eğitimi daha iyi nasıl yaparız, nasıl düzeltiriz çabası içerisindeyiz. Herhangi bir olay olmadan sorunları çözmeye çalışıyor, uzlaşıyoruz. Örneğin öğrenciler barınma istiyor, lezzetli yemek bekliyor, kaliteli eğitim talep ediyor, hepsini karşılamaya çalışıyoruz. Türkiye’nin en büyük kütüphanelerinden birisine sahibiz. En büyük sorunumuz ise ulaşım, bu yüzden İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Buca-Tınaztepe hattı metro projesini sevinçle karşıladık. Umudumuz ve beklentimiz kampusun tam ortasında Sosyal Tesislerin yanında metro durağının olmasıdır.

Sizin bu yoğun eğitim mücadeleniz ‘Teknoparkların” kurulmasını sağladı. Dokuz Eylül 2015’te, Güney Avrupa ve Ortadoğu’nun en büyük AR-GE merkezi olan İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’ni açtı. Teknoparklar ve bu merkezle ilgili bilgi verir misiniz?

İzmir Biyotıp ve Genom Enstitüsü İzmir’in kurtuluşu olacak. Bu gerçekten çok önemli bir adım… ABD’deki Silikon Vadi ’si ne kadar önemli bir bilim ve araştırma merkeziyse, bizde Türkiye için öyle olmak amacındayız. İzmir’i lider konumuna getireceğiz. İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi ile beyin göçüne son verip, ülke ekonomisini rahatlatacak, İzmir’e çağ atlatacak projeyi hayata geçirmiş olacağız. Nasıl bugünlere gelindiğini size şöyle özetleyebilirim. Mühendislik Fakültesi Dekanı olduğum yıllarda sayın Prof.Dr. Fethi İdiman rektördü. O yıllarda Teknoparkı kurmak için çok uğraştık. Fakat olanaklar kısıtlıydı. Prof.Dr. Mehmet Füzün rektör olarak atandığında bende rektör yardımcısıydım. Füzün hocam Teknopark projesi için çok emek verdi… Hükümetten destek buldu, uğraştık ve en nihayetinde 3 Ocak 2013 de ilk teknoparkı kurduk. Üniversite hastanesi içinde bir binayla başladık işe... Bundan sonra emin adımlar attık. Eski morfoloji binasını restore edip, genişlettik. Çevresindeki binaları yıkıp, orayı ‘Zeytin’ adı altında ‘Sağlık Teknoparkı’ olarak planladık. Buca Tınaztepe’ye ise ALFA binası yaptık. En son ALFA binasının beş katı büyüklüğündeki BETA binası da bu teknoparklara ekledik. Şimdiden o binaların hepsi araştırma, geliştirme yapacak üreten firmalarla doldu taştı. Bundan sonra hazırlığını yaptığımız diğer teknoparkın da müşterileri hazır. Buradan, Teknoparklarımızın daha da büyüyeceği, müjdesini verebilirim.

Türkiye’de yaratıcı ve idealist beyinler var. Ancak çoğu çalışma ortamı bulamayıp yurt dışına gidiyor. Bu sorun hep çözümsüz kaldı. Siz ise bu kaderi tersine çevirdiniz. Peki, bu süreç nasıl başarıldı?

Haklısınız, eskiden öğretim üyelerinin hayallerini gerçekleştirecekleri ortam yoktu. Son yıllarda bu durum tersine dönmeye başladı. Şimdi hayalleri olana, olanak sağlanıyor. Yeter ki  değerli hocalarımız istekli olsunlar. Artık araştırmasını yapmak arzusunda olana, maddi ve manevi imkân tanınıyor. Bunda hükümetin katkısı büyük, araştırmaya önemli miktarda pay ayrılıyor. Örneğin, İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi, dünyanın en büyük merkezlerinden, Doğu Avrupa ve Ortadoğu’nun en büyük merkezidir. Burada çok sayıda ilaç üretilecek, kanser tedavileri yapılacak. Toplam 23.700m2 alana sahip ve 150 milyar TL’ye yatırım yapılacak. Çok sayıda katma değeri yüksek mal üretilecek, ayrıca deney hayvanları da üretilecek. Araştırmacılar için deney hayvanları çok pahalıdır. Biz onları burada üreteceğiz. Yine biz, Dünya çapında bir bilim insanını, Prof.Dr. Mehmet Öztürk’ü bu merkezi hayata geçirmesi için davet ettik, kendisi bizleri kırmadı ve teklifimizi kabul edip işin başına geçti. Çok çalışkan, başarılı ve etkili bir bilim adamı. Dünya çapında önemli uzmanlardan oluşan çok kaliteli bir ekip kurdu. 9 Eylül’de merkezimin açılışı yapıldı.  Bu törene, Nobel ödüllü Aziz Sancar’da katıldı. Çok gururluyuz.

Yanılmıyorsam sizin öğretim üyesi yetiştirme misyonunuz da var. Yurt çapından birçok akademisyen sizden eğitim almaya geliyor. Neler söylemek istersiniz?

Evet, ülkemizde öğretim üyesi yetiştirme programı var, adı ÖYP… Gelişmekte olan üniversiteler, araştırma görevlilerini bize gönderiyor. Dokuz Eylül, ülkemizde bu eğitimi veren birkaç üniversiteden birisi… Asistanlar bizde eğitim görüp, yüksek lisans ve doktora programlarını yapıp tekrar üniversitelerine dönüyor. Şu an bizde 375 asistan var… Yurt dışına gitmek yerine eğitimlerini bizde alıyor araştırmacılar. Bu da bizler için gurur verici ve önemli bir görev. Genç akademisyenleri burada yetiştiriyor, üniversitelerine gönderiyoruz. Onlar için Tınaztepe’deki kampusumuzda konuk evimiz var. Üniversitemizde bulundukları süre zarfınca bu konuk evlerimizde misafir ediyoruz. Sonrasında, araştırmacılarımız aldıkları Dokuz Eylül kültürünü, tüm yurda yayıyorlar. 

İzmir’deki üniversitelerle iletişiminiz nasıl? Örneğin ortak çalışmalarınız, bilgi alışverişleriniz var mı?

İzmir’de dokuz üniversite var, beş tanesi vakıf üniversitesi… İlişkilerimiz çok iyi… İzmir’de, dokuz üniversite bir araya gelip, İzmir Üniversiteler Platformu’nu kurdu. Destek istediklerinde, hiç karşılıksız buna hazırız… Örneğin hocalarımız gider o üniversitelerde ders verir. Hiçbir şekilde tutucu davranmayız. Orada eğitim gören gençler de bizim çocuklarımız. Hocalarımız işlerini aksatmadıkları sürece orada eğitim verebilirler, hiçbirini kısıtlamayız. Her zaman üniversitelerimizin yanındayız ve birlikteyiz.

Son olarak…  Teknoparklar tam anlamıyla hayata geçtiğinde Türkiye’nin bundan kazancı ne olacak?

Dünya çok değişti. Bilgisayar teknolojisiyle bundan sonra alın teri değil, akıl teri para kazandıracak. Çünkü alın teriyle bir yere gelmek artık neredeyse imkânsız. Artık bilgi teri, akıl teri var. Steve Jobbs’un ürettiği telefon ve bilgisayarlarla tek başına ülkesine kazandırdığı para 157 milyar dolar, bizim tüm ihracatımız, sattığımız ürün 156 milyar civarında… Ne satıyor adam, bilgi… Bizler onlara o kadar çok para ödüyoruz ki, inanılmaz. Çünkü sürekli geliştiriyor. Üç ayda bir telefon değiştiren var. Onlar akıl teriyle kazanıyor. İncir, mandalina satmakla bir yere gelinmiyor. Size şöyle söyleyebilirim, cep telefonu üretilecek bizim Tınaztepe’deki teknoloji parkında… Dünyaca ünlü Ericsson geldi, ana merkezini getirdi. Telefon üretmeye başladı. Öğrencilerimiz orada çalışıyorlar, bilgi alıyor, para kazanıyor, deneyim sahibi oluyor. Dört dörtlük yetişiyorlar. Bu bir kültür meselesi, önce ODTÜ’de başladı, İzmir’de YTÜ ile başladı, ardından Dokuz Eylül sürdürdü. Şimdi Ege de böyle bir hazırlığın içinde… Kâtip Çelebi de benzer bir projenin içinde… Onlarla ortak çalışıyoruz. Yüksek teknolojinin önemi ortada. Artık yeni şeyler yapmak ve söylemek lazım… Bu tür projelerle İzmir bilim üstü olacak, sağlık inovasyonunun başkenti olacak.