Güncel Haberler:

Dr. Berna Bridge... Elektronik Mühendisi, Eğitimci, Yönetici, Yazar

05.07.2011


“Doğudan batıdaki kardelenlere kadar bütün kızlarımız eğitim almalı”


Dr. Berna Bridge... Elektronik mühendisi, eğitimci, yönetici, yazar… Birbirinden başarılı iki çocuk annesi… Sevecen, hassas, incelikli... Çok şeyi aynı anda yaşama sığdırmış, başarılı, en önemlisi mutlu bir kadın… Dr. Berna Bridge ile kadınların üzerindeki baskılar, başarılı bir kadın olmak ve hayata dair  derin, sosyo-psikolojik bir söyleşi yaptık.


Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Dr. Berna Bridge: İzmirliyim. İlkokulu Gazi İlköğretim Okulu’nda okudum. Daha sonra Amerikan Koleji’ni bitirdim. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandım, fakat İngiltere’de okuma gibi bir imkân doğunca, oraya gitmeyi tercih ettim. 18 yaşında Elektronik Mühendisliği okumak için İngiltere’ye gittim. Sakin ve çekingen yapıma karşın, 110 erkek içinde, erkek egemen bir ortamda, sınıfın tek kızı olarak okudum ama pes etmedim ve fakülteyi dört yılda bitirdim.


Erkek mesleği olarak etiketlenen bir bölüm olan Elektronik Mühendisliği'nde tek kız öğrenci olarak okumak zor olmadı mı? Ve bu kadar zor bir bölümü bitirdikten sonra eğitimci olmaya nasıl karar verdiniz?

Dr. Berna Bridge: Tüm hocalarım da erkekti. Ve evet, okuduğum bölüm bir erkekler dünyasıydı. Ben de çok narindim. Ama herkes çok kibardı, beni el üstünde tuttular, hiç üzmediler. Zorluk çekmedim hiç. Belki de bana zor gelmedi, çünkü ben tüm narinliğime karşın zor işleri severim, kolay şeylerden çabuk sıkılırım. Zor işlerin yaşamıma renk kattığını düşünüyorum. Bölümümü keyifle bitirdim, ama sonra yüreğimin götürdüğü yoldan gitmeyi, sevdiğim işi yapmayı tercih ettim. Ben çocukları, gençleri ve eğitim ortamını çok seviyorum. 22 yaşında, İngiltere’de, bir Katolik okulunda öğretmenlik yaparak başladım eğitimciliğe. Bir yandan da Madeley College’da eğitim üzerine master yaptım. Daha sonra mezun olduğum Amerikan Koleji’ne geri döndüm, ama bu sefer öğretmen olarak. 10 yıl kadar lise bölümünde matematik ve fizik öğretmenliği yaptım. Yaklaşık 20 yıl önce de Özel Deniz Koleji’ni kurdum. Ayrıca Leicester Üniversitesi'nde “Eğitim Yönetimi ve Liderlik” konusunda MBA ve doktora yaptım. On yıldır üniversitede “Liderlik ve Yöneticilik” dersleri, birçok kuruluşta liderlik, yöneticilik ve kişisel gelişim üzerine seminerler vermekteyim. Yüzlerce hatta belki binlerce öğrenci yetiştirdim. Avucumda çok “ışık” biriktirdim diyorum. Onlar, öğrencilerim, hepsi birer ışık…


Aynı zamanda annesiniz, 2 oğlunuz var, değil mi?

Dr. Berna Bridge: Evet, onlar da benim ışıklarım… Çok iyi arkadaşız. Büyük oğlum Deniz ile beraber çalışıyoruz, o şu an Deniz Koleji’nde Kurucu Temsilcisi. Koç Üniversitesi’nde elektronik mühendisliğini bitirdi.  Daha sonra Ege Üniversitesi’nden formasyon aldı ve eğitimci oldu. Çok bilge ve güçlü bir kişiliği vardır. Şimdi DEÜ’de Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik konusunda master yapıyor. Küçük oğlum Oliver, ODTÜ’de okuyor. Türkiye derecesiyle girdi üniversiteye. İyi bir öğrenci olduğu kadar iyi bir sporcu, ODTÜ rugby takımında, hem de müzisyen.


Çevreye baktığımızda çok fazla kadın yönetici yok. Genelde üst kademelerde erkeklerin, alt kademelerde de kadınların yoğunlaştığı bir toplumsallaşma içindeyiz. Yani siz bir yönetici olarak ciddi bir azınlıktasınız. Bu nedenle yaşadığınız zorluklar var mı?

Dr. Berna Bridge: Kadın olarak üst kademelerde yer aldığınız ve azınlıkta olduğunuz zaman spotların altındasınız. Azınlıkta olduğunuzdan dikkatler hep üzerinizde. Dünyadaki tüm kadın yöneticiler bunları yaşıyor. Yurtdışında da kadınlar buradaki gibi, yıldırmaya yönelik söylenti ve dedikodularla karşılaşıyorlar. Hem ülkemizde hem de batıda birçok yönetici kadın bu nedenle yöneticiliği bırakıyor. Ülkemizde daha da vahim bir tablo var. Zaten ülkemizde dedikodu çok seviliyor. Hemcinslerimiz de başarılı kadın görmekten pek hoşlanmıyor maalesef. Birçok kadında başarılı hemcinsine karşı kıskançlık olabiliyor. Özel yaşamınıza kadar giriyorlar, çok haksızlıklarla karşılaşıyorsunuz. Önyargı, ayrımcılık, etiketleyici nahoş sıfatlamalar çok. Mobbing boyutuna varabiliyor. Kolay yaşamıyorum ama elektronik mühendisliği eğitimimdeki gibi pes etmiyorum, ucunu bırakmıyorum, bırakmaya da niyetim yok. Çünkü, her şeye karşın işimi çok seviyorum. 


Günümüz Türkiye’sinde kadının toplumumuzdaki yeri nedir?

Dr. Berna Bridge: Maalesef toplum, 'başarı'yı genç kızlarımıza eğitim almak, meslek sahibi olmak ve toplumdaki saygın bir duruş olarak değil, evlenmek ve çocuk sahibi olmakla tanımlıyor Ülkemizde evli ve çocuklu olmak çok önemseniyor. Kadınlar için adeta tek varoluş biçimi. Kadınlar üzerinde ağır bir evlenme baskısı var. “Evde kalmış”, “Kız kurusu” gibi nahoş etiketlemelerle başarı evlilikle tanımlanıyor, hiç evlenmemiş kadınlarda başarısızlık, eksiklik duygusu yaratılıyor. Bu nahoş deyimi de erkeklerden çok yine kadınlar kullanıyor maalesef. Yani yine kadınlar birbirini incitiyor. Evlenince hemen arkasından çocuk baskısı geliyor. Kadın çocuk büyütme ve eş baskısı altında kimliğini, bireyselliğini yitirebiliyor. Kadının yeri ders kitaplarında bile resimlerle ev ve mutfak olarak tanımlanıyor. Yani çoğu kadın ekonomik açıdan eşine bağımlı. Çalışıyorsa, çoğunlukla en fazla iş yerinde sekreter, okulda öğretmen olabiliyor ama müdür genelde yine erkekler arasından seçiliyor… Oysa batıda evlenmeyi ve çocuk sahibi olmayı seçmeyen, varoluşunu eğitimi ve mesleğiyle zenginleştiren, anlamlandıran, bunu seçen çok kadın var.


Peki kırsal kesim? Kuma, töre?

Dr. Berna Bridge: Kırsal kesimde durum daha da vahim görünüyor. Kadının yeri yok gibi. Eşinin insafına kalmış durumda. İnsafsız, kalpsiz bir eşi varsa dayak yiyen, şiddet gören, horlanan, aşağılanan bir kişi. Kırsalda kuma, töre, kadını ezerken, kentsel yaşamda ise kadını ezen, üzen evlilik dışı, çoğul ilişkiler söz konusu olabiliyor. Kadın ekonomik bağımsızlığı, mesleği, toplumda saygın bir yeri olmadığı sürece ezilmeye mâhkum görünüyor. Hemen eklemek isterim, annelik en güzel duygu. Allah her kadına kısmet etsin. Ama anne olamayanların da kendini kötü hissetmelerini engellemeliyiz, bu hassasiyete sahip olmalıyız. Kadının tek varoluş biçimi evlilik ve annelik değil. Anneliğin yanında biz kadınlar, eğitimli, meslek sahibi ve toplumda saygın bir yere sahip, derinliği olan bireyler olabiliriz. Neden böyle olmayı denemeyelim?


Hemen her gün okuyoruz ya da çevremizde görüyoruz genç kızlarımız kendilerinden yaşça oldukça büyük bir erkekle sadece maddi gerekçe ile evlendiriliyor veya evlenmeyi seçiyor. Çalışmayı veya meslekte ilerlemeyi düşünmüyorlar...

Dr. Berna Bridge: Maalesef toplumumuz maddi değerlere manevi değerlerden çok daha fazla önem verir oldu. Medya da bunu pekiştiriyor. Aşk’ı Memnu dizisi gibi dizilerde kır saçlı, yetişkin çocuklu, dul veya boşanmış erkekler, maddi güçleriyle daha alt sosyo ekonomik sınıflardan genç kızlara maddi nedenlerle cazip gelmeye başladı. Bu tür, güçlü kişiliğe işaret etmeyen özenti davranışlar toplumda kabul görmeye ve artmaya başladı. Evlilikte aşk ve sevgi konseptlerinin yerini adeta alışveriş konseptleri almaya başladı. Lüks evler, otomobiller, maddiyat karşılığı gençliğin sunumu. Geçenlerde üniversitede, ders sonrası bir sohbette, bir erkek öğrencim yakınıyordu: “Kızlar doğallığını kaybetti, çok bakımlılar artık. Adeta hepsi birer küçük Bihter…” Toplumdaki bu yozlaşmayı, samimiyetsiz, çıkara dayalı sığ ilişkileri görmek çok üzücü. Oysa para yaşamak için bir araçtır, amaç değil. Genç bir hanım 50 yaşında, çocuklu, kır saçlı bir erkekte yaşıtında bulacağı aşkı, sevgiyi, mutluluğu, temiz, masum duyguları, saygınlığı bulamaz. Paraya sahip olur ama mutluluğa, saygınlığa sahip olamaz, Bihter misali. Bence, paranın değil, mutluluğun, daha derin, anlamlı bir şeylerin peşinde koşmalı gençler. Doğru olanı da bu. Paraya o kadar rağbet etmemeliler… 


  

Kadınlarımızın toplumdaki yerinin güçlenmesi için bir kadın ve eğitimci olarak ne önerirsiniz?

Dr. Berna Bridge: Öncelikle kızlarımızın eğitim almasını öneriyorum. Doğudaki kardelenlerden en batıdaki kardelenlere kadar. Evlenmesinler demiyorum, evlilik ve annelik çok güzel şeyler, yaşanması büyük mutluluk ama eğitim ve meslek de olsun diyorum. Varsıl erkek peşinde koşmak, yaşlarından büyük erkeklerle evlenmek yerine aşk, sevgi peşinde koşsunlar, hayatı yaşıtı olan eşleriyle, aşklarıyla, hesapsız, kitapsız adım adım inşa etsinler, evlenince “nasıl olsa eşim beni geçindirir” diye eve kapanmak yerine çalışsınlar, hazırcı olmasınlar istiyorum. Çalışmak bir varoluş şeklidir. Mesleğimiz bizim kimliğimizdir, çocuklarımız, annelik kadar mutluluk kaynağımızdır. Yani, çalışmamızın tek nedeni para kazanmak değildir. Çalışırken para da kazanırız, ama önce toplumda bir yer, saygınlık kazanırız. Ayrıca, kadınların toplumdaki yerinin güçlenmesi için kadınların hemcinslerini desteklemesini öneriyorum. Erkekler iş dünyasında birbirlerini de kadınları da genelde destekliyor. Kadın dünyası da bunu başarmalı. Üçüncü olarak annelerin kızlarını da, oğullarını da bu kavramlar içinde yetiştirmelerinin önemini vurgulamak istiyorum.


Son bir şey söylemek isterseniz kızlarımıza ve kadınlarımıza ne söylemek isterdiniz.

Dr. Berna Bridge: Kadınlarımız zorluklarla mücadele etmekten korkmasınlar, zorluklar bizi geliştirir, çoğaltır. Zor işler güzeldir, keyiflidir. Derinlikler sığlıklardan çekicidir. Kadınlar içlerindeki sevgi ile pek çok güçlüğü yenebilirler. Yeter ki inansınlar!