Güncel Haberler:

Ebeveynlikle İlgili Şaşırtıcı 10 Mit

01.03.2017



Şeker, çocukları hiperaktif yapmaz... Ve sizi şaşırtacak diğer gerçekler!


Muhtemelen, 100 yıl önce bir aile yetiştirmiş olsaydınız, çocuklarla ilgili inanılan birçok saçma şeye siz de inanırdınız. Bugün, elbette, böyle şeylerin tamamen saçma olduğunu biliyorsunuz... Öyleyse neden hala o şekerin çocuğunuzu duvarlara tırmandırdığına inanıyorsunuz? Ya da çocuğunuza rüşvet vermek sizi kötü bir ebeveyn yapar mı? Çünkü arkadaşların, ailelerin ve medyanın size verdiği geleneksel bir bilgi kirliliği var. Kurgu ile gerçek bilgileri ayırmanıza yardımcı olmak için işte bugünün ebeveynlerin arasında yaygın olarak kullanılan bazı efsaneler.


Mit 1: Her çığlık attığında bebeğinizi alırsanız, onu şımartırsınız.


Gerçek: Bir yeni doğanı şımartamazsınız. Bebeğinizi kucağınıza aldığınızda sakinleşiyorsa, alınması gerekiyordur. Ancak daha da önemlisi, bebeğiniz kendi ihtiyaçlarına cevap vereceğinize güvenmek zorunda. Aslında, hayatın ilk altı ayında bebeklerin birincil işi budur. Uzman Dr. Maurice J. Elias, “Bu aşamadaki kritik görev, dünyanın onunla ilgileneceği konusunda bir güven duygusu geliştirmesidir” diyor. “Ağlarsan ya da çığlık atıyorsan ve hiç kimse seni almaya gelmezse, o güveni geliştiremezsin.” Bebeğiniz yaklaşık 6 aylıkken biraz geri çekilip, bebeğinizin kendi başına hayatta kalabileceğini görmesine izin vermelisiniz, en azından birkaç dakika. Endişelenmeyin; bağırabilir; ancak içten içe geri döneceğinizi biliyor.


Mit 2: Şeker çocukları hiperaktif yapar.


Gerçek: Kendi çocuğunuzda ya da diğer çocuklarda gözlemlediğiniz ne olursa olsun, bu inancı destekleyecek bilimsel deliller yoktur. Peki araştırmanın gösterdiği ve ebeveynlerin gözlemlediği şey arasındaki ikiye ayrılma neden? Bir çocuk doktoru Alan Greene, “Şeker kendi başına suçlu olmadığı için.” diyor. Kan şekeri düzeylerini etkileyen herhangi bir gıda (bir domatesten çikolataya kadar) adrenalinde bir dalgalanma yaratabilir ve bu da enerji patlamasına neden olabilir. Bu etki genellikle her şeyin kan dolaşımına sabit bir şekilde pompalanmasına yardımcı olan lif ile hafifletilir. Bununla birlikte, pek çok şekerli gıda lif açısından düşüktür ve enerji patlamasının açıklaması şeker değil, düşük lif oranıdır.


Siz de adrenalin patlaması istemiyorsanız; elmayı elma suyunun içine atın ve yüksek lifli olduğu sürece çocuğunuzun şekerli bir şeyler yemesinin hiperaktiviteye neden olmadığını bilin.


Mit 3: “İkiler” çok kötüdür.


Gerçek: "İkiler" ya da daha doğrusu, 18 ile 30 ay arasında bir yere denk gelen dönem, yalnızca hazırlıksız iseniz korkunçtur. Bu gerilme esnasında, tatlı bebeğinizin “Canavar” temalı filmlere konu olabileceği neredeyse kesin: inatçı, tartışmacı, sinir ve ağlama krizi eğilimli, neredeyse doğaüstü bir irade! Söylemeye gerek yok, bununla uğraşmak korkunç olabilir. Bununla birlikte, gözünüzün bu safhanın olumlu tarafında olması gerekir. Bununla nasıl başa çıkılacağına dair bazı bilgilere sahipseniz, size ve çocuğunuza fayda sağlayacaktır.


Bu yaştaki bir çocuk, gelişiminde bağımsızlığa ve kişiliğe doğru atmaya başlayan kritik ve heyecan verici noktaya ulaşır. Davranışsal bir çocuk doktoru ve "Sadece Bir Aşama mı?” kitabının yazarı Susan Anderson Swedo, "Çocuğunuzun kendi kimliğini kurmasını istiyorsunuz," diyor, "Dolayısıyla, mümkün olduğunda, arzusunu sizden ayrı tutmaya özen göstermelisiniz." Bu yaştaki bebeğinizi daha yönetilebilir kılmak için açık sınırlar koyduğunuzdan ve seçenekler sunduğunuzdan emin olun (“Ne giyeceksin? - kırmızı pijama mı yoksa mavi olan mı?") Ayrıca isyanın bastırılacağı durumların sayısını azaltmaya çalışın. Örneğin her market alışverişine onu da götürürseniz, istediği dergi ya da çikolatayı almadığınız için yarattığı kriz anlarını da çoğaltmış olursunuz.


Mit 4: “Öyle söyledim çünkü ben senin annenim.” demek yanlıştır.


Gerçek: Aslında bu ifade, doğru zamanda kullanıldığında uygun olmayan bir tartışmayı sona erdirmenin iyi bir yoludur. Senaryoyu biliyorsunuz: Kızınıza büyümek için uyumaya ihityacı olduğunu, bu yüzden uyku saatini iyi değerlendirmesi gerektiğini açıkça anlattınız, ancak kızınız sebepsizce sorusunu defalarca yineliyor; “Ama neden?” Bu noktada, bir çatışmayı uzatmaya çalışıyor ve artık onun sorularına rasyonel bir cevap vermek zorunda değilsiniz. Göreviniz şimdi tartışmayı bitirmek ve “Ben anneyim ve ben öyle söyledim.” cümlesi bunu yapmak için mükemmel bir yol kabul ediliyor. Bunu söylerseniz, kendi anneniz gibi hissediyor olacaksınız, dolayısıyla biraz güncelleştirilmiş haliyle değiştirmeyi deneyin: “Çünkü ben anneyim, sen de çocuğumsun ve tartışacak başka bir şey yok.”


Tabii ki bu cümleyi her size itiraz ettiğinde kestirip atma cümlesi olarak kullanmak ve çocuğunuzu başınızdan atmak için kalıp haline getirmek yanlış, önce açıklama yapmak her daim gereklidir!


Mit 5: Çocuğunuza rüşvet vermek her zaman kötü bir fikirdir.


Gerçek: Bir çocuğa rüşvet vermek neredeyse her zaman kötü bir fikirdir, bunda hemfikiriz. Ancak yaşamınızın yüzde 98'inde bundan kaçınırsanız, terbiyeli davranışın tartışılmaz olduğu durumların yüzde 2'si için iyi bir hizmet verebilir. Örneğin, kız kardeşinizin düğünü esnasında, 5 yaşındaki çocuğunuzun sakince oturmasına gerçekten ihtiyacınız varsa, günün sonunda ona bir oyuncak bebek alacağınıza söz vermenin zararı yok. Tabii ki sözünüzü tuttuğunuz sürece!


Peki neden bunu daha sık kullanmıyorsunuz? Çünkü pratikte rüşvetin bir bedeli var ve aynı zamanda etkinliğini çok da çabuk kaybediyor.


Mit 6: Ebeveynler çocuklarının önünde tartışmamalıdır.


Gerçek: Şartlı olarak geçerlidir. Çocuğunuzun önünde adım adım, sakin, düşük hacimli, ses yükseltmeden yaptığınız konuşmalarla, farklılıkları suçlamadan tartışıyorsanız, o zaman tartışabilirsiniz. Çocuğunuz sağlıklı bir yetişkin ilişkisi içinde çatışma çözme konusunda değerli dersler öğrenecektir. Ama eğer trafikte geçirdiğiniz uzun saatlerden sonra seslerin yükseleceğine ve biraz daha alevli bir tartışma olacağına dair hisleriniz varsa, bu çocukları korkutacaktır. Bakın, “kavga”dan hiç bahsetmiyoruz bile! :) Çocuklar özellikle genç olanlar ebeveynlerinin tartışmalarında kendilerini suçlama eğilimindedirler. Mükemmelliklerine umutsuzca inanmak zorunda oldukları için, zırhdaki herhangi bir şeyin onların hatası olması gerektiğini düşünüyorlar. Öyleyse “anne ve baba” ne zaman “mutfak”ta tartışacağını bilir.


Mit 7: Erken yürüyen ve erken konuşan bebekler, akran grubunun en parlak üyeleridir.


Gerçek: Yaşamın büyük yarışında ortalamanın üzerinde konuşma ve yürüme becerilerinin anlamsız olduğunu dile getiren uzman Anderson Swedo, “Bu alanlarda önemli derecede geciken çocukların uzun süre sorunlar yaşayabilmeleri mümkündür, ancak bunun tersi doğru değildir.” diyor.


Gerçekten de, oldukça dikkat çekici gelişimsel kilometre taşları sadece motor gelişimin bir fonksiyonudur; tırmanmayı öğrenene kadar yürüyemediğiniz gibi, ağzınızı idare etmeyi öğrenene kadar konuşamazsınız. Her ikisi de, her bir çocuğun kendi hızıyla ortaya çıkması, IQ'nun yükselmesi ya da IQ'nun yükselmemesi gibi normal sinir büyümesinin gereklilikleridir.


Mit 8: Anne içgüdüsüne güvenebilirsiniz.


Gerçek: Her zaman değil. Çoğumuzun anne içgüdüsü olarak adlandırdığı şey, çoğu kez anne kaygısı olarak ortaya çıkar. Duyduğunuz ambulansın evinize mi gittiğini düşünerek kaç öğleden sonra eve koştunuz? Sonuç olarak kaygı, çocuğunuza yemek hazırlamayı bilmek kadar temel bir annelik görevidir. Bu duygularını atmanız gerektiğini söylemek istemiyoruz; sezgi, hepimizde değişen derecelerde olması gereken gerçek bir şey, paniğe kapılmadan önce, bir şeyleri yoluna koymanıza yardımcı olan açık düşünebilen bir arkadaşınıza danışınız. Meydan okumak sakin olmaktır - endişeli veya yoğun olduğumuz zaman iç bilgeliğiyle ve sezgilerimizle iletişim kuramayız. Ve çocuğunuzun sağlığı gibi, gerçekten önemli olan herhangi bir şey hakkında sahip olduğunuz herhangi güçlü ya da kalıcı içsel duygularınıza her zaman dikkat edin.


Mit 9: İlk üç yıldan sonra, bebeğinizin beyni yaşam için "ayarlanır".


Gerçek: Görme ve konuşma gibi bazı temel hayatta kalma becerileri - aktif olarak normal uyaranlardan yoksun bırakılmış herhangi bir çocuğun kolayca hakim olacağı - yaşamın ilk üç yılında kazanılması gereken becerilerdir. Ancak piyano çalmak veya yabancı dil öğrenmek gibi daha farklı faaliyetler bekleyebilir. Çocukluğunda ve hatta genç erişkinlikte gelişen ve aktif ve işlevsel hale gelecek yeni beyin alanları olacaktır. Genç yetişkinlerin soyut düşünebilmelerinin bir sebebi budur ve iki yaşındaki çocukların yapamayacağı şeyler vardır.


Öyleyse, ebeveynler neden ilk üç yıldan sonra, eleştirel öğrenme pencerelerinin kapandığını düşünüyorlar? Uzman John T. Bruer, bilim ve bilimsel çalışmaların yanlış yorumlandığı veya yanlış yansıtıldığını ve 3 yaş altı ebeveynlerinin içten içe yoğun ders düşüncesi beslediğini iddia ediyor. "Çocuklar, çevreleri hakkında çok şeyi merak ediyorlar." diyor ve ekliyor: "Bir yürüyüşte, gerçekten bazı biyoloji ve jeolojilere girebilirsiniz. Çocuğunuz sayıları yönetmekle ilgilendiğinde, onunla oyun oynamaya çalışın. Bir süpermarkette bütün dokuzları aramasını sağlayın.”


Mit 10: Dünya, çocukların korunması gereken 7/24 tehlikeli ve korkutucu bir yerdir.


Gerçek: Aşırı koruma, iyilikten çok zarar verebilir. Aslında, endişe ettiğimiz bu trajedilerin birçoğu son derece nadirdir ya da önlenebilir niteliktedir. Her yıl kaç çocuğu kaç kişinin kaçırdığını kimse bilmiyor, fakat kayıp çocukların önde gelen savunucuları bile, bu sayının korkutucu derecede yüksek olmadığını tahmin ediyor. Araştırmacılar, bazı hastalıklarına yakalanmasının kolay olduğu gibi, tedavisinin de kolay olduğunu söylüyor; aşırı sıcak bir yaz gününde bir çocuğun uzun pantolon giymesine sebep olacak kadar korkutucu değil... Ancak çözümü basit olan pek çok endişemiz sebebiyle çocuklarımıza zarar verebiliyoruruz. Maurice Elias "Çeşitliliği yüksek ve geniş deneyime sahip olan bir toplumda yaşıyoruz" diyor. "Çocuklarımız korku dolu ve ev merkezli olursa, potansiyelleri sınırlanır" Elbette, temkinli olmayı önemsemeliler – mesela bisiklet kaskları, baş yaralanması tehdidini gerçekten yüzde 80 azaltmakta ve sokakta biraz zaman geçirdikten sonra onları kontrol etmeniz mantıklı olmaktadır. Ancak enerjinizi çocuklarınızın üzerine yönlendirmeli ve nelerin güvenli ve neyin olmadığına dair kendi değerlendirmelerini her koşulda yapmalısınız.


Yazar: Susan Korones Gifford

Kaynak: http://www.parents.com

Çeviren ve Düzenleyen: Damla Kılınç