Güncel Haberler:

Egeli Genç Yazar: Yağmur Tanyıldız

09.02.2017

Röportaj: Duygu ASKER AKSOY


Genç yaşına rağmen adından söz ettiren, başarılar elde etmiş bir yazar Yağmur Tanyıldız... Aynı zamanda bir gazeteci, İstanbul'da yaşayan bir Aydınlı... Biri öykü, biri roman iki kitabı var Yağmur Tanyıldız'ın. Üçünü kitabı da yolda, bir şiir kitabı olan “Kaldırım Çiçeği”. Yağmur Tanyıldız'la kitaplarından, özgürlükten ve aşktan bahsettiğimiz, güzel bir söyleşi yaptık.



Biraz kendinizden bahseder misiniz? Yağmur Tanyıldız kimdir?

2 Ağustos 1996 yılında Aydın Söke’de doğdum. Aydın insanların yaşadığı bu şehirde harika bir çocukluk geçirdim. Ben ilkokul yıllarında babamın öğretmen arkadaşının çıkardığı ‘Adın Yağmur Olsun’ adlı şiir kitabı ile yazmaya, okuduğum “Küçük Kara Balık” adlı kitapla ise okumaya özenmiştim. Küçük yaşlarda yan flüt çalmaya başlayan biri olarak lise eğitimimi Aydın Yüksel Yalova Güzel Sanatlar Lisesi’nde tamamladım. Orada piyano ve şan eğitimlerime devam ettim. Liseyi bitirdiğim sene yakın çevrem konservatuar sınavlarına hazırlanmamı beklerken, ben müzik eğitimime devam etmeme kararı aldım. Kısacası eğitim hayatımdaki seçimlerimde yanıldım. Bu süreç içinde kendimi yazmaya ve okumaya verdim. 2015 Nisan ayında ilk kitabım “Kalbini Eksik Etme”, 2016 Nisan ayında ise ikinci kitabım “Bircan” çıktı. Mutluluğu bu şekilde yakalamış oldum. Şu an Anadolu Üniversitesi Edebiyat bölümünde okuyor, aynı zamanda da Önce Vatan gazetesinde çalışıyorum.



“GERÇEK ÖZGÜRLÜK, YAZMAKTIR”



Sizi yazar olmaya yönelten sebep neydi?

Küçük yaşlarda okuduğum “Küçük Kara Balık” adlı kitaptan sonra; yazmanın, okumanın ve özgürlüğün peşine düştüm. Düzgün cümleler kurmanın, doğru kitaplar okumanın ve özgürlüğün gerçek anlamını öğrenmenin hayallerini kurdum. Önce okudum. Kur’an'ı da okudum, Nutuk'u da... Ve sonra yazdım. Şiiri de, romanı da... Sonra da çok düşündüm, özgürlük nedir diye. Özgürlük; istediğin yere gitmek, gittiğin yerden istediğin saatte evine dönmek demek değildi. Gerçek özgürlük yazmaktı, yazdıklarını neden yazdığına dair kimseye hesap vermemekti. İstediğin insanı istediğin kadar sevmekti. İstediğin şehirde istediğin mesleği yapmaktı. Bunların hepsini öğrendim… Bu süreçte ailemin, Semerci Yayınları'nın sahibi sevgili Alime Semerci ve eşi Aykut Semerci'nin, Önce Vatan Gazetesi'nin sahibi sevgili Abdullah Akosman'ın destekleri vardı. Daha sonra bu listeye bir de okurlarım eklendi. Destek olan herkese minnettarım.


Öyleyse bugünlere gelmenizde borçlu hissettiğiniz birileri muhakkak vardır...

Kimseye borçlu değilim diyerek nankörlük etmek istemem. Elbette başta ailem olmak üzere birçok kişinin katkısı ve desteği ile oldu her şey.  Ama Aykut Semerci'nin çok sevdiğim bir sözü vardır. “Tavsiyem şudur yazar adaylarına; çabuk ün ve paraysa ihtiyaçları, pohpohçusu olsunlar güçlünün, uşaklık etsinler otoriteye. Her konuda bolluğun yolu budur. Adiliktir, ama bilin ki bu aşağılık yol, kestirmedir.” der. Ben gururla söylüyorum ki, bu aşağılık yolu hiçbir zaman seçmedim, seçmeye de yeltenmedim. Ama dediğim gibi, bulunduğum konum için minnettar olduğum birçok insan var. Hepsine sizin aracılığınız ile tekrar çok teşekkür ederim.


İlk kitabınız “Kalbini Eksik Etme”den bahseder misiniz? Ne anlattınız bu kitapta?

“Kalbini Eksik Etme” benim ilk kitabım, ilk çocuğum bu yüzden de. Evli bir yazara aşık olan genç bir kadını anlatmaya çalışmıştım. İsmi Halide'ydi. Ben Halide'yi anlattım o kısacık süren öykümde. Çok güzel tepkiler aldım. Aldığım tek eleştiri ise kitabın çok kısa olduğu yönündeydi. Bu yüzden ikinci kitabım Bircan'ı daha uzun yazmaya çalışmıştım.


Daha sonra “Bircan”ı yazdınız... Özellikle ismi çok merak uyandırıyor insanda. Ondan da bahsedebilir miyiz biraz?

“Bircan” da “Kalbini Eksik Etme” gibi aşk kitabıdır aslında, fakat birçok farklı duyguyu da barındırır içinde. Çünkü cezaevinde yatan bir adamı ve ona aşık olan cesur bir kadını anlatıyor. Bu yüzden cesareti anlattım, özgürlüğün kıymetini anlattım, mutluluğu, arayışları, umudu ve ölümü anlattım… “Kitabın adı neden Bircan?” sorusu kitapla ilgili en çok duyduğum soru oldu. Ama söylemeyeyim, kitabın sonlarına doğru ortaya çıkıyor bu sorunun cevabı.



“BİR ADAMA ŞİİR YAZAMIYORSAM, BİTMİŞ DEMEKTİR”



Yazarken örnek aldığınız ya da kaleminizi benzettiğiniz yazar/şairler var mı?

Ben çok sıkı bir Sabahattin Ali okuyucusuyumdur. Ama kendim gibi yeni yazarları da takip etmeye, destek vermeye çalışırım. Nazım Hikmet'in şiirlerini çok severim. Çevrem de benim için “Nazım'ın kadın versiyonu” derler. Çünkü herkes Nazım'a yarım bıraktığı ilişkiler için kızarken, ben asla kızmam. Onu anladığımı söylerim. Ben de onun gibi düşünüyorum aslında. Bir adama şiir yazamıyorsam, bitmiş demektir. Görüşmeme, onunla olmama gerek kalmamıştır. Bana şiir yazdırmayan adamı ve onun duygularını ben ne yapayım?



“SES OLMAYI ÖĞRENDİM...”



Gazetecilik hikayenizi paylaşır mısınız bizlerle? Bu mesleği nasıl seçtiniz?

Türkiye'de maalesef ki mesleklere karşı güven oranları ortaya koyulduğunda gazetecilere olan güven oranı %37 olarak belirlendi. Bu yüzden şunu söyleyebilirim ki, kıymeti bilindiğinde bu meslek dünyanın en özgür mesleğidir. Kimse bir gazeteciye yahut bir yazara “neden bunu yazdın” diye sormaz. Kurduğun cümleler için hesap vermemek, işte gerçek özgürlük budur. Ben özgür olmak istiyordum. Bu yüzdendir ki, mesleğime aşığım. Gazetede çalışmanın bana en büyük katkısı ise 'cesaret' oldu. Eskiden daha korkak biriydim. Şimdi daha cesur ve daha özgürüm. Gazeteci ve yazar herkesten bir adım daha özgürdür, bunu öğrendim. Bir gün kıymetli patronum bana “Gazetecilik, sessiz kalanların sesi olmaktır.” demişti. Sessiz kalanların öncüsü olup, konuşmayı ve yazmayı öğrendim ben de. Ses olmayı öğrendim kısacası... Ama dikkat edin lütfen. “Gürültü” demiyorum, “ses” diyorum.


Gazeteciliğinize öncü olmuş ilk yazı/haberinizi hatırlıyor musunuz?

Hiç unutur muyum? O gazetenin sayfasını hala saklıyorum… Önce Vatan gazetesinde yayınlanan “Ölümde Buluşacağız Sevgili” başlıklı yazımdan sonra gazete imtiyaz sahibi sevgili Abdullah Akosman ile tanıştık ve bana gazetede yazılar yazabileceğimi söyledi. Öncelikle evimden yazılar yazmaya, röportajlar hazırlamaya başlamıştım. Daha sonra bir gün, “İstanbul'a gel, çalış.” dedi. Dünyalar benim oldu. Bir ay içinde Aydın'dan İstanbul'a taşındım. Yeni bir hayata adım attım ve şu an çok mutluyum. Abdullah Akosman'a bana kazandırdığı gazeteci sıfatı ve öğrettiği her şey için de minnettarım. Fakat söylemeliyim ki, gazetecilik konusunda öğrenciyim.


Yazarlık yaşamına genç bir yaşta başlamak, bu yola erken çıkmak nasıl bir duygu?

Aslında başlarda çok zordu. Çünkü korkuyordum; yanlış bir şey yapmaktan, tepki almaktan... Dolayısıyla her adımımı çekingen atıyordum. Sonra öğrendim ki bu meslek korkusuz olmayı gerektiriyor. Ben de öyle olmaya karar verdim. Örneğin Deniz Gezmiş'in abisi Bora Gezmiş ile yaptığım röportaj için birçok şikayet aldım. Eski Yağmur olsa üzülürdü. Ama üzülmedim. Demek ki çok okundu diye mutlu oldum…  Ayrıca Bora Gezmiş ile yaptığım röportajın bulunduğu gazeteyi dedemin yastığının altında sakladığını görmüştüm. Bu benim için en güzel hediyedir. Başka da bir şey istemem.


İki kitap yazmanın yanı sıra, bir de gazetede olmak size neler kazandırdı?

Dürüst olmak gerekirse her şeyden önce öz güven diyebilirim. Yazar ve gazeteci sıfatlarının adımın önüne gelmesi benim için çok büyük bir onur kaynağı. Çok mutluyum, her gün şükrediyorum. Dualarımı yaşarken buldum kendimi, daha ne isterim ki? Şimdi daha mutlu, daha cesur ve daha özgürüm.


Bu sıralar okuyucu ile buluşturacağınız yeni bir eser hazırlığınız var mı?

Evet, yeni bir kitap geliyor yakın zamanda. Öykü ve romandan sonra şiir kitabı. İsmi “Kaldırım Çiçeği” olacak. Umarım şiirlerim sevilir. İddialı değilim ama okunmasını ve beğeni kazanmasını tabii ki isterim.


“Kaldırım Çiçeği”nden de biraz bahsedelim isterim... Öykü ve romandan sonra şiir kitabı yayımlamaya nasıl karar verdiniz?

Don Marguis, “Şiir kitabı yayımlamak, derin bir uçuruma gül yaprağı atarak gelecek yankıyı beklemektir.” der. Ben de uçuruma bir gül yaprağı atmak yerine bir kaldırım çiçeği atıp, gelecek yankıyı beklemek istedim. Çünkü şiiri çok sevdim. Her duyguya ait bir şiirim olsun istedim. Sonunda “Kaldırım Çiçeği”nde bir araya geldi hepsi…


Kitaptaki şiirler birine mi yazıldı, yoksa hayal ürünü duygularla mı ortaya çıktı?

Kaldırım Çiçeği'nde hayal ürünü olan hiçbir cümle yok. Hepsi benim kalbimden çıktı, benim duygularımla yazıldı. Çok sevdiğim bir yakınım bir gün bana şiir yazmak ile ilgili demişti ki; “Öykü, roman, hikaye yazarsın ama sevmeden şiir yazamazsın. Önce seveceksin, sonra şiir yazacaksın.” Sanırım bu söz her şeyi anlatıyor. Şiirin duygu olmadan yazılacağına zaten inanmıyorum. Ben de önce sevdim, sonra şiir yazabildim.


Kitaptaki bütün şiirler aynı duygu yoğunluğu ile mi yazıldı?

Aslında evet. Yaklaşık 1 senedir yazdığım şiirler ve son hazırlıkları yapıyor olmamıza rağmen hala daha üzerine eklediğim yeni şiirler de var. Şiirlerde sevgiyi anlatmaya çalıştım. Özlemi, umudu, ayrılığı, uzaklığı… Eminim ki okuyan herkes kendinden bir şeyler de bulacaktır. Ya da bilmiyorum, belki de “Kime yazıldı bu şiirler?” diye merak edeceklerdir sadece.


Önceki kitaplarınız Semerci Yayınları'ndan çıkmıştı.  Yine aynı yayınevi mi olacak?

Evet, “Kalbini Eksik Etme” ve “Bircan” Semerci Yayınları'ndan çıkmıştı. “Kaldırım Çiçeği” de Semerci Yayınları imzası taşıyacak. İnşallah ömrüm boyunca tüm kitaplarım için aynı yayınevi ile çalışmak istiyorum. Artık aile gibiyiz diyebilirim. Hatta “Kaldırım Çiçeği”nde Alime Semerci'nin ve eşi Aykut Semerci'nin de çok büyük katkısı vardır. Alime Hanım bana “Yazmak özgürlüktür, bunu unutma.” demişti. Kıymetli eşi Aykut Semerci de bir gün sohbet esnasında “Yazarken annem, babam, yakınlarım ne der diye düşünerek değil, sadece yazmak istediklerini yaz.” demişti. Kaldırım Çiçeği'nde onları dinledim. Kendi duygularımı kim ne der diye düşünmeden, çekinmeden yazdım. Buradan onlara bir kez daha teşekkür ederim.



“AŞKTA SİPARİŞ OLMAZ...”



Aşk üzerine iki kitap yazdınız, şimdi de aşk için şiir kitabı yazdınız. Birçok sözünüz, şiiriniz var. Peki, size aşkın tanımını sorsak? Sizce nedir aşk?

Aslında bence tarif edilemeyecek bir duygu aşk. Ama yine de tarif etmemi isterseniz eğer; o size arkasını dönüp sırt çevirse bile ona kızmıyorsanız, sevmeye devam edip, “Sırt çevirse sırtını öperim, bendeki böyle bir sevda...” diyorsanız, bence gerçek aşk budur. Sevdiğiniz kadar sevilmek isterseniz eğer, bu aşk değildir. Aşkta sipariş olmaz... Aşk çok güzel bir duygu ve bana çok şey katıyor. Ben ömrüm boyunca hep aşık olacağım birilerine, bunu biliyorum. Şu sıralarda da bolca şiir yazıyorum diyeyim, siz anlayın beni... Aşık olduğum kişiyi görmek için her gün onun olduğu yerlere giderim, hiç üşenmem. O kişiyi sıkmam, belki de hislerimi hiçbir zaman söylemem. Tek amacım onu görmek olur… Ve adına şiirler yazarım…


Okuyucuların ya da şiir yazmaya başlayacak olanların çıkarabileceği bir ders var mı bu kitaptan?

Şiir yazmak isteyenlere rehber olması imkansız bu kitabın... Ben şair değilim, şiir yazmak konusunda bilgili değilim, başarılı değilim. Şiirde öğrenciyim henüz. Ama bu kitaptan ne öğrenebiliriz diye sorarsanız eğer, sevgiyi öğrenebilirsiniz mesela. Belki de öğrencisi olmadığım tek konudur sevmek. Biri ne kadar fazla sevilebilir, birine ne kadar derin sözler söylenebilir, o kişiyi en fazla ne kadar yukarılara çıkarabilirsiniz sorularına cevap bulabilirsiniz örneğin.


Sizin kaldırım çiçeğiniz yüreğinizin doğasında nasıl yaşıyor?

Bir bilgeye sormuşlar, “Hoşlanmak ve sevmek arasındaki fark nedir?” diye. Bilge cevap vermiş; “Eğer bir çiçekten hoşlanırsanız, onu dalından koparırsınız. Eğer bir çiçeği severseniz, onu her gün sularsınız.” Ben çiçeğimi her gün suladım diyeyim...


Sizce bir yazar acıdan beslenir mi?

Her harfin belli bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Kitaplar da hayatımızdaki bütün acılarımızın hesap yeridir bence. Biz orda hesap sorarız aslında. Bence her yazar biraz mazoşisttir, acıdan zevk alır. Çünkü acı çeksin, kitabında hesabını sorsun, insanlara bunları anlatsın ister. Hayali karakterlere yaşatır bazen acıları, rahatlar. Sanırım ben de dahil, yazarlar biraz farklı insanlar... İnanın ben de henüz çözebilmiş değilim. Ama kendim için söylemeliyim ki; evet, acıdan beslenirim. İtiraf etmeliyim ki acı çekmeyi severim, acı çekmiş insanları dinlemeyi severim.


Son olarak neler söylemek istersiniz?

Birilerini sevin. Sevmekten korkmayın. Çok sevin… Kimi ne kadar sevdiğinizle ilgili kimseye hesap vermek zorunda değilsiniz, bunu sakın unutmayın… Bu keyifli sohbet için size, destekleri için Semerci Yayınları'na, Alime Semerci'ye ve gazetemiz imtiyaz sahibi Abdullah Akosman'a, aileme, tüm çalışma arkadaşlarıma, tüm okurlarıma, hayatıma ve kalbime dokunan herkese sonsuz teşekkürler... Ege Life Dergisi okuyucularına sevgilerimle...