Güncel Haberler:
Işık TEOMAN

Yazar Biyografisi






Ege’nin en yeşili Kütahya

Kütahya şehri yıllarca benim aklımda bozkır bir kent olarak kalmış. Ne zaman ki o bölgeye sık aralıklarla geziler yapmaya başladık,
yeşilin kaynağının burada olduğunu öğrendim. Martlı Şelalesi, Gölcük ve nice güzellikler…

     Kütahya’yı komşu kapısı yaptık, kaç kez gittik bilmiyorum, onlarca olmuştur herhalde. Yıllar önce Kütahya denilince aklıma bozkırlar gelirdi nedense. Dağlık, kıraç, yeşili olmayan bir kent düşlerdim. Bir de hiçbir zaman Kütahya ve çevresine gitmemiştim, işim olmamıştı oralarda. Ne zaman ki geziler başladı, o zaman yanıldığımı gördüm. Simav-Gölcük, Martlı Şelaleleri ve daha niceleri, yeşili bırakın, yemyeşil bir bölge. Doyamıyor insan doğal güzelliklere.

     Kısa bir süre önce Tetik Yaylası, Murat Dağı’na bir yolculuk yaptık. Geç saatlerde ulaştık zirveye. Acı ama gerçek, bugüne kadar hiç yaşamadığımız bir olay ile karşılaştık. Ormancılar bize ilk defa izin vermedi. Ormancılar demeyelim adına, bir ormancı şefi, nedense direndi. O karanlıkta, o yorgunluğun üzerine İzmir’e geri döndük. Sabaha karşı evlerimizde olduk. Ama inat ettik, biz Murat Dağı’nda kamp kuracağız, diye. Öyle de oldu.

    İki hafta sonra Orman Bölge Müdürlüğü’nden izinler alındı, yine sabah erkenden buluştuk ve yola koyulduk. Bu kez yollarda börek, çörek yemeden doğru Turgutlu’ya giriş yaptık ve meşhur çorbacıda karnımızı bir güzel doyurduk; hem de sabahın karanlığında. Ardından yolumuzun üzerindeki Kula çarşısını gezmeden geçmek olmaz. Her gezide yaptığımız gibi çarşı içinde salaş kahvede acı Türk kahvelerimizi içtik. Bir süre çarşıda oyalandık, el işi göz nuru emek isteyen ustaların çalışmalarını keyifle izledik. Yorgancısından, demircisine, bakırcısından kalaycısına kadar... Son ustalar ve artık bu meslekleri kimler yaşatacak diye düşünüyoruz. Yolda giderken bunları düşündük hep. Teknoloji, el işi ve emek işi o kadar çok mesleği yok etti ki...

     Bu sohbet eşliğinde Gediz’e ulaştık. Yemekten kanatlarımız çıkacak artık ama yine tavuk inciği satın aldık, yanına bir şişe rakı, canı çekenlere bira ve salata yapmak için malzeme. Artık yolculuğun en keyifli bölümü başlıyor.

     Murat Dağı’na Gediz-Altıntaş üzerinden ulaşılıyor ve mesafe yaklaşık 30 kilometre. Çevre yemyeşil, meşe ağaçları yol boyunca sıralanıp gidiyor. Zirveye kadar irili ufaklı köylerden geçiyoruz. Canımızın çektiği ve beğendiğimiz köylerde durup çay içiyoruz ve dinleniyoruz. Çok da zorlanmadan 1450 metredeki ormanlık bölgeye ulaşıyoruz. Bölge müdürü eşi ve iki kızı ile birlikte yürüyüş yapıyor. Ayaküstü sohbetin ardından kamp alanına, sedir ağaçlarının bulunduğu cennet köşeye gidiyoruz.

     Muhteşem bir görüntü. Önde sedir ağaçları, arkada kızıl ve karaçamlar. Hiç tereddüt etmeden sedir ağaçlarının altını kamp alanı olarak belirliyoruz. Herkes kendine bir yer beğeniyor. Biz çadırları kurmaya başlarken, iki kangal yavrusu da bize eşlik ediyor. Hava kararmaya ve soğumaya başlıyor. Çevreden topladığımız çalı çırpılar ile kamp ateşini yakıyoruz, bir yandan ateşi hızlandırıyoruz, bir yandan da tavukları terbiye edip ızgaraya hazır hale getiriyoruz. Gecenin karanlığı üzerimize çöküyor, rakının dibini getiriyoruz. Bizimle birlikte kangal yavruları da karınlarını doyuruyor. Güzel ve keyifli sohbetlerin ardından uyku vakti. Çadırlarımıza çekilip uyku tulumlarının içine süzülüyoruz, sabaha kadar sessizliğin eşliğinde deliksiz bir uyku çekiyor herkes.

     Sabah erkenden kamp ateşini canlandırıp, çayı demleyip kahvaltı hazırlıyoruz, saatler akıp geçiyor kuş sesleri eşliğlinde. Murat Dağı’nda keyifli bir gece geçirmenin mutluluğuyla çadırlar toplanıyor ve dönüş yolculuğu başlıyor yine.
01.06.2017