Güncel Haberler:

Eylül Ayı Vizyon Seçkisi

01.09.2018



Merhabalar, sevgili Ege Life Okuyucuları! :)



Yazı bitirip, sonbahara geçiyoruz. Henüz havalar soğumayacağı için açıkhava sinema gösterimlerinin devam edeceği yerler olacaktır. Yine de kum, deniz, güneş modundan çıkıp biraz daha fazla sinemaya dönebileceğiz.




Eylül ayı vizyonunun ilk haftası nostaljik bir sürprizle başlıyor: Keloğlan. “Pratik zekâsı ve temiz kalpliliği ile bilinen Keloğlan, Cankız’ın yardım çağrısına kayıtsız kalamaz. Hayvanların hayatı tehlikedir. Keloğlan ve arkadaşları hayvanların soyunu tüketmeye çalışan zalimlere karşı savaşmak zorundadır. Keloğlan bu sefer de zekâsı sayesinde zalimleri yenebilecek midir” Senaryosunu Ferhat Ergün’ün kaleme aldığı yönetmen koltuğunda ise Süleyman Mert Özdemir’in oturduğu filmin oyuncu kadrosunda Atilla Doğukan Türkyılmaz, Yağmur Ün, Asuman Dabak, Kaya Akkaya, Yakup Yavru, Esvet Şahin gibi isimler yer alıyor. Rüştü Asyalı’nın yerini tutmayacağına emin olsak bile yine de dileriz ki bu efsane hakkıyla can bulur. 




Haftanın bir diğer önerisi Transit. “Paris'te yaşayan Alman Georg (Franz Rogowski), Nazi birliklerinin şehre yaklaşmasıyla buradan kaçmak zorunda kalır. Marsilya'ya giderken yanında Weidel adlı bir yazara ulaştırılması gereken mektup ve belgeler de vardır. Ancak Marsilya'da kendine güvenli bir yer bulmaya çalışırken Weidel'in intihar ettiğini öğrenir. Fransa'dan Meksika'ya kaçış izni bulunan Weidel'in kimliğine bürünüp artık son onayları beklerken, Marie (Paula Beer) adında güzel ve gizemli bir kadına âşık olur.




İlk haftanın son önerisi ise Mil 22 (Mile 22). “Amerikan istihbarat ajanı James Silva (Mark Wahlberg) ve ekibi, birkaç büyük şehri yok etmeye yetecek miktarda kayıp radyoaktif maddenin yerini bilen ve bir Güney Asya ülkesindeki Amerikan büyükelçiliğine sığınmış Li Noor (Iko Uwais) adlı bir polisi ülkeden kaçırmak için çok tehlikeli bir operasyon düzenler.”




Eylül ayının ikinci haftası gergin ama merak dolu filmlerle geliyor. Küçük Bir Rica (A Simple Favor): “Küçük bir kasabada yaşayan, ama internette çektiği günlük videolarla ün kazanmış ev kadını Stephanie Ward'un (Anna Kendrick) hayatı, en yakın arkadaşı Emily Nelson'ın (Blake Lively) bir iz bırakmadan kaybolmasıyla alt üst olur. Tüm vaktini Emily'nin izini aramaya adayan Stephanie'ye Emily’nin kocası Sean (Henry Golding) da yardımcı olmaya çalışacak, bazı sırlar ortaya çıktıkça öyküye dâhil olan herkesin hayatı değişecektir.” Küçük Bir Rica filmi, Amerikalı yazar Darcey Bell'in aynı adlı romanından sinemaya uyarlandı.




Canavar (Beast): “Küçük, modern dünyadan uzakta bir adada yaşayan Moll (Jessie Buckley), ailesinin baskısından iyice bunalmış bir genç kadındır. Günün birinde adaya gelen bir yabancıyla, Pascal Renouf'la (Johnny Flynn) tanışır ve onu âşık olur. Pascal ona, ailesi ve mahkûm olduğu hayattan kaçabilmesi için destek verir, ancak bu gizemli adamın vahşice işlenmiş bazı cinayetlerin faili olduğu iddia edildiğinde bu iddialara kulağını tıkayacaktır.” Basit bir aşk veya cinayet filmi yerine kurgusu güzelce örülmüş ve insan psikolojisini irdelemeye müsait bir dille yazılmış senaryosuyla listenize girmeyi hak ediyor. 




Western: “Bir grup Alman inşaat işçisi, Bulgar kırsalındaki uzak bir bölgede zorunlu olarak çalışmaktadır. Evlerinde uzakta, yabancı topraklarda çalışmak erkeklerin macera duygularını harekete geçirir. Fakat ülkede bilmedikleri bil dilin konuşulması ve kültürel farklılıklar nedeniyle kendi önyargıları ile karşı karşıya kalırlar.” Valeska Grisebach yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Meinhard Neumann, Reinhardt Wetrek, Syuleyman Alilov Letifov, Veneta Fragnova gibi isimler yer alıyor.




Vizyon seçkimizde 21 Eylül haftasına geldiğimizde ayın en güzel filmlerinin bu haftaya toplandığını görüyoruz. Güvercin: “Yusuf, Adana'nın kenar mahallelerinden birinde, ağabeyi ve ablasıyla birlikte yaşayan bir gençtir. Oturdukları evin çatısında, ölen babasından kalan güvercinlerini tutkuyla besleyip eğitmektedir. Yusuf, Maverdi adını verdiği dişi güverciniyle özel bir bağ kurmuştur. Ağabeyi Yusuf'a, çalışması ve para kazanması konusunda baskı yapar. Kuşlarından başka bir dünyayı tanımayan Yusuf, çalışma hayatı ve mahallesinin gerçekleriyle yüzleşir.” Haftanın bir başka filmi olan Radiogram ise oğluna radyo olabilmek için 100 kilometre yürümeyi göze alan bir babanın hikâyesini konu ediyor. Gerçek bir hikâyeden esinlenilen film 1971 yılında geçiyor. “Bulgaristan komünist rejimin etkisi altındadır. İnsanların ezildiği bu dönemde dini ifadeler ve batı kaynaklı müzik gibi birçok şey ulusal tehdit olarak kabul edilir. BBC, Deutsche Welle, Özgür Avrupa Radyosu ülkede yasaklananlar arasındadır. Bu zorlu koşullarda Rodop Dağları’nda yaşayan bir baba rock'n roll delisi olan küçük oğluna yeni bir radyo almak ister. Fakat bunun için 100 kilometre yürüyerek şehre gitmesi gerekir. Oğlunun isteğini yerine getirmeye karar veren baba her şeyi göze alarak zorlu bir yolculuğa çıkar.” Rouzie Hassanova’nın yönetmen koltuğunda oturduğu filmin oyuncu kadrosunda Alexander Hadjiangelov, Yana Titova, Aleksandar Aleksiev gibi isimler yer alıyor. Bu haftanın son önerisi olan Beni Bırakma (Never Leave Me)'nin konusu ise şöyle: “İsa annesinin ölümünün ardından Şanlıurfa'da Suriyeli çocukların kaldığı bir yetimhaneye gönderilir. Burada Ahmet ve Motaz'la tanışır. Ahmed Suriye'de kaybolan babasına tekrar kavuşacağı ümidi ile yaşamaktadır. Motaz ise yeniden evlenen annesi tarafından yetimhaneye bırakılmıştır. Farklı karakterde olan İsa, Ahmet ve Motaz'ın tek amacı vardır; o da yetimhaneden çıkıp yeni bir hayat kurmak.” Birbirinden ağır ama bir o kadar da başarılı bu üç filmi de izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. 




28 Eylül haftası yani Eylül ayının son haftasına gelmiş bulunmaktayız. Cesur Savaşçılar (Redbad): “Milattan sonra 8. yüzyılda Avrupa iki büyük güce ayrılmış gibidir. Kuzeydeki ırklardan olan Frizler, Avrupa'nın en önemli ticaret merkezlerinden biri olsalar da halen barbar yöntemlerle ülkelerini yönetmektedir. Buna karşı çıkan Redbad (Gijs Naber) kral olan babasının ardından ülkenin başına geçmeyi bile istememektedir. Bu sırada güneyden gelen Frank'ler, ülkeyi işgal ederek Hıristiyanlık dinini yaymaya başlar. Amcasıyla ters düşen Redbad, bir sala bağlanarak ölüme yollanır, ancak hayatta kalmayı başarır ve Viking kıyılarına dek gider. Bu halkın bir parçası olan Redbad, sonrasında doğduğu ülkesini kurtarmak için geri gelecektir.” Kayıp Aranıyor (Searching): “David Kim'in (John Cho) 16 yaşındaki kızı Margot (Michelle La) hiçbir ipucu bırakmadan ortadan kaybolunca dedektifler konuyu araştırmaya başlamıştır. Ancak aradan geçen saatlere rağmen hiçbir doyurucu yanıt bulamayan acılı baba, o ana kadar kimsenin incelemeyi aklına getirmediği kızının diz üstü bilgisayarını açarak bir ipucu aramaya başlar. Kızının dijital ortamda bıraktığı izleri takip ederek kaybolmasının ardındaki sırrı açığa çıkarmaya çalışır.” Dokunma Bana (Touch Me Not), yönetmen ve oyuncuların yakınlık üzerine kişisel bir araştırma niteliğinde. Filmde Laura, Tómas ve Christian'ın duygusal dünyaları ele alınıyor. Karakterler bir yandan yakınlık kurmak isterken bir yandan da bundan korkuyorlar. Hepsi, eski alışkanlıklarını, savunma mekanizmalarını ve oluşturdukları tabularını aşıp özgür kalmaya çalışıyor. Touch Me Not, bize yakınlığı hiç beklemediğimiz durumlarda bulabileceğimizi ve kendimizi kaybetmeden başkasını nasıl seveceğimizi anlatıyor. İzlemesi belki sıkıcı olarak etiketlenecek olsa da listenizin en başına eklemenizi iki kere tavsiye ediyorum. 




Eylül ayını vizyon seçkisini bitirdiğimize göre sonbaharın da ortasına gelmiş bulunmaktayız. İster havada ister içinizde yağmurlu günleriniz bile olsa sanat bunu hafifletmek için vardır. İçimizdeki sağanakları anlamak için daha çok film izlemeye davet ediyorum sizi…