Güncel Haberler:

Hipodrom Müdürlüğü'ne Kadar Uzanan At Sevgisi

12.05.2010



İzmir Şirinyer Hipodromu Müdürü Orhan Karabıyık'ın atlara olan ilgisi yüzünden değişen yaşam öyküsü gerçekten çok farklı... Ondan atları dinlemek, onunla at yarışçılığı üzerine konuşmak da bir o kadar sürükleyici...

Atlar dünyanın en hisli hayvanlarıdır. Yarışta bir at sakatlandığında onu bir daha hiç göremem diye yüreğim daralır, bir aile ferdime bir şey olmuşçasına üzülürüm.

Kedi ve köpekler de insanlara sadık hayvanlardır ancak onlar bir şey olabileceğini düşünerek bazen verilen komutlara uymazlar. At gerekirse intihara kadar gidebilir.

Kimi için can dostu, kimi için ekmek parası, kiminin ise umut dünyası... Atların da kaderi insanlarınkinden çok farklı değil aslında... Kimi bir çuval samana talim fayton çekiyor, kimi yarışçı kimliğiyle el bebek gül bebek bakılıyor. Asırlar boyu atalarımızın yoldaşı olan atlar, asaleti, hızı, gücü ve bağlılığıyla günümüzde insanlık üzerindeki etkisini teknolojik gelişimin gölgesinde olabildiğince sürdürüyor.

At sevgisiyle çocuk yaşta tanışmak, ilerki yaşlarda bu bağlılığı tutkuya dönüştürebiliyor. Hatta yaşam tarzına... Örnek mi istersiniz? İşte size Orhan Karabıyık... Bu asil hayvana olan bağımlılığı, lise yıllarında gişesinde bilet sattığı hipodromda, bugün müdür apoletiyle oturmasını sağlamış...

Bu özel hikayeyi, at sevgisini konuştuk Sayın Orhan Karabıyık'la... Buluşma adresimiz elbette İzmir Şirinyer Hipodromu'ydu...

Atlarla bu kadar iç içe, onları çok iyi tanıyan biri olarak biraz atlardan bahseder misiniz?

Çok duygusal, uysal ve insana çok yakın hayvanlardır. Güzellikleri ise zaten su götürmez. Atlar yaratılışları itibarıyla hafızalarında hiç silme yapmayan, sürekli kaydeden ancak mantığı olmayan canlılardır. Verilen komut üzerine bir yerden atlarken, "Ben buradan atlayamam, düşerim" gibi bir mantık yürütmez. Kedi ve köpekler de insanlara sadık hayvanlardır ancak onlar bir şey olabileceğini düşünerek bazen verilen komutlara uymazlar. At gerekirse intihara kadar gidebilir. Yapılan iyiliği örneğin kendisine yemek vereni, yorgunsa sırtından eğeri alanı hiç unutmadığı gibi kendisini acımasızca kırbaçlayanı unutmaz.


Atlara olan bu tutkunuz nasıl oluştu?

1968 yılında ortaokul öğrencisiyken babam hem Jokey Kulübü’nde çalışıyordu hem de at sahibiydi. Babamın yanında gelip giderken bende bir at sevgisi oluşmaya başladı. Lisede hipodrom gişelerinde bilet satmaya başladım. O aralar basketbol oynuyordum ve basketbol olmazsa yaşayamayacağıma inanıyordum.  Atlarla yakınlaştıkça bir baktım ki burada çok daha büyük bir sevgi, tutku var. Böylece basketboldan vazgeçtim ve buradayım. O kadar keyif alarak yapıyorum ki bu işi, saat kavramı kalmadı bende.


Ülkemizde at yarışları ne zaman başladı?

Türkiye’de ilk düzenli at yarışlarının başladığı kent İzmir’dir. 19. yüzyılın ortalarına rastlıyor ve yaklaşık 160 yıldır İzmir’de at yarışı düzenleniyor. O yıllarda atların kullanımı ulaşımdan tutun da hayatın her alanında yaygındır. Hipodromun bulunduğu alanda İzmir’in Levantenleri ile ata meraklı olan Türk aileleri, sahip oldukları ve iyi baktıkları atları da birbirleriyle kıyaslarcasına hafta sonu eğlence, panayır havasında yarıştırırlar. Cumhuriyet yıllarında da Atatürk ve İsmet İnönü’nün önderliğinde Yüksek Yarış Islah Encümeni ve İl Özel İdareleri tarafından düzenlenir at yarışları. 1950 yılında kurulan Türkiye Jokey Kulübü’nün 1953 yılı itibarıyla da bu görevi üzerine almasıyla at yarışları, bugünkü dünya standartları seviyesine getirildi. Bununla da ayrıca kıvanç duyuyoruz.


Şirinyer Hipodromu’ndan bahsedebilir misiniz?

Abartmıyorum, ülkemizde ve dünyada en önemli hipodromlar arasında bulunuyor. Yaklaşık 320 bin metrekarelik bir arazi üzerine kurulu. Buca Şirinyer’deki hipodromumuzda ayrıca 160 bin metrekarelik bir alanda ahırlar bulunuyor. Şu anda hipodromumuzda iki tribün, iki bahçe restoranı, bir panoramik restoran, bir kır kahvesinin yanı sıra yaklaşık 1700 m kum pist ile 1500 m çim pist bulunuyor. Ayrıca jokey odası, eyerleme mahalli, 4 padok, 1281 at kapasiteli bir ahır, at hastanesi, doping kontrol binası ve müdürlük binası yer alıyor. 286 personel çalışıyor. Son yıllarda yapılan ışıklandırma ve modernizasyon çalışmaları ile gece yarışlarına da uygun hale getirilmesi İzmir Şirinyer Hipodromu'nun cazibesini iyice artırdı.


Dünya ile kıyaslandığında Türk yarışçılığını nasıl buluyorsunuz?

At yarışları ABD, İngiltere ve İrlanda başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde düzenleniyor. Son zamanlarda Dubai turistik amaçlı dünyanın birçok yerinden yıldız atları ağırladığı Dubai World Cup müsabakası düzenliyor. Hipodromlarının o güzel görüntüleriyle kendilerini dünyaya tanıtarak bu alanda ön plana çıkmaya çalışıyor. Ama bu yarışlar dönemsel yani ilkbahar ve kışın sonunda çok kısa bir sürede yapılıyor. Biz çok iyi durumdayız. Avrupa standartlarındaki hipodromlarımız, orijinleri ve yetiştiriciliği ile kaliteli yarış atlarımızla bugün Avrupa’da söz sahibiyiz.


Hipodromda bir yarış günü nasıl geçiyor?

Her sabah 05.30 ile 10.30 arası yaklaşık 1000 at antrenman yapar. Ardından eğer bir yarış günüyse halkımıza en iyi hizmeti vermek için çalışmalar başlar. Restoranlarımız, çocukların oyun bahçeleri, seyircilerin intikali, padoklarımız, salonlarımız ve gişelerimiz İzmir Hipodromu'nda güzel bir gün geçirmeye gelenler için hizmete başlar. İzmirliler eşleri ve çocukları ile birlikte cumartesi günlerini hipodromda geçirmeyi seviyorlar. İğne atsanız yere düşmez. Aslında herkes  oyun oynamaya da gelmiyor belki.  Hipodromun o büyülü, hareketli atmosferinde sosyal bir aktivite var. Bir perşembe ya da cumartesi günü (yaz programı) aile buraya geliyor ve hiç hesap etmedikleri bir tabloyla karşılaşıyor. Şans oyunu oynasın oynamasın yarış atlarını izlemek, yeme-içme ihtiyacı için büfeye gitmek, piknik alanlarında vakit geçirmek, oyun gişelerine gitmek gelmek, tribüne çıkış, tekrar padokta atları izlemek gibi aktivitelerle yaklaşık 150-200 metreyi 16 kez yürüyor ziyaretçilerimiz. Yani temiz havada spor da yapmış oluyorlar.  Zaten her sabah çoğu bayan onlarca semt sakini burada spor yapıyor. Bu kitleye benim eşim de dahil. Her sabah güneşin doğuşuyla beraber hepsi bu güvenli, temiz ve yeşil ortamda yürüyüş yapıyor. Üstüne lokantası, büfesi, kafesi ve temiz tribünleriyle sosyal bir zemin hazırlayıp sunuyorsunuz. Bir de o rengarenk formalarıyla jokeylerin koşturduğu o güzelim İngiliz ve Arap atlarını izlemek. Bu heyecanı burada yaşamak bana göre çok güzel. İlgiyi kesin rakamlar da somutlaştırıyor. Mesala 2007 yılında 26 bin 500 bayan, 124.599’da erkek ziyaretçimiz olmuş. Bir yeri 150 bin kişi bir yıl boyunca ziyaret ediyorsa bu çok önemli bir şeydir. Ekonomik kriz, ganyan bayii ağımızın genişlemesi, yarış sıklığının artması, tv yayınları gibi etkenler biraz bu rakamı geri çekti. Biz buna rağmen bu rakamlardan bahsedebiliyorsak, ben bundan kıvanç duyarım. Şu bir gerçek ki insan burada alacağı tadı başka yerde bulamaz. Biz bütün İzmirlileri buraya, bu güzelliği yaşamaya davet ediyoruz.


Bir tayın yarış atı olmasına uzanan süreç nasıl gelişiyor?

Aslında daha tay ortaya çıkmadan önce başlıyor bu süreç. Dünya literatüründe bununda ayrı bir bilim dalı olduğuna inandığımız bir seleksiyondan faydalanarak çiftleştirmeye uygun kısrağınıza bir baba seçiyorsunuz. Doğru selekte ettiğiniz çiftleştirme programında yaklaşık 11 aylık bir gebelik süresinden sonra “yarış atı adayı” tayınızı elde ediyorsunuz. İlk 5-6 ay annesinin sütüyle beslenen tay, bu sürecin sonunda annesinden ayrılarak ona yarış atı karakteri kazandıracak olan bir eğitime başlıyor. Bir yandan tayın karakteri öğreniliyor, bir yandan da tay, yarış atı olduğunda karşılaşacağı durumlara ve insana alıştırılıyor. Bu eğitim yaklaşık 1,5 yıl sürdükten sonra bir yarış atı adayı olarak sırtına eğer vurulmasından üstünde bir insan taşımasını, güçlenmesinden hız kazanmasını içeren bir periyoda tabi tutuluyor.  Ardından artık çalıştırıcı bir jokeyin idaresine veriliyor. Burada da tamamen sürat faktörünü geliştirici bir antrenman uygulanıyor. Bu sırada sarf ettiği enerjiyi yerine koyacak bir beslenme programı da uzmanlarca takip ediliyor. Tüm bunlardan sonra da atın katılabileceği yarış programları analiz ediliyor ve seçilen program kapsamında tayımızın yarış yaşamı başlıyor. İngiliz atları 2, Arap atları ise 3 yaşında yarışmaya başlıyor.


Son olarak jokeyliğe uzanan süreçten bahseder misiniz?

Jokeylerin eğitim süreci TJK bünyesinde Ekrem Kurt Apranti Eğitim Merkezi’nde başlıyor. 14-16 yaş arası (16 yaşını doldurmamış), boyu 1,50 cm ve ağırlığı 45 kiloyu geçmeyen adaylar burada 2 yıl boyunca, merkezin değerli hocalarından binicilik, at bilgisi gibi eğitimler alıyor. Ardından eküri atlarda çalışarak staj yapıyorlar. 2 yıllık eğitimi başarıyla bitiren aday, apranti lisansı alıyor. Bir apranti ancak 100 yarış kazandıktan sonra jokeyliğe terfi ediyor.



Orhan Karabıyık kimdir?

Adelet Yüksek Okulu'nu bıraktı

İzmir'in Asansör Semti'nde 1956 yılında dünyaya gelen Orhan Karabıyık, ilk, orta ve lise öğrenimini İzmir'de tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet Yüksek Okulu'na girdi. Ancak, lise döneminde gişelerde bilet satarken tanıyıp çok sevdiği atları tercih edip, yüksek öğrenimini yarıda bıraktı, tekrar onların arasına döndü. Hipodromda çeşitli görevlerde bulunduktan sonra müdür yardımcılığı görevine getirildi. Şu anda Şirinyer Hipodromu Müdürü olan Karabıyık, evli ve iki çocuk babası.