Güncel Haberler:

İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Tayfun ERASLAN "Benim işim oyunculuk"

12.02.2016

Röportaj: Seher DENİZ




Bugüne kadar tiyatro, sinema ve televizyonda çok sayıda önemli rolü canlandıran, oyunculuğun yanı sıra yönetmen, sanat yönetmeni olarak da çalışan İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Tayfun ERASLAN ile EGE LIFE'a özel keyifli bir söyleşi yaptık...



"Ben tiyatro yönetmek için tiyatrocu olmadım, benim işim oyunculuk" diyen ERASLAN İzmirlilere küçük bir sitemte bulundu...

"İzmir seyircisi bizi hiç yalnız bırakmıyor, desteğini her zaman görüyoruz ancak küçük bir sitemim var. Çok hoşgörülüler, çok rahatlar, çok genişler. Bunlar kötü şeyler mi hayır. Hoşgörüden şikayet edilir mi asla edilmez. Ben de şikayet etmiyorum ama daha itici güç olmaları gerekir. Böyle bir kentin bu kadar aydın, bu kadar çağdaş, bu kadar hoşgörülü bir kentin hesap sorar olmasını bekliyorum. Bunu mesleğin gelişimi için eksik görüyorum."




Tayfun Eraslan kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz ?

1967 Almanya doğumluyum, bir gurbetçi ailenin çocuğuyum. Kütük itibari ile İzmitliyim. Almancı bir ailenin ilk çocuğu olunca beni anneannem ve dedemin yanına gönderdiler. Dedemin işi nedeniyle tayiniyle Akyazı'ya gidiyoruz ve Akyazı'da ilkokulu okudum. İlkokul bitene kadar anneannemle ve dedemle büyüdüm. İlkokulun bitiminde dedemin vefatı nedeniyle annem babam dönelim demişler. Bu sefer Kocaeli Değirmendere'ye yerleştik. Ortaokula da orada başladım. Orta ve liseyi Değirmendere ve Gölcük'te okudum. Tiyatro sevdası da lisede başladı. Edebiyat öğretmenim sayesinde lisenin tiyatro topluluğunda bulundum. İlkokulda müsamereler oluyordu ama tiyatroyu hem dönem hem de çevre gereği bir meslek olarak görmüyorduk. Hatta lisede de bunun bir meslek olabileceğini çok da düşünmüyordum. Lise bitiminde aileminde çok desteklememesiyle normal üniversite sınavına girdim. Kendi tercihimle Ankara'da Gazi Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü'ne girdim. Çok da muhteşem başladım. Devlet tiyatrosundan bilet aldım. İlk gün küçük tiyatroda bir oyundu. Perde açılırken içimde bir şey oldu. Anlatırken bana bile arabesk geliyor ama demek ki duygular böyle bir şey. 'Yanlış yerdesin Tayfun senin yerin koltuk değil orası' dedim. Ama yok ya Türk insanın içinde çok vardır sahneye çıkma oynama isteği diye düşündüm. Sonra öyle olmadığını gördüm. Gittim Üniversite'nin tiyatro topluluğuna kaydoldum. Ama çok kararlıyım kaymakam olacağım, Vali olacağım. Üniversitenin tiyatro topluluğunda yeniden sahneye çıkmaya başladım. Devlet Tiyatrosu'ndan oyuncu bir abimiz konuk yönetmen olarak çalışıyordu. Ben okuduğum okulu sallamamaya başladım. Sınavlara giriyorum, derslere giriyorum ama tiyatroya gidiyoruz, tiyatro konuşuyoruz, oyunları seyrediyoruz ve konservatuvardan arkadaşlarım oldu. Birinci sınıf bitince gittim özel bir çocuk tiyatrosuna girdim. Onlarla çocuk tiyatrosu yapmaya ve para kazanmaya başladım. O ara TRT seslendirme sanatçısı almak için bir sınav açtı. Orada rahmetli Cüneyt Gökçel'i tanıdım, Ejder Akış'ı tanıdım ve onlardan ders almaya başladım. Seslendirmeye başlayınca bir sürü devlet tiyatrosu sanatçısıyla kayıtlara girmeye başladım. Bir baktım ki daha çok onlarlayım artık Kamu Yönetimi ile alakam yok. Sadece sınava giriyorum geçiyorum. Ama üçüncü sınıf olmuşum yapacak bir şey yok. Aileme ne diyeceğim. Ailemin ekonomik durumu çok da iyi değildi. Sonrasında aileye açtım bırakacağım dedim. Şiddetli bir tepki gördüm. Babam ciddiye almadı, annem ayıldı bayıldı. Hiç abartmıyorum aynen bunlar oldu. Ama ben sınava girdim kazanamadım. Dördüncü sınıf bitmedi eğer biterse askere gitmem gerekiyordu. Askere gidersem konservatuvar yaş sınırını geçiriyordum. Onun sonucunda uzattım dönemlik derslerimden birini almadım. Artık yakamazdım da onca yılı son şansımdı sınava girdim kazandım. Ardıma bile bakmadan konservatuvara geçtim. 1988'de konservatuvara girdim 1992'de mezun oldum. O yıl Devlet Tiyatrosu sınav açmadı. Ben de yüksek lisansa başladım. Bu arada seslendirme devam ediyor. 1993 yılında da Adana Devlet Tiyatrosuna girdim. Dokuz yıl Adana'da kaldım. Sürem dört yıl olmasına rağmen Adana benim ikinci okulum oldu. Yeniden piştiğimiz, yeniden mesleği ve güzel dostlar tanıdığımız yıllardı. 2002 yılında Dönemin yönetimi beni Diyarbakır Devlet Tiyatrosuna müdür olarak teklif etti. Altı aylıktı çocuğum ama buna rağmen gittik. Eşime çocuğuma zor gelmiştir ama bana zor gelmedi. Diyarbakır'da iki sezon çalıştım. Oradan da Ankara'ya müdür olarak davet ettiler. 2004 sezonunun sonlarına doğru Sanat Yönetmenliğine başladım. Bu arada oyunculuktan hiç vazgeçmedim. Hala da vazgeçmedim ben tiyatro yönetmek için tiyatrocu olmadım benim işim oyunculuk. Sonra idarecilikten ayrıldım oyuncu ve rejisör olarak devam ettim. 2007 yılında da kendi isteğimle İzmir'e geldim.

Neden İzmir'i tercih ettiniz?
Oğlum okula başlayacaktı ya İstanbul'a giderdim ya İzmir'e giderdim. İstanbul'u göze alamadım. Benim gibi obsesif biri orada çocuk büyütemezdi. İzmir rahat, medeni, çağdaş bir şehir. Çok tanıdığım bir şehir değildi ama geçerken uğradığım bir yerdi. Arkadaşlarım da vardı eşim de itiraz etmedi. 2007'den beri buradayım. 2015 Haziranından beri İzmir Devlet Tiyatrosu müdürlüğünü sürdürüyorum. Bu yıllar arasında hem burada oyunlar oynadım yönettim.

Tiyatro hayatınızın yüzde kaçını kaplıyor?
İki türlü yanıtı var. Bir tanesi sanatla uğraşan herkes için geçerlidir. Yüzde seksenini doksanını kaplar. Zaman olarak bahsetmiyorum. O sizinle gezer. Ben bundan pişmanım. Çok uzun süre benim fiziki hayatımda yüzde seksenini doksanını kapsadı. Kendime hiç zamanım kalmamış. Beslenmeye zamanım kalmamış. Hayatımı da çevremi de ihmal etmişim.

Televizyonda da rol aldınız. Televizyon mu tiyatro mu?
Tiyatro. Televizyonu da çok seviyorum. Hem ekonomik anlamda hem de diğer yanlarıyla seviyorum. İkisi farklı alan. Tiyatroda karşılığını hemen aldığınız ve birlikte nefes alıp verdiğiniz kollektif bir şey var. Asla küçümsemiyorum ama hangisini tercih edersiniz derseniz tiyatro derim.

Televizyonda bir projeniz var mı?
Hayır şu ara yok.

İzmir Devlet Tiyatrosu'nun işleyişinden söz edebilir misiniz? Bir yılda kaç oyun düzenliyor? Bunları düzenlerken neleri dikkate alıyor? Ne amaçla hangi oyunlar sergileniyor?

Devlet Tiyatrosu'nun varoluş ve kuruluş amacı da faaliyet alanı da Türk dilini yaygınlaştırmak tanıtmak Türk yazarları ve dünya yazarlarını seyircisine tanıtmak en iyi örneklerini en usta şekilde göstermek ve yaşam kalitesini estetik duygusunu arttırmak amacıyla kurulmuştur. Zaten kuruluş kanununda da bu yazar.  Halkın vergileriyle ayakta duran devletten ödenekli bir kurum olduğumuz için sorumluluğumuz da bir o kadar büyüktür. Dünya ve Türk Edebiyatından örnekleri bir yelpaze içinde bulunduğu önce ülkenin sonra şehrin gündemini de dikkate alarak beklentileri de, ihtiyaçları da, yol gösterecek aksıyan bir yan varsa tatlı tatlı uyarı görevini de yapacak şeyleri de belirleyerek kendi repertuvarını oluşturan Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne bağlı bir bölge tiyatrosudur burası. Asal görevi pazartesi hariç haftanın her günü İzmir’de perde açmaktır, çevre illeri turne ile beslemek ve turne yaptığı her bölgeye de programı ölçüsünde gitmektir. Biz de böyle çalışıyoruz. Seksene yakın kadrolu sanatçımız var. Bir o kadar da teknik ve idari personelimiz var. Toplamda üç yüz kişilik küçük bir fabrikayız. Devlet Tiyatrosu da toplamda iki bin kişilik küçük bir fabrikadır. İnsanların gözüne hep Devlet Tiyatrosu niye batar onu da anlamam. Memuru, tekniği, sanatçısı hepi topu iki bin kişidir. Kadrolu sanatçı altı yüz kişi civarıdır. Bu iki bin kişi ile yılda altı bin kez yurdun her yerinde perde açan bir kurumdur. Gece gündüz çalışan, kendi dekorunu köstümünü kendi yapan ve bütçesi de devede kulak bir kurumdur. Türkiye’deki resmi kurumların içerisinde bu yıl bütçesi 2 trilyon civarı. Hiçbir başka kurumla kıyaslamayacağım, çünkü her kurum kendince önemlidir. Bu kadar bütçeyle, bu kadar faaliyet yapan, bu kadar yere giden, hiçbir tiyatronun oynayamayacağı kalitede oyunlarla giden bir kuruma niye bu kadar acımasızca saldırılır hiç anlamayız. Hep nedenleri sorarız demiştim ya bunun nedenini bulamıyoruz. Eğer düşündüğümüz nedense çok üzücü. Aydınlanmanın önünde bir engel, farkındalığın arttırılması istenmiyorsa engel olunabilir. Böyle de bir şey yok. Hiçbir hükümet bize engel olmamıştır. Çünkü bu kurumun bir tüzel kişiliği var. Bu kurum her zaman haddini bilmiştir. Hep de haddini bilerek devam etmiştir. Niye toplumda bu kadar acımasızca saldırılır anlayamıyoruz açıkcası. Üzülmüyor muyuz üzülüyoruz ama çok da umursamıyoruz. Biz işimizi yapmaya devam ediyoruz. Biz seyircimizle varız. Bu kurumda çalışanın neden burada çalıştığı da belli. Bize ödenen ödeneğin hakkını vermeye çalışıyoruz. Biz vergilerle ayakta duruyorsak onun da layığını yapmaya çalışıyoruz. Bizim bayramımız, hastalığımız, haftasonumuz, mesai saatimiz yoktur. Bir pazartesi günümüz sözde tatildir. Herkes banka işini, senedini, taksidini, alışverişini yapsın diye tatildir. Onda da gariban memurlarımız, teknik atölye çalışır hiç durmaz. Biz sadece başlayan biten oyun saatiyle görülüyoruz. Son dönem çok konuşuldu “Çalışmıyorlar, yattıkları yerden para alıyorlar, bankamatik sanatçıları” diye. Gelip incelesinler baksınlar 650 sanatçının kaçı çalışıyormuş kaçı çalışmıyormuş. Türkiye’deki tiyatro salonu sayısını ölçsünler, koltuk sayılarını toplasınlar, temsil sayısına bölsünler, bu 650 sanatçı nerede çalışacak. İzmir Devlet Tiyatrosu kendi fiziki koşulları sebebiyle 203 koltuklu bir salonda hizmet veriyoruz. 80 sanatçı 203 koltuklu, her gece bir temsil yapıyorsunuz kaç oyuncu oynatabilirsiniz? 3 milyonluk İzmir’de kaç tane tiyatro salonu var kamu hizmetine verilmiş? Baktığınızda var belediyelerin, üniversitelerin salonları var. Sorduğunuz da veriyoruz diyorlar. Bize verin dediğimiz zaman “Siz devletsiniz siz yapın” diyorlar. İzmir’deki koltuk sayısını, tiyatrocu sayısına bölün çarpın toplayın kaçı kaç gece çalışabilir bakalım. Bu bir matematik durumudur. Benim on tane salonum olsun 80 sanatçıdan bir tanesi boş kalabiliyor mu bakalım. Bu takvim içinde kalamaz. Boşta kalan arkadaşlarım var ama hiç biri bu durumdan mutlu değil. Tiyatro sanatçısı sahneye çıkmadan duramaz. Doktor hasta bakmadan durabilir mi? O yüzden bu eleştiriler canımızı acıtıyor. Biz dayanıklıyız, acıyı yaşamaya da baş etmeye de çok alışığız. Yılmadan devam ediyoruz. Devlet Tiyatrosu repertuvarını böyle yapıyor. Bir yılda İzmir Devlet Tiyatrosu’nda kendi yapımı olan sekiz on farklı oyun sahnelenir. Bunların dört beşi o sezon yeni yapılır bir kısmı da bir önceki sezondan devam eder. Salıdan pazara her gün oyunumuz var. 20:30 akşamları perde açılış saatimizdir. Cumartesi günleri matine olmak üzere 15:00 ve 20:30’da oynarız. Pazar günleri çocuk oyunları oynarız. Merkezde salon sıkıtısı çekiyoruz. Karşıyaka sahnemizin inşaatı devam ediyor. Onun uzamasının sebebi de asla bir engel ya da bir problem değildi. Kasım 2016’da bitirmeyi hedefliyoruz ama en geç 2017’nin ocak ayında bitecek. Urla’da bir sahne açtık. Urla Belediyesi’nin olağanüstü öngörüsüyle iş çok hızlı yürüdü.  Çünkü bizim bina almamız, bir binayı restore etmemiz, inşa etmemiz bu bürokrasi içinde yapabiliyoruz ama uzun sürüyor. Sibel Uyar, “Buyrun bu tarihi binayı siz alın, işletmesi sizin olsun burada bir Devlet Tiyatrosu olsun” dedi. Üç ay gibi bir sürede belediye ve kurumun imkanları birleşti ve Türkiye’de ilk ilçe Devlet Tiyatrosu sahnesi oldu. Bu da Ege’ye çok yakıştı. Güzelbahçe Belediyesi aynı duyarlılıkla yeni yaptığı kültür merkezine bizi davet etti. Bizimle protokol yaptı. Orası daha çok amaçlı bir salon olduğu için çok sık kullanamasak da orada da ayda bir iki temsil düzenlemeye başladık. Olursa Bornova’da inşaatı süren kültür merkezine de talibiz. Bir yandan büyümeye bir yandan da büyümeye devam ediyoruz.

İzmirli izleyicilerin desteğini yeterli buluyor musunuz? İzmir farkı var mı?
Hiç yalnız bırakmıyorlar. Devlet Tiyatrosu’nun yurt genelinde seyirciyle bir sıkıntısı yok. Yerleşik olarak faaliyet gösterdiği her şehirde desteği hep görmüştür. Gittiği turnelerde de desteklenmiştir. İzmir’de de aynı şekilde seyircinin desteğini görüyoruz. İzmir farkı dediğiniz şey nedir bilmiyorum ama küçük bir sitemim var. Çok hoşgörülüler, çok rahatlar, çok genişler. Bunlar kötü şeyler mi hayır. Hoşgörüden şikayet edilir mi asla edilmez. Ben de şikayet etmiyorum ama daha itici güç olmaları gerekir. Böyle bir kentin bu kadar aydın, bu kadar çağdaş, bu kadar hoşgörülü, hayatın farkında daha sorgular hesap sorar olmasını bekliyorum. Bunu mesleğin gelişimi için eksik görüyorum. Sadece bizim kurumda değil gördüğüm gözlemlediğim her alanda böyle bir durum var. Her röportajda bunu söylüyorum. Ben İzmir’e geldiğim zaman burada olağanüstü kurumlar, olağanüstü insanlar, olağanüstü topluluklar var ama hiç birinin birbiriyle bağı yok. Hiç biri birbiriyle ortak iş yapmıyor. Ortak yerlerde birbirlerini tanıyorlar ama ortak proje yapılmıyor. Belediye yapıyor, öbürü tek yapıyor ama dört kurum birleşip kente bir proje üretelim diye bir şey görmedim.

Sizin böyle bir projeniz var mı?
Var. Baleden mezun bir arkadaşım “Tayfun yörenin halk oyununa baksana” dedi. Zeybek, tek başına muhteşem ama hiç el ele tutuşmazlar. Bu bölgenin el ele tutuşan bir dansı yoktur.  Tek başına olağanüstü bir figür bir de onların el ele tutuştuklarını düşünsenize ortaya neler çıkar kim bilir. İşte o yok. Aklımdaki proje şudur budur denemez ama biz göreve geldiğimizden beri bütün kurumların kapısını çaldık. Gelin işbirliği yapalım dedik. Ne yapalım diyorlar. Oyunlarınıza gelelim. Oyunlarımıza zaten geleceksiniz, zaten geliyorsunuz. O oyunu siz gelseniz de oynayacağız gelmeseniz de oynayacağız. Filanca kurum personelini de getirir o zaten rutin görevdir. Başka bir şey yapalım, bir mahalleye gidelim sağlık taraması yapalım. Diyorlar ki “Tiyatroyla sağlık taramasının ne alakası var?”. Olmaz olur mu. Tiyatro demek sadece oyun oynamak değil ki. Ben bir kurumum, iki tane de medyatik oyuncumu götürürüm oraya belki, çocuğun dikkatini çekip güldürürken aşısını yaparız. Belediyeye gittik sağolsunlar çalışıyorlar ama biraz ağırkanlı kalıyorlar. Niye bu kentin yüzer bir kültür merkezi olmadığını sorduk. Her yere kültür merkezi yaptık diyorsunuz beton dikiyorsunuz. Araba vapurlarını ıskartaya çıkarttınız. Eskilerden bir tanesini projesini biz çizelim siz yapın. İstediğiniz ilçeye de çekin. İçini de biz dolduralım. Oyununu biz yapalım. Sağolsunlar uğraşıyorlar ama ağır gidiyor. Kentin bir yüzer sahnesi olmalıdır. Bu bir kent projesidir Devlet Tiyatrosu sahnesi değildir, o İzmir'in sahnesi.

Daha önce böyle bir proje yapıldı mı?
Denenmişi var. İstanbul'da bir ara yüzen bir sahne olsun denmiş. Ama burası İzmir, körfeziz. O vapur Foça'ya gider Karaburun'a gider. Çeker kıyıya demirlersin ve oynarsın. Yüzerken oynatmak da mümkün. Böyle farklı bir şeyler yapmak zorundayız. Birini başardık. Biz geldik bütün özel tiyatroları tek çatı altında topladık. Bir platform oluşturduk, yön vermiyoruz destek veriyoruz. Bir araya gelme kültürünü yaşatalım dedik. Altı aydır da her ay düzenli bu kentte perde açan tiyatrolar bir araya geliyor. Artık repertuvarlarını birbirine danışarak belirliyorlar, oyunlarını inceliyorlar, biz buradan teknik destek veriyoruz, bahçemize onların panosunu diktik bu kentte perde açan her sahnenin adresi ve telefonu var. Bize gelen seyirci onu da görüyor. Bana da onlara da bir zararı yok. Bu binayı tur programına aldırdık. Kentin yaşam alanı olsun istedik. Konak Belediyesi'nin öyle bir projesi varmış hemen projeyle de ilgilendi. Haftanın belirli günlerinde vatandaşı gezdirirken bu binayı da gezdiriyorlar. Bu bina çok değerli, çok kıymetli ve kentin tarihinde önemli bir binadır. Burayı tur programına aldırdık. Şubat ayından sonra Uluslararası turların programına da aldıracağız. Provamızı kesiyoruz. Atölyemizi de halka açtık, isteyene bir dekor nasıl yapılır onu da gösteriyoruz. Baroyla bir projeye başladık. Üyeleriniz olan avukatların çocuklarından on kişilik sekiz yaş altı grup yapın çocuk oyunlarına getirin. Bir saat önceden gelin biz de onları kulise sokalım. Bir oyuncunun nasıl hazırlandığını, makyaj yapışını, oyuna girişini, dekorun arkasını görsün oradan salona insin oyunu seyretsin. Yapacağız inşallah haber bekliyoruz. Biz öcü gibi bir yer değiliz. Burası sadece oyun seyredilip dönülecek yer değil. Pazartesi söyleşilerimizi başlattık. Ayın bir pazartesini seçiyoruz genelde hazırlanabilmek için son pazartesini tercih ediyoruz. İzmir'de bu yıllar önce de yapılıyormuş. Farklı alanların tiyatroyla ortak yanlarını bulup dışarıdan o konunun uzman konuklarını konuşmacı olarak davet edip halka açık ücretsiz söyleşiler yapıyoruz. İlki kasım ayında tiyatro ve arkeolojiydi. Tiyatro ve arkeolojide Akın Ersoy, Özdemir Nutku konuşmacıydı.  Aralık ayında tiyatro ve hukuk söyleşisi yaptık konuşmacılar Yılmaz Karakoyunlu, Ulvi Puğ, Murat Tuncay'dı. Bu ay tiyatro ve müzik konuşulacak. Bu ay dramatizasyon da başlayacak. Küçük tiyatro müziklerinden canlandırmalar da olacak. Öbür ay tiyatro ve dans olacak. Ondan sonra tiyatro ve siyaset,  tiyatro ve ekonomi belki olacak. Milli Eğitim ile bir proje yaptık. Resmi anlamda iş birliği yaptığımız baro, Milli Eğitim ve İzmir Büyükşehir Belediyesi oldu. Sohbetin başında demiştim ki lisedeki edebiyat öğretmenim sayesinde tiyatroyu tanıdım. Genelde öğretmenler sayesinde bir çok oyuncu tiyatroyu tanımış ve sevmiştir. Biz de dedik ki öğretmenlere kurs açalım. Atölye çalışması yapalım. Okullarda oyun çalışırken üç haftada bir şey öğretemeyiz ama nelere dikkat edilmesi gerektiğini, bakış açılarını genişletelim farkındalıklarını arttıralım ve püf noktaları konusunda destek olalım. Milli Eğitim Bakanlığı'na bunu yazdık. Milli Eğitim bunu onayladı ve duyurdu. Dört yüz elli öğretmenden başvuru aldık. Onları böldük, her cumartesi sabahları, ellişer kişilik gruplara dörder haftalık paketlerle, sonunda da bir katılım belgesi armağan ederek öğretmenlerimize kurs veriyoruz. Bu başka şeylere de sebep oluyor. Okullarına, söyleşilerine bizleri davet ediyorlar. Oyunlarımıza öğrenciler getiriyorlar. Maddi gücü iyi olmayanları misafir ediyoruz. Tanışınca paylaşma da başlıyor.

Tiyatro neden var olmak zorunda?
Hayatı tanımak, kendimizle yüzleşmekten korkmuyorsak, yaşadığımıza ve nefes alabildiğimize şükretmek istiyorsak tiyatro var olmadılır.

Ege Life okurlarına bir mesajınız var mı?
Bence kendileriyle tanışmanın zamanı geldi.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Biz buradayız, bu kurum burada. Bu kurumda sadece oyun üretmek için burada değil. Bu bahçe, bu binalar hepsi için söylüyorum ama burası benim kontrolümde olduğu için açık çek veriyorum. Herkesin gelip gündüz kahve içebileceği, soru soracağı, yaşayacağı, soluk alacağı bir yerdir. Lütfen gelsinler şu bahçede bir kahve içsinler şu binayı dolaşsınlar. Ege Life okurları oyunlarımıza zaten geliyorlardır. Ama buraya da gelsinler merak ediyorlarsa sorsunlar, sormadan karar vermesinler. Tayfun Eraslan olarak hayata dair en büyük takıntım bu, artık kimse kimseyi anlamak için dinlemiyor, cevap vermek için dinliyor ve sormadan, araştırmadan karar veriyor. Tiyatro için de merak ettikleri bir şey varsa biz buradayız. Bu bina hep açık hiç birimiz yoksak gece güvenlik görevlimiz var. Ona bile sorsalar daha doğru bilgi alırlar.