Güncel Haberler:

Mehmet KURT; 'Armut Dibine Düşer'

09.04.2010



"Müziği zirvedeyken bıraktım"

O, bir basın emekçisi

O, bir müzisyen

O, bir Mehmet Kurt


Bu sayımızda müzisyenlik geçmişiyle adından söz ettiren İzmir sevdalısı bir basın emekçisini sizlerle buluşturmak istedik. İnternet ortamında ilk Beste Bankası'nı kurarak, bestecilere ve albüm yapma hazırlığında olan sanatçılara özel hizmet götüren İzmir'in tanınmış kalemlerinden Mehmet Kurt'la bizimizmir.net haber portalı ve Beste Bankası üzerine konuştuk. Müzisyen bir aileden gelen Kurt, müziği seçmesinin nedenini armutun dibine düşmesi olarak değerlendiriyor.

Arkadaşlarımızın bestelerini defter ya da klasörlerde çürütmelerini bir türlü anlayamıyorum. İstanbul’dan Ankara’dan insanlar en azından bilgi almak için arayıp sorarken İzmir ve Egeli bestecilerin ilgi göstermemesi bana çok garip geliyor.


Mehmet Kurt kimdir, bu günlere nasıl gelmiştir anlatır mısınız?
Tabii ki… Efendim, köklerinden bestecisi, müzisyeni eksik olmayan bir ailede armutun dibine düşmesi kadar doğal bir şey olmasa gerek. Bunun örneklerinden biri de benim.

Müzik aşkı genlerde olunca ister istemez ya müziği meslek olarak seçiyor ya da hobi olarak kalmasını tercih ediyor. Ben müzisyenliği profesyonel boyutta tercih etmiştim. 1970’ten başlayarak birkaç yıl öncesine kadar profesyonel anlamda bağlama çaldım, Kanada’dan Hong Kong’a kadar bağlama çalıp türkü söylemediğim yer kalmadı. Memuriyet yaşamımda da bu devam etti. Ülkemde ve dünyanın bir çok ülkesinde düzenlenen festivallerde ülkemi başarıyla temsil ettiğime inanıyorum.

O kadar güzel dostluklar, o kadar güzel arkadaşlıklarım oldu ki… Macaristan’da, Kanada da edindiğimiz dostlarla hala yazışıyoruz.


Bu seyahatlarda unutamadığınız anılar olmuştur herhalde.

Olmaz mı hiç. En yakın katıldığım festival seyahatlerinden birinde yaşadığım iki anımı aktarayım. Yıl 1998, bir özel okul ile birlikte Macaristan’a Kazincbarciki kentinde bir festivale katılmıştık. Mihmandarlığımızı yapan hanımın mükemmel Türkçesi’nin yanı sıra kızının adının Sevim, oğlunun adının da Selim olması beni çok etkilemiş, içimde tarifi mümkün olmayan bir merak sarmıştı.

Festival süresince bu hanımı deşeleye deşeleye öyküsünün büyük bölümünü öğrenmiştim.  Öğrenmenin mutluluğu içinde kaleme aldığım öyküsü, İzmir İzmir Dergisi'nde yayımlanmıştı. Dergiyi imzalayıp kendisine verdiğimde, yaşadığı şaşkınlık gözümün önünden hiç gitmez. 

Bir diğeri ise Budapeşte'de bir Macar şarkısı öğrenmek için çıldırırken, Litvanya topluluğu mihmandarının da Türkçe türkü öğrenmek istemesi beni çok mutlu etmişti. Ona türkü öğretebileceğimi ama buna karşılık onun da bana bir Macar şarkısı öğretmesini istedim.

Gelen olumlu cevap üzerine, orkestra arkadaşlarımdan gizli, Türkçe adı “Çiçeğim”olan “Viragom” adlı şarkıyı öğrenmek için gece 02.00’ye kadar çalıştım. Avucuma konuşacağım Macarca cümleleri de yazdım.

Gösterinin ilk bölümünün tamamlamasının ardından, orkestra arkadaşlarımın şaşkın bakışları arasında mikrofonu alarak sahnenin önüne geldim. İzleyenlerin şaşkın bakışları arasında Türkü öğrettiğim Anna Maria’yı Macar dilinde sahneye davet ettim. İnanın ne muhteşem bir andı. Bin 500 kişinin bulunduğu alan, bir anda müthiş bir sessizliğe bürünmüştü.  “Viragom” ve “Katibim”i seslendirirken, gözlerim kendisine bir sürprizim olduğunu söylediğim otobüs sürücüsünü aradı. Sürücüyü gördüm, festival alanını dolduran bin 500’ü aşkın insan arasında heyecan içinde benim Macarca ve Anna Maria’nın Türkçe okuduğu türküyü dinliyordu. Sürprizimizi bitirdiğimizde patlayan alkış bombası yeri göğü inletiyordu. O gün festivalin son günüydü. Kapanış partisinde komite başkanı beni yine sahneye davet etmesin mi? Davete icabet etmek gerekiyordu, ettik de. Sahne de ben “Tavasi sel vizard aras” sözleriyle başlayan çiçeğimi okurken orta yaşlı bir kadının gözlerine takılmayayım mı?

Tanrım! Kadının gözünde sanki bir iplik yumağı vardı, gözyaşları sel gibi akıp gidiyordu.

Sahneden indiğimizde kadın, Anna Maria ile bana sarıldı. Bir beni, bir onu öpüyor, bir yandan da ağlıyordu. Mihmandarı çağırarak “Beyefendiye lütfen söyleyin önümüzdeki yıl festivalin onur konuğu olarak davet ediyoruz ve benim okulumda bu şarkıyı öğrencilere öğretmesini istiyoruz”. Bunun anlamı sizce ne olabilir ki?
Bir Türk olarak görevimi tam olarak yapmış olduğuma inanıyorum. Şu anda mihmandar hanımla hala görüşüyoruz.


Hakikaten çok ilginç. Peki, müzisyenlik hala devam mı?

Hayır. Profesyonelliği birkaç yıl önce noktaladım, müzik sektöründe beni rahatsız eden gelişmelerin yanı sıra oldukça zorlanıyordum. Çünkü gazetecilik olsun müzisyenlik olsun, ikisinin de kendisine göre sorumluluğu ve zorluğu var. Hele yaptığınızın en iyisini yapmak gibi bir ilkeniz de varsa tercih yapmanız, birinden birini seçmeniz gerekiyor. Müzikte çok iyi, çok güzel şeyler yaptığıma inanıyorum.

Türk Halk Müziği’nde bas bağlamayı İzmir'de ilk ben kullandım.Yine İzmir’i, ilk halk müziği orkestrasıyla ben tanıştırdım. Yani müziği, zirve de bıraktım desem hiç de yalan olmaz.


Gazeteciliğinizi, çalışma stilinizi bize anlatır mısınız?

Yaptığım işin en iyisini yapmak, her zaman prensibim olmuştur. Müzik yaşantımda da bu böyle oldu gazeteciliğimde de. Bir manken fotoğrafını alıp altına ıvır zıvır yazmadım, kendisinin verdiği bilgi doğrultusunda yazıldığı için hiçbir manken arkadaş arayıp ‘neden böyle bir haber yaptınız’diye soramaz. Saat mevhumum yoktur. İşimi çok seviyorum. Haberimin girmesi beni çok mutlu eder. Gazeteyi ilk açtığım da önce manşete sıçrayan haberim var mıdır diye bakarım.


İnternete geçişiniz nasıl oldu?

Zor olmadı dersem yalan olur. Çok uğraştım, çok emek verdim. İlk web sitem, ilk göz  ağrım bizimizmir’i sevgili Hüseyin Erciyas’ın bilgi desteğiyle yaptım. Sonra yavaş yavaş firmalara site yapmaya başladım. O döneme göre aldığım tepkiler nedeniyle çok iyi olduğuna inanıyorum. Kimi dostum web sitesi yapmamı garip karşılıyordu. Onlara göre, gereksiz ve zaman kaybıydı. Ancak, bana vız geldi, çünkü bir eser yaratmıştım ve Amerika’dan bile ziyaretçisi vardı. Siteye attığım eski İzmir fotoğraflarının hemen hemen hepsi indiriliyordu. Hazırladığım kent rehberi, diğer site yapanlar tarafından kopyalanarak hazırladıkları sitelerde kullanılıyordu. 


Bizim izmir’in formatı değişti. Neden?

bizimizmir’in bilgi sitesi olarak verdiği hizmet yeterli oluyordu. Ancak, uzun bir süredir de gazetecilik mesleğinin içinde olmamızdan dolayı dostlarımız, sitenin haber portalı olarak da hizmet vermesi gerektiğini söylediler. Dostlarımız ve site ziyaretçilerinin isteği doğrultusunda sitede değişiklikler yaptık. Şimdi hem bilgi hem de haber portalı olarak hizmet veriyor.

Yanlış, yalama haberlerin olmadığı düzgün bir haber portalı yaratmak en büyük çabamızdı. Bizim için aldığımız tepkiler çok önemliydi.

Sağlam köşe yazarlarımız, yine İzmir’in tarihçesi, yine İzmir şiirleri, yine eski – yeni İzmir fotoğraflarımızla farklı hem de çok farklı bir haber portalı oluşturduğumuza inandırdı bizi. Kısacası eskisinde olan her şey yenisinde de var, ama farkılıkları da var.


Farklılık ve yenilikleri açıklar mısınız?

Zaman zaman telefon veya elektronik postayla gelen yanlış numara bilgilerinin sona ermesi gereğine inanarak İzmirliler’in katılımı ile dev bir kent rehberinin oluşumunu hedefledik. Ancak bu işi, tek başımıza yapmayacağız. Firmalar veya kurumlar kendilerini ekleyecek, biz sadece onaylayacağız. Böylece hata riski sıfıra inmiş olacak. Yani, otel, restoran, sanat kurumları, toplulukları vs yöneticisinin katkılarıyla olacak. Mesela siz, dergi olarak portala girerek bulunduğunuz sektöre kendinizi ekleyebilirsiniz.

Topluluksunuz, konseriniz var veya tiyatro gösteriniz var. Bizimizmir, ziyaretçilerinin haberi olsun istiyorsunuz. Hemen etkinlik kayıt sayfasına girerek, etkinlik afişinizle birlikte ekleyebilirsiniz. Bize düşen ise sadece etkinliğinizi onaylamak.


Son günler de Beste Bankası ile ilgili haberlere rastlıyoruz. Beste Bankası nedir?

Beste çalışmaları olanların en büyük sorunu bestelerini doğru adrese, doğru sanatçıya ulaştıramamaktır. Bunun sıkıntısını yaşayan bilinçli biri olarak girdiğim arayışın semeresidir www.bestebankasi.com.

Türkiye’nin internet ortamındaki ilk beste bankasını Orkun Kırer ile birlikte hazırlayıp devreye soktuk. Bir besteci olarak kendini örnek almış ve bestecilerin eserlerinin sanatçıların ihtiyacı olduğunda tedarik edebileceği bir bankaydı hedef.

Yenileme çalışmalarına girdiğimiz de 100’ün üzerinde beste bulunuyordu. Yenilerek daha modern bir hale gelmesiyle bu sayının çok üst düzeylere fırlayacağına inanıyorum.

Yenilerken düşündük ki besteci isterse bizi noter aracılığıyla vekil tayin etsin biz onlar adına bestesini pazarlayalım, isterse www.bestebankasi.com'da kendi bestesini kendisi pazarlasın ya da defter aralarında, bir gün bozulması mümkün olan kasetlerde çürümeye terk etsin.

Beste Bankası’nda yer alan eserlerin 20’ye yakını Antalya ve Trabzon’dan gelmesine karşın, Ege Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olan besteci arkadaşların ayaklarına kadar gidip anlatmama rağmen hala Atınç Hoca'nın haricinde ki çok sayıdaki arkadaşımızın bestelerini defter ya da klasörlerde çürütmelerini bir türlü anlayamıyorum. İstanbul’dan Ankara’dan insanlar en azından bilgi almak için arayıp sorarken İzmir ve Egeli bestecilerin ilgi göstermemesi bana çok garip geliyor.


Peki zor değil mi hem site tasarlayıp hem de güncellemek?

Bu kez tasarımla uğraşmamayı tercih ettim. Reklam Ajansı, Marka Danışmanlığı ve Web tasarımı yapan Konseptiz ekibi var arkamda. Sevgili Haşmet Hun Bozkır’ın başkanlığını üstlendiği Konseptiz’den Mustafa, Cihan, Ataner ve daha nicelerinden oluşan profesyonel bir ekip önce bizimizmir için özel bir logo ve ardından haber portalını tasarladı. Bizimizmir’in tamamlanmasından sonra da Beste Bankası’nın logosuna yönelik tasarım yapıldı. Beste Bankası tamamlandı ve şu anda hizmette. Ajans Başkanı Haşmet Hun Bozkır başta olmak üzere, Mustafa, Ataner, Gökçe, ve Cihan’a ve de sizin için bizimizmir ve bestebankasi ziyaretçileri adına teşekkür etmek istiyorum.