Güncel Haberler:

Mozaik Sanatçısı Gülistan Genç: “SANAT TEKTİR!”

01.02.2018



Mozaik Sanatçısı Gülistan Genç:

“SANAT TEKTİR!”

Türkiye nice keşfedilmemiş yetenek ile dolu! Bunun en büyük sebebi ise spordan sanata birçok dalda faaliyet gösteren, üreten insanların bunu kendi çabalarıyla yapmaya çalışmaları… Kendi çabalarıyla Türkiye’yi dünyanın en prestijli mozaik sergilerinden olan İtalya’daki Musiwa Sergisi'nde temsil eden hatta sergiye davet edilerek katılan ilk Türk Mozaik sanatçısı olan Gülistan Genç ile Türkiye’de sanatı ve mozaiği konuştuk.

Gülistan Genç kimdir?

1960 Denizli doğumluyum. İşçi çocuğuyum. Kütüphanesinde kitapları, duvarlarında tabloları olmayan bir eve doğdum. Fakat genetik midir nedir bilmiyorum, içimde içgüdüsel bir sanat isteği vardı. Görsel algım çok yüksekti, resim öğretmenlerimin gözde öğrencilerindendim. 1980 yılında Seramik Bölümü'ne girdim. Bauhouse ekolüyle açılmış; hatta ilk hocaları Alman olan Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu... Okul bitince Emsan'da çalışmaya başladım. Beş yıl kadar endüstriyel tasarım yaptım. Sonrasında 9 Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi'ne başvurdum. İki yıl yüksek lisans yaptım. Orada neden seramiği seçtim diye sorguladım kendimi ve fark ettim ki arkeolojiye ilgim çok fazla. Böylece antik seramikler üzerine bir tez yazdım ve bu süreçte mozaiğe yöneldim.



Öncelikle şunu sorayım mozaik nedir ?

Sanatta mozaik; bir yüzeyin, farklı renklerdeki küçük parçacıkların yan yana getirilmesi yöntemiyle süslenmesi ve bu şekilde bir eser üretilmesidir. Taş, cam, tuğla, metal veya deniz kabuğu gibi çok çeşitli malzemelerden mozaik yapılabilir. Klasik bir tanım olarak böyle anlatabiliriz. Anadolu çok eski bir yerleşim. Biz üniversite okurken 5000 yıllık tarih geçmişi vardı. Kalkolitik dönem. Şimdi 12000 yıl önceye gitti. Tarihi yeniden yazdılar ve Çayönün'de, Güvelitepe'de mozaik bulundu. Bulundu ama nasıl? Anlamlı bir resim olarak değil. Renk fragmanlarının bir araya gelmesidir genelde mozaik tanımı. Renkli taşlar olabilir, kağıtlar olabilir, buna kolaj denir. Mozaik, cam, mermer birçok malzemeden elde edilebilir. Mısır'da, Sümerlilerde deniz kabukları, kemikler kullanılarak fragmanlar hazırlanıyor. Yan yana geldiği zaman bir resim oluşuyordu.

Mozaiğin genel tanımı bu. Antik çağda da bu böyleydi şimdi benim yaptığım da böyle. Geleneksel mozaik tekniklerini kullanarak çağdaş formları, çağdaş bir sezgi düzlemini anlatıyorum. Yani çağdaş sanatlardaki minimalist tarafı evrilttim. İstesem ben figür de yapabilirdim ama materyali en iyi şekilde ifade ederek kinetik hareketler vererek, form, renk, büyü hepsini bir arada kullanarak yeni kurgular yapmak istiyorum. Yani bu tarafa doğru minimalize edilmiş ama malzemenin konuştuğu bir dal diyelim.

Sizin sanat anlayışınızdaki en büyük kırılma ne zaman oldu?

Zeugma'da uluslararası kongreler, sempozyumlar, sergiler oluyor ve davet ediliyoruz. Orada dünya sanatçılarını tanıma fırsatım oluyor. Toyo Horoki diye bir Japon sanatçı uluslararası, muhteşem ve özgün işleriyle bize ilham verdi. Tüm bu sergiler dünya sanatçılarıyla etkileşim noktası oluyor. Ben de onlarla bol bol konuşma fırsatı buluyorum. “Üstadım nedir? Nasıldır bu mesele?” diye soruyorum, işlerimi gösteriyorum. “Ben de replika yani o muhteşem eserlerin kopyalarını yaparak başladım. Bu bir öğrenme metodudur. Senin tekniğin çok iyi, çok güzel yerleştiriyorsun; ama bunu 2000 yıl önce Romalılar da yapmış. Sen ne yapıyorsun bugüne dair, sen ne söylüyorsun? Malzemeyi nasıl yönetiyorsun? Estetik sanatın platformlarında, düzleminde neyi anlatıyorsun? Kendini nasıl ifade ediyorsun bu malzemeyle? Bunların üstüne düşün.” dedi.

Ben bunu çok dikkate aldım ve hemen söylediklerini uygulamaya başladım. Zaten bir tasarım altyapım var. Dünya sanatını biliyorum, akımları biliyorum. Barok sanat, gotik sanat nedir, fütürizm nedir? Şimdi ben kinetik mozaik yaptığımı düşünüyorum. Renkler, formlar hareket oluşturuyor. Mesela malzemeyi alıyorum, bir kurgu haline getiriyorum. O algıyı veriyorum ama bir yerde o mutlak hareketi bozuyorum. Materyal orada büyüyor ya da yükseliyor. Müzikte de vardır bu. Böyle hep aynı ritimde değildir, yavaş yavaş gider birden yükselir. Sinemada da vardır. Bir noktadan başlatır, giderken bir flashback ile bir olayı bitirir. Edebiyatta da vardır bir giriş, gelişme gibi...



Tasarım süreçlerinizde size ilham veren biri oldu mu?

Yıllar önce bir Güngör Hoca vardı. Seramik hocamız, ilk tasarım dersi aldığım. “Siz seramik yapıyorsunuz. Seramiğin ruhunu vermelisiniz. İncecik bitirmeyin, o çanak demir de, metal de olabilir. Hangi malzemeyle çalışıyorsanız o malzemenin ruhunu verin.” derdi bize. Bunu ana düstur edindim. Burada malzeme mermer, doğal taş; ben kırıp çimento yerleştiriyorum. Gittikçe de bu tarafa doğru evrildim.

“DAVET EDİLEN TEK TÜRK MOZAİK SANATÇISIYDIM.”

Yakın zamanda eserleriniz nerede sergilenecek ?

Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde. Uluslararası sanatçı katılımlı bir sergi olacak. Bütün belgelerimi gönderdim. Floransa’dan iki kere davet aldım. İlk yıl gittim. Türkiye’den bir ben vardım. Davet edilen tek Türk mozaik sanatçısıydım. Neden ben diye düşündüğüm zaman, izliyorlar, Facebook'tan işlerimizi takip ediyorlar. Mesaj yazdılar, “Sizin işlerinizi çok beğeniyoruz, tasarım ve kurgu var. Gelir misiniz?” diye. Bu Musiwa diye bir sergi. Musiwa Sergisi'ne 2016’da ve 2017’de gittim. Bu sene de davet ettiler.

Rosanna Fattorini var orada. Roma Mozaik Akademisi'ni bitirmiş. Uluslararası sanatçıları o buluyor. Beatrice Serre Fransız bir sanatçı, uluslararası muhteşem işleri var. Bir de Massimano var o da sanat editörü. Orada hep bir takım, hep bir grup çalışması halinde hazırlıyorlar bu sergileri. Sanat felsefem, malzemem, eğitimim... Bunlarla ilgili belgeler gönderdim. İşimin yüksek çözünürlüklü fotoğraflarını paketleyip gönderdim. Bire bir bir işti. Sonra ben de gittim. Bir baktım Avusturalya’dan bir sanatçı geldi. İsrail’den, İsviçre’den, Fransa’dan... Ne kadar çok çağdaş mozaik yapan sanatçı varmış, onları gördüm.




Tanıyor muydunuz yoksa oraya gidince mi gördünüz?

Bazılarının işlerini takip ediyordum ama bire bir karşılaşmak, merhabalaşmak, onlarla sohbet etmek, mozaiği sanata evriltmiş insanlarla bir arada olmak çok mutlu etti beni. Çok büyük haz aldım. Türkiye’yi temsil etmek ayrı bir konu tabii. Türkiye’de çağdaş mozaik pek yok. Birkaç kişi var ve onlardan biri benim. Bunu, çağdaş mozaiği İtalya’da, Floransa’da temsil etmek rüya gibiydi. Yıllarca hayalimdi, Floransa'yı, rönesansın doğduğu kenti, hep görmek istemiştim. Şimdi bu şekilde gitmek çok çok anlamlı benim için. Bir sanatçı olarak davetli gitmek ve orada bir eserinin Medici Riccardi Sarayı'nda sergilenmesi muhteşem. Yıllarca yaptığım bütün çalışmalarımın ödülüydü bana.

Sizin bu gidişinizin ilk veya tek olmak gibi bir anlamı var mı ? Yani daha önce Türk mozaikçiler katılmış mı?


Hayır, araştırdığım ve bildiğim kadarıyla benden önce hiçbir sanatçı katılmamış.

“SANAT TEKTİR. ORADA YÜCELTİLMİŞ BİR ESTETİK KAYGI VARDIR.”




Ülkemizde mozaik sanattan ziyade zanaat olarak mı uygulanıyor acaba?

Zanaat nedir? Ayakkabı gibi, mobilya gibi kullanım amaçlı ürünlerin üretilmesidir. Amaç para kazanmaktır ve çok üretilir. Bir sehpayı zanaatkâr defalarca üretir. Ayakkabının ya da bir elbisenin aynından yüzlerce yapılır; ama sanat tektir. Sanatta yüceltilmiş bir estetik kaygı vardır ve bir faydalanma yoktur. Mesela sinema kullanılmayan bir şeydir ama izlerken insan onu yaşar. Bir resme, bir heykele bakarken insan muhteşem bir estetik haz duyar. Zanaat ile sanatın mutlak farkı budur. Zanaat çok ince işçilik, ustalık ister. Muhteşem ustalıklar var ama o sanat değildir.

İzmir’i bu bağlamda nasıl görüyorsunuz ? Önce İzmir sonra Türkiye olarak düşünürsek, çağdaş sanat algısı nasıl sizce?

Ben 5 yıl ders verdim. Çok iyi yetişmiş, algıları iyi öğrencilerim var onlardan umutluyum. Bir şeyler yaparlar mı göreceğiz. Diyorlar ki, bu kadar zengin bir mozaik mirasının üzerindesiniz. Sizin mozaik okullarınızın olması lazım. Japonya’dan, Almanya’dan bir sürü insan, binlerce Dolar, Euro verip İtalya'ya gidiyorlar. Bir hafta kalıyorlar ve mozaik eğitimi alıyorlar. Eğitimini aldıkları şey aslında Bizans tekniği yani bizim topraklarımıza ait. Fakat onlar bunu marka haline getirmiş, biz getirememişiz. Elimizdeki mirası kullanamıyor, pazarlayamıyoruz.





Peki mozaiği başka nerelerde görmek, neler üzerinde çalışmak istersiniz?

Bir hayalim de mimarlar ile çalışmak. Mesela Çeşme’de çok güzel rezidanslar yapılıyor. Onların girişlerine mozaik yapılabilir. Kendi eserlerimi o ölçülerde, oraya yapmak isterim. Mimarlarla tanışmak isterim. Benim böyle bir atölyem var, böyle bir altyapım var, uluslararası sergilere katılıyorum ama kendi ülkemde üretecek alanım kısıtlı, hatta yok.

Genel sorun bu mu acaba Türkiye’deki sanat üretimiyle ilgili?

Her şeyi kendi imkânımla karşılayarak, kendi çabamla yaptım. Ben de yapamadım. Yani ev almışsın, kredi ödüyorsun, çocuğun okuyor. Sürekli para lazım. Bu noktaya gelebilmek için ekonomik bir rahatlığın olacak yoksa hep zanaat yapacaksın. Müşteriye sipariş yapıyorsun. Bu sanat olmuyor. Tekrar tekrar üretilen faydalı, işe yarayacak ürünler oluyor.




Peki bunun çözümü için bir öneri ya da düşünceniz var mı? Türkiye’de böyle bir yapılanma oluşması adına?

Devlet politikası olmalı elbette başka çözümü yok. Bizim ülkemizde tasarım kullanma kültürü yok. Bana kullanabileceğim bir masa tasarlar mısınız diyen yok. Kaç kişinin evinde güzel bir tablo ya da mozaik eseri görüyorsunuz? Konuyu dağıtmayayyım. Bireysel ekonomik rahatlığın olması gerekir sanat yapmak için.

Peki İzmir’de bu alanda yeterince çalışma var mı?

Son dönemde İzmir'de de biraz artış var ama tabii İstanbul’a, Ankara’ya göre çok geride. Adnan Saygun Sanat Merkezi başı çekiyor. Folkart, ondan sonra Arkas... Son beş yılda yeni bir hareket oldu ama bu sadece sergilenme adına bir atılım. Üretim olan bir alan mevcut değil.



Estetik beğeniyle eğitilmiyoruz, yetiştirilmiyoruz. Öyle denilebilir mi?

Eğitimle oluyor bu; çünkü yurt dışında okul öğretmenleri küçük çocukları alıyor, müzelerde ders yapıyor. Çocuklar müzede eserleri görüyorlar, muhteşemliklerini içselleştiriyorlar, algıları estetize oluyor. Bunu göre göre, klasik müziği dinleye dinleye... İlk dinlediğinde bir şey anlamazlar ama o enstrümanlar, o giriş... Vivaldi’nin, Bach’ın eserlerini dinleye dinleye insan gelişiyor. Seviyesi, çıtası yükseliyor.

Teşekkürler. Son olarak, Ege Life okuyucularına söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Sanata daha fazla önem vermelerini dilerim.Teşekkür ederim.