Güncel Haberler:

O Dünya Çapında Bir Profesör Ama...

15.09.2015

Röportaj: Seher DENİZ



“Kasabamdaki kız çocuklarına beni örnek gösterip okutuyorlardı o bana fazlasıyla yetti.”



Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği ve Trakya Üniversitesi İç Hastalıkları Kurucusu Prof. Dr. Saniye Şen ile başarılarla dolu meslek hayatı, sağlıklı beslenme, siyaset ve bilim üzerine konuştuk. Şu an İzmir'de bulunan beş Diyaliz Merkezinin Danışmanlığını yapan, hayatını bilime adayan, en büyük hobisi tarlaya sebze ekip biçmek olan Dünyaca ünlü Saniye Şen, bilgiyi, kültürü, mütevazılığı harmanlayan ender bilim kadınlarından...


Saniye Hocam, öncelikle sizi tanıyalım. Mesela nerede doğup, büyüdünüz?

Ben 1946'da Orta Toroslar'ın eteğinde Kayseri'nin Gümüş Ali Köyü’nde doğdum. Babam köy enstitüsü mezunuydu. Çocukluğum güneyde, Adana yöresinde geçti. Ortaokul ve liseyi Kayseri Lisesi'nde okudum. 1966 yılında üniversiteye, hukuk fakültesine geçtim. 2.5 ay sonra karar değiştirip tıp fakültesine döndüm. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde asistanlığımı yaptım. 1994 Haziran'da Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesine geçtim. Orada nefroloji (iç hastalıkları) bölümü yoktu, bu bölümün kuruculuğunu yaptım. 1.5 yıl önce emekli olup geri döndüm.

Mesleğinizi seviyorsunuz...

Seviyorum, çünkü Adana'nın Saim Beyli İlçesi’ndeyken kasabanın doktoru elinde çanta felç hastasına da, doğum yapmış kadına da gidiyordu. Bende bu durumdan etkilenip ilkokul 3. sınıfta doktor olmaya karar verdim başka hiçbir meslek düşünmedim.

Neden Nefroloji?

Aslında ben Kardiyoloji istiyordum. Üniversitede bir hocam beni nefrolojiye yönlendirdi ve yüksek ihtisas yapmamı önerdi. Şu an Nefrolojiden memnunum. Nefroloji matematiğin aritmetik kısmı olduğu için nefrolojiyi çok seviyorum.


Karşılaştığınız sizi duygulandıran anılarınızdan bir tanesini anlatır mısınız?
 

Benim en ilginç anım mesleğe başlarken oldu. Benim anneannem becerilerimi kazanmamda etkili olan insandı. Ben şehir dışındaydım, anneannemin rahatsızlığı artmış beni arayıp çağırdılar. Felç hastası olan anneanneme yapısını bilmedikleri için kanser teşhisi koymuşlar. O kadar uzmanın teşhis koyduğu yerde pek bir şey söyleyememiştim. Daha sonra komada değil şokta olduğunu söyledim. Organlarını beslememizin ve serum takmamızın gerektiğini belirttim. Gece 12 gibi serumları taktık sabaha karşı 5'te anneannem kendine geldi.


“Hiç hevesim bitmedi okumak için”



İşinizin özel hayatınızın önüne geçtiğinizi düşünüyor musunuz?

Ben çocukken iki şeye karşı çıktım. Biri okumak diğeri evlenmek. Birincisini tutamadım, hiç hevesim bitmedi okumak için ama ikincisini tuttum ve hiç bundan rahatsız olmadım. Beni çok zor alıştırdılar okula. İlkokulu zorla bitirdiğimde Adana’nın Saim Beyli kasabasından Tufan Beyli'ye geçtik biz. Orada ortaokul yoktu babam İlçe Milli Eğitim Müdürü. Demokrat Parti'nin terör estirdiği dönemlerde bir nedenle geçmek zorunda kalmıştı. Ve ben hep gizli gizli ağlardım okuyamayacak mıyım diye... 1960 İhtilali olunca biz Kayseri'ye geldik. Keşke o ihtilal olmasaydı, onun faturasını Türkiye bu kadar ağır ödemeseydi. Neyse, ben evlenmedim ve evlenmemekten hiç rahatsız olmadım. Çünkü belki Köy Enstitülü ortamda yetişmek, belki Türkmen kültüründe yetişmek, biz de kadınlar hep onore edildi. Ben belki olması gereğinden biraz fazla onurlandırıldım. Onun için de insanlara karşı sorumluluklarım vardı. Benim kasabamda o kadar çok kız çocuğunu beni örnek göstererek okuttular ki, o bana çok çok fazlasıyla yetti. Evlenseydim, evlendiğim adam bir evlendiğim gün evlendim sanıp sevinecekti, bir de öldüğüm sevinecekti. Çünkü ihanet etmesi kolay olmayacaktı bana. Ben çünkü hep hastalarımla uğraşıyordum gece gündüz. Geç geliyorum, cumartesi pazarım yok. Ne yapacaktı ki...

Dünya'da en çok dua eden meslek gruplarındandır doktorlar... Allah’ım n'olur bana yardım et de, şu hastayı kurtarayım diye... Ben öğrencilerime de her zaman söylüyorum; eğer sevmiyorsanız, bu mesleği seçmeyin. Size ızdırap, insanlara zarar diye...

 
O dönemden etkilenmiş biri olarak 1960 darbesinden bahseder misiniz?

1960 öncesi biri birine kötülük yapmak isterse siyasi açıdan harcamaya çalışırdı. Menderes'e laf söyledi Celal Bayar'a laf söyledi gibi dedikodular çıkartılırdı. Keşke o ihtilal olmasaydı. O ihtilal olmasaydı normal yoldan demokratik bir ortama geçilecekti. Başbakan iki kere istifaya niyetlenmiş ama Cumhurbaşkanı kabul etmemişti. Halktan da bu duruma tepkiler gelmişti ama ihtilal oldu. O ihtilali hala CHP’ye mal ediyorlar. Gece iki buçukta İsmet Paşa uyandırıldığında ilk lafı "Başvekil istifa edeceğini söylemişti. İhtilali yapmasaydınız olmaz mıydı?" olmuştur. Anadolu'da fetva vermek alışkanlık haline getirildiği için, insanlar da çok kolay fetva verdiği için Tanrı'nın rahmeti yeterince bu toplumun üzerine yağmıyor. 3 kişinin idamı kimseye bir şey kazandırmadı ama çok büyük bir kinin tohumlarını ekti. Hiç yaşanmamalıydı... Hep söylerim zaten en kötü demokrasiler en iyi darbelerden iyidir.

Ak Parti hükümetinin Adnan Menderes dönemiyle bağdaştırıldığı düşünülüyor. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

 O zaman da sıkı bir particilik yapıldı. Bugünkü gibi seçim sistemi de bozuktu. Gerçek demokrasiyi yerleştirmediğiniz zaman birileri hep kahraman olmaya veya bulmaya çalışır.

Siyasi konuları bir kenara bırakıp, biraz da sizden konuşalım. Bu harika bahçe ne zamandır var ve vaktinizin ne kadarını burada harcıyorsunuz?


Bu bahçe aileme ait bir bahçe. 2002 Sonbaharında kardeşim burayı açtı. Ben de kardeşime destek olmak amacıyla bazı tavsiyelerde bulundum; Buraya margarin sokma, tuzu olabildiğince az kullan, mısırözü yağını ve ayçiçek yağını kullanmamaya çalış bulursan hakiki tereyağı ve sızma zeytinyağını kullan dedim. Doğal ürün elde edebilmek için kendi ineğimizi aldık. Ben ne bulursam ekiyorum, burada tüm ürünler yetiştiriliyor ve her şey doğal. Bir ürünün rengi ne kadar belirginse o kadar anti oksidandır. Kardeşime bu konularda destek oluyorum. Ben burada eğlenmek için ekiyorum, dostlarıma dağıtmak için biber, patlıcan ne bulursam onu ekiyorum. Annem gözünün çukuruna mandalina ağacı ekiyor, ben de sebze ekiyorum. Domates, biber, patlıcan, kırmızı patates mesela benim tutkum oldu... Patatesin 3 grubu var, birincisi kristal patates... Biri jelöz patates, bir de ikisinin karışımı mix. Türkiye'de en çok bu kullanılır. Bunu unuttu yemeyen insanlar. Çünkü kırmızı patatesin şekeri yüzde 20, 25 daha az.  Bir bitki ne kadar kırmızıysa, ne kadar koyu yeşilse o kadar antioksidan kapasitesi yüksektir. Bunun şekeri az ama C vitamini yüksek. Özellikle yüz gramında 17 bin ünite A vitamini var. Onun için kansere karşı besin maddeleri içinde ilk onun içinde.


“Çiftçi hiç desteklenmiyor. Ülkemizde Hollanda yüz ölçümü kadar toprak terk edilmiş durumda işlenmiyor.


Günümüzde pek çok şey hormonlu insanlar neyin sağlıklı neyin sağlıksız olduğunu bilemiyor...

İnsanlar haklı, şaşırdılar artık. Hem hormonlu hem de GDO’lu her şey. 1943'te buğdayın geniyle oynanmasıyla başladı. Bir diğer konu zehirli böcek ilaçları kullanımı. Bundan 5 yıl önce yılda 2,5 milyon ton böcek ilacı kullanılıyor. Bunun %1'i böceklere gidiyor geri kalan kısmı ise insanlara geliyor. Mesela çocuklarda dikkat eksikliği, yatağını ıslatma, emes mesela çok yayıldı. Rejim diyetleri var. En tehlikelilerinden biri aspartam. Koyuyor içine aspartamı. En azından aspartamsız alın diyorum yiyecekleri. Bizim ülkemizde mısır şurubu kutusu %30'a çıkarıldı. Bu konuda bizden sonra en yüksek kotaya sahip ülke %3'lük kota ile Amerika. Bakın okuma yazma değil ama bilinçlenme, kültürlenme bir başka olay.


Bilim ve teknoloji ilerlerken beslenme konusunda neden her geçen gün bilinçsizleşiliyor?


Bilim insanları yeterince görevini yapmıyor. Çiftçi hiç desteklenmiyor. Konya yüzölçümü kadar toprak terkedilmiş, işlenmiyor. Ürünler çiftçilerin elinde kalıyor, satamıyorlar. Ben 10 bin lira olduğuna inanmıyorum kişi başına düşen yıllık milli gelirin. Çöplükten yemek toplayan insanlar var. Gelir dağılımları arasında adaletsizlik var. Bakın Kuran'ı Kerim'de bile 'Küfür bir ülkeyi yıkmaz ama adaletsizlik yıkar diyor. Benim felsefem şu; Bir insan, bilim ve insanlık adına bir hizmet yapmadan ölmeye utanmalı. Ülkemizde Hollanda yüz ölçümü kadar toprak terk edilmiş durumda işlenmiyor.
 
Kurduğunuz dernekten bahseder misiniz?

2003'te benim de kurucusu olduğum "Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği" ilk Türkiye'deki hipertansiyon araştırmasını yapmıştı. Tuz üzerine yapılan araştırmada ise Türkiye'de kullanılan tuz oranını araştırmışlar. Tuzun zararları üzerine birçok istatistik çıkarmıştık. İnanıyorum ki şu bir iki yıl içinde beyaz ekmeği de tartışacak bilim kurulları dedim. Bilim adamları önermeden tuz ve beyaz ekmek dönemin başbakanından geldi. Mesela beyaz ekmek de öyle. Ne kadar çok beyaz ekmek yerseniz, o kadar çok acıkırsınız. Çünkü kanda şekeriniz yükseliyor, insülin salgılanıyor, tepesine vurup ölüyor. Tabi birkaç meslektaşım, ekmek yemeyin diyor ama bu toplum ekmek toplumu. Çok absürt diyetler çıkıyor. Ekmek yemeyin diyenler yeterince iyi açıklamıyor. Ben Canan Karatay'ın dediklerinin yüzde 80'inin altına gözüm kapalı imza atarım. Bir gün Karatay ile aynı Doçentlik Jürisindeyiz. O zaman da tanımıyordum. Karatay'a sordum. Bana dedim 5 tane gıda ürünü say ki hamile annenin karnından çocuğu etkileyip daha sonra şeker hastalığı, kalp hastalığı ve hipertansiyon daha az olsun demiştim. İşte o ekmek falan dediklerinde... Ekmeğe karşı çıkışın nedeni buğdayın genleri ile oynanmasıdır. Dışındaki kabuğun sıyrılıp alınması. Neden tarladaki hayvanlara GDO'lu ve GDO'suz verdiğinizde gidip GDO'luyu yiyor? Onlar bizden daha akıllı. 

Peki, ne yapılması gerekiyor?

Mümkün olduğunca doğal beslenilmesi gerekiyor. Et, süt, yumurta ile protein ihtiyacının karşılanması gerekiyor. GDO'lu ürünle beslenmemiş taze et tercih etmek gerekir. Tuzdan mutlaka uzak durmak gerekir. Pirinci tüketmemek gerekir.