Güncel Haberler:

Röportaj - İda, Dans Aşkıyla Kuruldu

17.04.2017




İzmir'de dans denince başarıları ile dikkat çeken İzmir Dans Akademi (İDA) ile dans ve elde ettikleri başarılar üzerine sohbet ettik. Goşi ve Gürkan öğrencilik yıllarında partner olarak dansa başlamış, sonra evlenmişler... Ve hayata dans ederek devam etmişler. Okulu nasıl kurduklarını, ne zaman bir araya geldiklerini merak edip soruyoruz ve sohbete başlıyoruz...







Goşi ve Gürkan, ikisi de ODTÜ mezunu, Ankaralı dans aşıkları... Dört sene önce Ankara her şeyi bırakıp İzmir’e taşınmışlar. Nedeni ise, bu kente yani İzmir'e olan tutkuları, aşkları. Fırsatını bulunca kaçırmak istememişler. Böylelikle kendilerini İzmir'de bulmuşlar... Önce farklı okullarda dersler vermişler ve farklı ortaklıklar kurmuşlar. Sonunda zor da olsa kendi okullarını yani İzmir Dans Atölyesi'ni, İDA’yı kurmuşlar 2014 yılında. Karşıyaka’da küçük bir atölyede derslere başlamışlar; ancak bir süre sonra ne mutlu ki orası yetmemeye başlamış ve dolayısıyla geçtiğimiz yıl Çiğli'deki şubelerini açmışlar. Goşi “Bir dans okulunun ötesinde, harika sporcularımız ve velilerimiz ile bir aile olduk. Tüm Türkiye’de dans camiası bile bizden 'İDA ailesi' olarak bahsediyor artık” diyor. 


Üç Prensip Başarısı


Goşi atölyenin attıkları her adımın arakasında öğrenci, veli ve dans okulunun birlikteliğine dikkat çekerek “Attığımız her adımın, her başarının arkasında bu büyük aile var. Üç sene içinde Türkiye Dans Sporları Federasyonu’na bağlı spor kulüpleri arasında ilk ona girdik. Onlarca madalya kazandık. İki tane ilklerle dolu organizasyona imza attık. 2016 yılında 1. İDA Kupası’nı düzenledik. Türkiye’nin en kalabalık katılımlı yarışması oldu. Bu sene 2.sini düzenledik. Bu sene yine katılım rekorunu kırdık ve 400’ün üstünde sporcuyu ağırladık. Türkiye’de ilk defa sporcular canlı müzik eşliğinde dans ettiler. Dünyada bile ancak çok prestijli yarışmalarda canlı müzik olur... Dolayısıyla ailemizin desteği sayesinde çok büyük işlere imza attık.” şeklinde açıklıyor. 






Dans ile tanışma hikayelerinizi kısaca anlatır mısınız? Nasıl başladınız?


Goşi: Daha lisedeyken Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde okumak hayalimdi ve aklımda ODTÜ Eşli Danslar Topluluğu’na katılmak vardı. Biyoloji bölümünü kazandığımda, ilk kayıt yaptırdığım topluluk da ODTÜ EDT idi. Önce hobi olarak kurslara katıldım. Bir sene sonra seçmelere girip kazandığımda ise Gürkan ile tanıştım. Önce gösteri ekibi olarak başladık dansa. Daha sonra dans sporu ile tanıştık ve yarışmacı olduk. En alt klasmanda yarışmaya başladık. Sonra kendi klasmanlarımızda birinci ola ola, A klasmana ve Türkiye ikincisi olarak milli sporculuğa kadar yükseldik. Bir bakmışız, dans hayat tarzımız olmuş.


Ben biyolojiyi çok severek okudum ve bölüm ikincisi olarak mezun oldum. Hatta master ve doktora bile yaptım bu alanda. Gürkan da Metalurji ve Malzeme Mühendiği'nden mezun olduktan sonra alan değiştirip Beden Eğitimi ve Spor Bölümü’nde Spor Yönetimi yüksek lisansı yaptı, şimdi halen doktorasını sürdürmekte. Ama ikinci sınıftan itibaren gelir kaynağımız dans eğitmenliği oldu. 2002 yılından beri dans dersi veriyoruz. Hobi kursları, 3 kredili seçmeli ders derken sporcu yetiştirmeye ve ODTÜ Eşli Danslar Topluluğu (EDT) baş eğitmenliğine kadar ilerledik. 


Bu süreçte tabi yüzlerce seminere, eğitime katıldık. Dünyanın en ünlü eğitmenleriyle çalışma imkanımız oldu. Türkiye Dans Sporları Federasyonu hakemi olduk. Federasyon kurullarında çalıştık. Kısacası dansa kendimizi kaptırdık, bir daha kendimizi kurtaramadık.


“Çünkü Bu Duygunun Tarifi Yok, Müzik Ve Beden Birleşiyor”






Dans ederken kendinizi nasıl hissediyorsunuz?


Gürkan: Dans sporu, diğer dans türlerinden biraz farklı. Çok büyük bir adanmışlık, fiziksel güç ve çaba istiyor. Daha iyisini yapmak için kendinizi sürekli zorlamalısınız. Bu sebeple antrenmanlar hep çok zorlu geçmiştir. Ama kostüm, makyaj ve seyirci devreye girdiğinde bambaşka bir dünyaya giriyorsunuz. Artık hiçbir şey düşünmüyor, sadece ışıl ışıl parlıyorsunuz. Bu hissi herkesin yaşayabilmesini isterdim, çünkü tarifi yok. 


Goşi: Ben çok çekingen bir çocuktum mesela. Annemler beni ilk sahnede gördüklerinde inanamamışlardı. Çünkü o an çekinecek hiçbir şeyiniz kalmıyor. Müzik ve beden bir bütün oluyor ve daha önce hiç görmediğiniz bir yanınız ortaya çıkıyor. 


Toplumun dansa bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Gürkan: Eğer Türk toplumundan bahsediyorsak inanın çok olumlu. Benim baba tarafım Ağrı’lı. Dansa başladığımda bütün akrabalarım beni tebrik ettiler, gelip gösterilerimizi izlediler. Aslında sanata ve spora çok değer vermeye yatkın bir geçmişimiz var. Bazı kültürel baskılar ters tepkilere neden olsa da, içten hissedilen şey hep pozitif.


Goşi: İnsanlar özellikle erkek çocukları için önce pek konduramıyorlar dansı. Ama onları sahnede gördükleri zaman ne kadar büyük bir iş başardıklarını görüp gururlanıyorlar ve bir daha olumsuz tepki görmüyoruz. Sporcularımızın dansa başladıktan sonraki kazanımları o kadar gözle görülür ki, kimse geri adım atmak istemiyor. Sosyal iletişim becerileri, beden farkındalığı, esneklik, güç, hız, denge, müzik algısı, duruş, günlük ve haftalık plan program yapma becerileri, özgüven gibi birçok özellik çok hızlı bir şekilde çocuklarda ortaya çıkıyor. Kim oğlunun ya da kızının bu kazanımları edinmesini istemez ki?