Güncel Haberler:

Röportaj - Prof. Dr. Murat Hatipoğlu "Taşlar Hayatı Süsler, Tedavi Etmez"

05.05.2017



Canlı renkleri ve benzersiz desenleriyle takı sektöründe kullanımı günden güne artan süs taşları, şifa arayan, nazardan, kötülüklerden korunmaya, evine bereket getirmeye çalışan çok sayıda insanın da tercih nedeni haline geldi. Ancak bilimsel olarak, bu taşların bilinçsiz kullanımının fayda getirmeyeceğini, aksine zarar da verebileceğini taş uzmanı Prof. Dr. Murat Hatipoğlu anlattı.



İnsanlık, doğadaki "taşın" varlığını, inançları, gelenekleri, ait oldukları sınıfı, iktidarını, sınıları belirlemek için bazen nişan, hatta zaman zaman bir iletişim aracı olarak kullanmış. Genelde Asya toplumlarında bazı taşların nazara, susuzluğa ve hatta sarhoşluğa iyi geleceği yönündeki geleneksel inanışların kökeninin Hindistan'a dayandığı belirtiliyor. Buradan diğer toplumlara savaş ve ticaret gibi temaslarla geçtiği tahnim ediliyor. 

Dokuz Eylül Üniversitesi Takı Tasarım ve Kuyumculuk Bölümü Kurucusu Prof. Dr. Murat Hatipoğlu ile taşların insan üzerindeki etkisi, toplumda nazara iyi geldiği ancak bilimsel olarak kanserojen etkisinin olabileceği taşları, bilimsel olarak taşların yapısı ve özelliklerini konuştuk. 


Doğada bazen az bulundukları için değerli kabul edilen, bazen inançları gereği değer veya kutsallık atfedilen bazı taşların, kuşaktan kuşağa öğretilerek günümüze gelmiş olması tarihin doğal seyri olarak kabul edilirken, bugün nazara iyi gelen taşın aslında bilimsel olarak böyle bir etkisinin olmadığı ya da kanseri önlediği yönünde söylentilere sahip ametist taşının, tam tersine zararlı etkilerinin olabileceği belirtiliyor.


"Psikolojiktir, Fizyolojik Değil"


Dokuz Eylül Üniversitesi Takı Tasarım ve Kuyumculuk Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hatipoğlu, genelde insanların süs olarak kullandıkları taşların sadece psikoterapik bir etkisinin olabileceğini; fizyolojik rahatsızlıklara iyi geldiği yönünde bilimsel bir sonucun olmadığını ifade ediyor. Buca Eğitim Fakültesi kampüsünde bulunan bölümün kurucusu olan Prof. Dr. Hatipoğlu "Toplumda süs amaçlı kullanılan süs taşlarının insan üzerinde sadece psikoterapik bir etkisi olabilir. Fizyolojik bir rahatsızlığın taşlarla tedavi edildiğine ilişkin bilimsel bir bulgu yoktur." diyor.




Mor Olanı Değil, Beyaz Olanı Kullanın


Özellikle toplumda gama ışınlarını emmesi ve etkisini ortadan kaldırmak amaçlı kullanılan ametist taşının rahatlatmak yerine, tam ters etki yapabileceğine dikkat çekiyor Hatipoğlu. "Örneğin bilgisayarın, cep telefonunun yaydığı gama ışınını emmesi için kullanılan ametist taşı bilinçsiz kullanılırsa gama ışını yayar, rahatlamak yerine aksi bir etkiye maruz kalırsınız... İllaki bir şey kullanılmak isteniyorsa mor rengini kaybetmiş aynı ametist taşının beyazlaşmış olanı kullanılabilir... Rengi ne kadar canlı ise, o kadar olumsuz etki yapabilir ve kimyasal yapısı nedeniyle kanserojen etkiye sebep olabilecek ışınlar yayar." şeklinde anlatıyor.


Taşların Bilimsel Yapısı İnceleniyor


Kıymetli ve süs amacıyla kullanılan taşların nasıl oluştuğunu, fiziksel ve kimyasal özelliklerini araştıran gemoloji biliminin Türkiye'deki tek akademisyen uzmanı Dokuz Eylül Üniversitesi İzmir Meslek Yüksekokulu Kuyumculuk ve Takı Tasarım Programı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Hatipoğlu, "Süs taşları tarihin ilk dönemlerinden bu yana takı malzemesi olmasının yanında çeşitli anlamlar yüklenerek fayda aranan taşlar olarak kullanılagelmiş; ancak bilim ve teknolojideki değişime rağmen bu inançların kaybolmadan günümüze kadar gelmiş olması dikkat çekici. Bu taşları, bilimsel olarak yapılarının anlaşılması gerektiği için bölümümüzde çalışıyoruz. Hem taşlar üzerinde bilimsel çalışmalar yapıyoruz hem de modern kuyumcular yetiştiriyoruz." şeklinde konuştu. 




"Taşlar Tıbbın Alternatifi Olamaz"


Hatipoğlu, bazı taşların sağlığa iyi gelebileceği ihtimali üzerinde dururken özellikle tıbbın alternatifi olamayacağına dikkat çekerek "Hiçbir taş bir ilacın eş değeri olamaz. Süs taşlarının insan üzerinde sadece psikoterapik bir etkisi olabilir. Fizyolojik bir rahatsızlığın taşlarla tedavi edildiğine ilişkin bilimsel bir bulgu yoktur. Bugüne kadar 'Ben ilaç kullanmadım, süs taşı tuttum, iyileştim.' diyen olmadı. Psikoterapik etkinin suistimal edilmemesi gerekiyor. Kullananlar buna dikkat etmeli. Bazı yerlerde taşla tedavi yapılıyor, alternatif tıp tedavi yöntemi olarak insanlara uygulanıyor. Bu tedaviyi yapan insanlara karşı dikkatli olunmalı. Özellikle bu konuda herhangi bir bilgisi, yetkisi, ünvanı, eğitimi var mı, taşları tanıyorlar mı, bunlar sorgulanmalıdır." dedi.


Hatipoğlu, Türkiye'nin tek gemoloji laboratuvarına sahip olduklarını, laboratuvarda bulunan konfokal mikro-raman cihazı sayesinde taşların moleküler düzeyde yapılarını inceleyebildiklerini söyleyerek, Türkiye'de de çıkarılan ve sıklıkla kullanılan bazı süs taşların yapısını anlattı. 


Kristallerin Elektrik Gizemi


Eskişehir Sarıcakaya Bölgesi'nden çıkarılan Mavi Kalsedon'un kimyasal özelliği nedeniyle içine koyulan asidik malzemelerin sıcaklığını muhafaza ettiğini, bu nedenle Roma döneminde içecek kabı olarak kullanıldığını anlatan Prof. Dr. Hatipoğlu, taşın tarihten bu yana nazara iyi geldiği inancıyla kullanıldığını da hatırlatarak "Bu kristallerin piyezo elektrik yani elektrik akımını düzenli titreşimlere dönüştürme özelliği vardır. Örneğin bu kristaller arasında Mavi Kalsedon'a göre daha etkili olan Kuvars kristaline akım verildiğinde taşın içinde sabit düzenli rezonans oluşur ve akım kesilmezse bu titreşimler 3 bin yılda 1 saniye şaşar. Kullandığımız kuartz saatlerde bu kristalden kesilme plaklar kullanılmaktadır. İnsanda da statik elektrik vardır. Beynimizdeki tüm komutlar, elektrik gücüyle vücuda dağılır. Bu kristaller, piyezo elektrik özelliğinin verdiği etkiyle insandan insana geçebilen ve halk arasında nazar da denilen biyoenerjiye karşı koruma sağlayabiliyor. Ancak bunun için taşı kullanacak kişinin elektriğiyle taştaki elektriğin moleküler olarak terbiye edilmesi, paralel hale getirilmesi gerekiyor. Bu işlem de ancak bir gemoloji laboratuvarında, taşa verilecek çok yüksek lazer ışınıyla mümkün olabiliyor. İşlem sonrası o taşı bedeninde saklayan kişi, vücut elektriği için bir nevi sigorta edinmiş oluyor. İşlem görmemiş bir taşın vücut elektriğine bir etkisi olmaz." diye konuştu.



Akik Taşı Geleneği 


Murat Hatipoğlu, aynı grupta yer alan, halk arasında bilinen adıyla Akik olan Agat taşının, serinletici özelliği nedeniyle özellikle çöllerde yaşayanlar tarafından kullanıldığına işaret ederek, "Örneğin Peygamber Efendimiz'in de Akik taşından bir yüzüğü vardı. Çöl bölgesinde insanlar susuzluk çektiğinde bu taşı ağızlarına alırdı. Tükürük bezlerini uyaran akik, susuzluk hissini geçici olarak giderir. Akik taşından yüzük takma geleneğinin arkasında bu ihtiyaç yatmaktadır." dedi.


Ametiste Dikkat Edilmeli


Prof. Hatipoğlu, sıklıkla kullanılan bir süs taşı olan ametistin ise çeşitli faydalarının olduğu bilinmesine rağmen yanlış kullanım nedeniyle çoğunlukla yarar yerine zarar verdiğini söyledi.


Yunanca'da "sarhoşluğa iyi gelen" ametistin, alkol sarhoşluğu değil bedensel sarhoşluğu tedavi edici özelliğinin bilindiğine dikkat çekerek "Vücudumuz belli dönemlerde adrenaline benzeyen bir enzim salgılar. Bu enzim, beyinden kaslara emir komutlarını ileten elektrik dağılımını bozar. Bu durumda bir fizyolojik rahatsızlık olmaksızın halsizlik, huysuzluk ve olumsuzluk durumu hissedilir. Bu durumda eğer doğal bir ametist kristali vücuda kısa bir süre değdirilirse salgılanan enzimi durdurur. Tarih boyunca bu şekilde bir kullanımı vardır. Ülkemizde de ametist kristali, Balıkesir'in Dursunbey ilçesinde çıkarılır. Ancak talebe yanıt verilememesi nedeniyle Brezilya-Uruguay sınırındaki madenlerden çıkarılan taşlar ithal edilir. Ancak ithal edilen bu taşlardan bazıları laboratuvar ortamında renklendirilir. Bu taşa mor rengini veren gama radyasyonudur. Kristalin albenisinin artırılması için laboratuvarda taşa gama radyasyonu verilir. Bu insan için çok tehlikelidir. Bu ametistleri uzun süre elde tutmak, içindeki gama radyasyonunun insana geçmesine neden olabilir. İthal kristallere göre daha küçük ve açık renkli olan yerli taşlarda böyle bir risk yoktur." dedi.



Sorumluluk Duygusu


Türkiye'de, bu konularda büyük bir bilgi açığının bulunduğunu, kulaktan duyma bilgilerin gerçekmiş gibi iletildiğini, özellikle internet üzerinde yanlış yönlendirmeler bulunduğunu ifade eden Hatipoğlu, bu konularda yazan insanların sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerektiğini, konuyla ilgili bilgi isteyen herkese okul olarak destek olmaya hazır olduklarını ifade etti. 


Tarihte taşlar üç amaçla kullanılmış. İlk olarak törenler ve ayinlerde... Genelde kuvars ailesinden gelen taşlar kullanılmış. İkinci olarak, mühür taşı-yüzük taşı için Sardoniks taşı, Kalsedon kullanılmış. İktidar gücünü gösteriyormuş... Üçüncü olarak da taşlar, kadınlarda genelde süslenmek amacıyla kullanılagelmiş. Bunlar yine kuvars ailesi, zümrüt, yakut, safir gibi...


Obsidyen Taşı: Tarihteki ilk kesici, silah olarak kullanılan taş. Hızla soğumuş lavdır. Diz ağrılarına iyi geldiği ve stresi azalttığına inanılır(dı).


İnci: Doğada üstün güce sahip olmayı simgeleyen, insanı kutsallaştıran bir anlam yüklenmiştir. 

Diaspor Taşı: Dünyada sadece Milas (Muğla)'da bulunuyor. Oldukça değerlidir.


Ametist Taşı: Mor yapısı kanserojen etkiye neden olabilir. Beyaz olanlar, zaman içinde beyazlaşanlarda bu risk yoktur. Kötü enerjiyi pozitif enerjiye dönüştürdüğüne inanılır(dı).


Akik Taşı: Tükürük bezlerini uyaran akik, susuzluk hissini geçici olarak giderir. 


Kalsedon Taşı: Ağaç fosilinden, yaklaşık 18 milyon yıl önce oluşmuştur. Eski kültürlerde kalsedonun ruhu ve inancı olumlu şekilde etkilediğine, uyku sorunlarını tedavi ettiğine inanılırdı. Ayrıca nazardan koruduğuna da inanılırdı.