Güncel Haberler:

“Sefa”yı Leğende Buldu

12.05.2011


“Bir çengelli iğneyle tutturdu düşlerini yaşama…

Ucuna bir mavi bocuk astı, Nazar değmesin diye..

Yeşil yaprak ekledi birde, muratmış yeşil…

Muradı olsun diye…”


Çamaşır leğeni içinde yaşayabilir misiniz? Yaşamınızın her anında leğeni bir parçanız gibi görebilir misiniz? Ya da yaşamaya zorunlu olduğunuz leğenin içinde, koşabilir misiniz? Bir çamaşır leğeni ayaklarınız olabilir mi? Ayaklarınıza giydiğiniz ayakkabıları, ellerinize geçirip oynayabilir misiniz? Yürüyebilir misiniz sokaklarda? Size hayretle, çoğu zamanda acıyan gözlerle bakanların arasında...


Hayali bile zor aslında... 


Onun adı Sefa... İsmi, 'Mutlu, kaygısız, rahat' anlamında... Sefa'nın 'SEFASIZ' yaşamının ilk anları anne karnında başlamış... Hamilelik süresinde ikizi Sefa'nın üstüne çıktığı için ayakları gelişmemiş... Ve Sefa, engelli açmış gözlerini dünyaya...

Biri nur topu gibi, diğeri engelli iki bebek... İki misafir, iki can... Ve sevinçle hüznün aynı anda yaşandığı günler... Anne ve babanın bocaladığı, ne yapacaklarını şaşırdıkları günlerin ardından Sefa'nın 'Şifa' yolculuğu... O hastane senin, bu hastane benim... Yani, Sefa ve ailesinin 'Sefasız' yaşamının ilk günleri...


Gözlerinizi kapatın düşünün…

İki yaşında, bir leğenin içinde olduğunuzu düşünün…  Birkaç dakika, birkaç saat ya da her istediğinizde içine girdiğiniz bir leğen değil... Oyun oynamak için girilmeyen, eşya ve oyuncakların konmadığı, bir bebeğin içinde yıkandığı bir leğen değil...


Peki, siz hiç bir leğende koşmayı denediniz mi? 

Bir yolculuğa çıkalım şimdi. Hayatımızın en renkli dönemine gidelim. Çocukluğumuza yani… 


Hayatımızı yüksek duvarlar arasına sığdırdığımız apartmanlarda değil, bir ya da birkaç katlı binalarda oturduğumuz zamanlar… Hani, bir annenin mutfaktan “Yemek hazır” diye seslenmesin de, oynadığın oyun bitmesin diye en temiz duygularla dilekler dilenen o günler… 

Siyah beyaz televizyonların evdeki yerlerini yeni yeni almaya başladığı, atari, bilgisayar, cep telefonların olmadığı... Bez bebeklerin kundaklandığı, evciliğin oynandığı yıllar... Erkek çocukların sokakta meşe oynadığı, saklambaçta saklanıldığı, plastik arabaların bakkallarda satıldığı, gazoz ile iki bisküvi arasına lokum konduğu, sapanla kuş avlandığı, mahalle aralarında turnuvaların yapıldığı yıllar... O günlerde yaşayanlar bilirler... İnsanların kirlenmediği günlerdi... Sokaklarında top oynanabildiği, koşulabildiği zamanlardı...


O yıllara dönün ve çocukluğunuzu düşünün. Yürüyemediğinizi hayal edin… Arkadaşlarınızla oyunlar oynayamadığınızı. Renk renk topların arkasında koşamadığınızı. Saklambaç oynayamadığınızı. Uçurtma uçuramadığınızı. Saklambaç oynayamadığınızı. Top oynarken, çelme takılıp düşürülmediğinizi. Düşüp kolunuzu bacağınızı yaralamadığınızı. O sevinçleri hiç yaşayamadığınızı ve yaşayamayacağınızı düşleyin. Oyunlarda başınıza gelebilecek kazalarda yaşanan acıları hiç yaşamadığınızı hissedin. Yere düştüğünüzde canınızın yandığının ne demek olduğunu bilmemeyi ama canınızın aslında hepsinden daha fazla yandığını düşünün... 


Ayakkabı numaranız yok


Farklı farklı örülen yün  patikleri giyip odanın içinde koşturamadığınızı... Patiklerinizi, ayakkabılarınızı ellerinize giydiğinizi düşünün. 

Veya bir ayakkabı numaranızın olmadığını…

Ya da bütün yaşamı ayaklara indirgemeyen “el üstünde tutulan” bir hayat yaşadığınızı… Siz ne kadar iyi yürüyebilirdiniz ellerinizle… Böyle bir hayat yaşayanı yakından tanıdınız mı? 

Bir çift el, bir leğen ve kay-kay…

Size bir çift elin hikayesini hazırlamaya çalıştık. 

Bir çift elden, bütün bir yaşamın var edilebildiğini okuyacağınız bir hikaye... Masal değil, bir gerçeğin hikayesel anlatımı yani...

Sefa Gültekin. Bir tür ironi, acısı derin bir iz gibi kalan, ağır bir şaka gibi. Sefa sürmek, hayatın tadını çıkarmak, ya da eğlenmek, mutlu olmakken, Sefa’nın sefasızlığının hikayesi.

Yazgının ironisi olmalı, nereye bakarsanız adının taşıdığı anlam gibi rahat ve kaygısız değil. Onun hayat mücadelesi doğuştan başlamış. Doğuştan yürüme engelli. Şimdi 18  yaşında.o, Türkiye’deki yaklaşık 8 milyon engelliden sadece birisi... Belki de en farklılarından... 

Oto tamircisi bir baba ve ev hanımı bir annenin ikizlerinden biri. Üç kardeşi var. İstanbul Maltepe'de yaşıyor. İkizi anne karnındayken üstüne çıkması nedeniyle bacakları gelişememiş Sefa'nın. Engelli doğmuş. 

Kaderi değişsin, ileride sefa içinde bir hayat sürsün diye ismi ‘Sefa’ konmuş...


Ayaklarınızın değil ellerinizin numarası…


İkizlerden biri sağlam, diğeri engelli doğunca, sevinç de hüzün de aynı anda yaşanmış. Doktorlar, Sefa için “Fazla yaşayamaz, ölür” deyince, anne baba adeta yıkılmış. Ölüm, beklenmeye başlanmış. Doktorunun söylediğine inat, Sefa direnmiş. 

Çamaşır leğenine konduğunda 2 yaşındaymış. Annesinin onu koyduğu leğene, o umutlarını ve inancını koymuş.  Ayakkabılarını ellerine geçirmiş, ellerini ayak yapmış. 

Sefa anlatmaya, doğduktan sonra 10 ayrı ameliyat geçirdiğiyle

başlıyor. “Ankara'da Isparta'da hastanelerde yattım. Ailem hiç bir zaman maddi ve manevi desteğini üstümden çekmedi, ellerinden geleni yaptı” diyor. 


Diyojen Sefa


Sefa'nın lakabı 'Diyojen!' Lakabını, Antik Yunan filozoflarından “mülksüz” olarak bilinen 'Diyojen'in savunduğu yaşam ilkelerinden, 'kendine yetme' ilkesini hayatına geçirmesinden almış… 

Sefa da, Diyojen'in hayatındaki tek amacı gibi kişinin en kısıtlı yaşam koşullarında bile, mutlu ve bağımsız olabileceğini göstermiş. Her şeye sahip olmak isteyen, sahip olduklarıyla yetinmeyen, hep daha fazlasını isteyenlere ders verircesine, onaltı yıldır yanından ayırmadığı leğeniyle belki de herkesten daha mutlu, daha özgür...

Ailesinin bir gün içine koyduğu leğende bir sarmaşık gibi büyüdü, hayata tutundu. Çocukken de, leğenle hareket etmek daha rahat gelmiş. Bir gün, ev içinde kullandığı leğeniyle dış dünyaya açılmış. Bununla yetinmeyip daha hızlı hareket etmenin formülünü bulmuş….

Ve tam yedi yıl önce hediye edilen bir kaykayla başlamış “Sefa, Leğen ve Kaykay'ın hikayesi…”


Leğen ve Kaykay'la özgür bir hayat


“Kaykayımla hiç olmadığım kadar, özgür hissediyorum kendimi” diyen Sefa, tekerlekli sandalyeyi kabul etmediğini belirtiyor. Tekerlekli sandalyede yeterince özgür olamayacağını kaydeden Sefa, “Yedi yıl önce dışarıda arkadaşlarımla gezerken bir dükkanda kaykayı görüp denedim. Dükkan sahibi kaykayı hediye etti. Düşe kalka kaykay kullanmayı öğrendim. Hayatımı kolaylaştırdı ve anlam kazandırdı. Özgürleştirdi beni. Özgürlüğümü verdi bana yani” diye konuşuyor. Ve ekliyor:

“Leğen ve kaykay. Beni hayata bağlayan iki şey. Onlar sayesinde sosyal hayata katıldım.” 

Yokuş aşağı gitmeyi ise özellikle tercih ettiğini söylüyor Sefa, düşmesine de yine kendi yöntemiyle çare bulmuş… Ayakkabı giyen elleriyle fren yaparak…   

Her şeyin bilincinde Sefa, “Hayat çok kısa ve bunun güzelliklerinden faydalanmak gerek” diyor. Küçükken yaşadığı bazı zorluklar olmuş olmasına.  En zoru da okul zamanı çıkmış karşısına.. İlköğretim okuluna yazılacağı sırada, 'özürlüler okulu'na yazdırılmasını söylemiş. Sonra başka bir okula gidilmiş. Sonra başka okul, başka okul ve başka okul… En sonunda belediyede çalışan bir tanıdık sayesinde okula kayıt yaptırabilmiş. 

Ve sonra okul hayatı başlamış Sefa'nın…

Çocuğunu okula giderken önlüğünü, yakasını ütüleyip pencereden el sallayarak uğurlar anne, çocuğunu arkasından dualar okuyarak.. Anne işte, çocuğunun el sallamasını görecek mutlaka.. Sefa’nın annesi de bunları yapmış. Oğluna mis gibi kokan ütülü önlüğünü giydirmiş,yakasını, kravatını takmış.. ancak.. Pencereden uğurlamak yerine, oğlunu sırtında götürüp getirmiş okula. Okusun da, azmi sayesinde yapmak istediklerini gerçekleştirsin diye.. 

Sefa, okula yazılmasından sonraki hayatındaki zorluklardan birisi diye anlatıyor, okula gidip gelmenin onun için çok da kolay olmadığını. “Okul yokuş aşağı yerde olduğu için inip çıkarken zorlanıyordum diyor” ve ekliyor Sefa “Belli bir zaman annem sırtında taşıdı beni.. Kimi zaman da tekerlekli sandalyeyle götürüp getirdi. En sonunda servise yazıldım.” 


Üniversiteyi kazanmış


Ortaöğretiminde ise eldiven yerine ayakkabı giydiği elleri bilgisayar tuttu Sefa’nın.. Dört yıl bilgisayar eğitimi aldı. Her lise son sınıf öğrencisi gibi YGS’ye girdi, ter döktü.. Döktüğü alın terinin güzel bir de sonucu oldu elbet.. Düzce Gölyaka M.Y.O üniversitesini tutturdum ama gitmedim diyor Sefa.  

“Aileden sonra, insanın kendini yakın hissettiği, zamanla konuşmaya gerek kalmadan anlaşabildiğimiz kişilerdir dostlar. Bizi hayata bağlar. En zor zamanımızda kimi zaman ailemizden daha çok onlardır yanımızda olan..” Sefa'nın da böyle insanlar var hayatında.. 

Onun içindeki yaşama sevgisini, azmini hiç söndürmeyen arkadaşları.. Beraber vakit geçirdiği.. ve hep yanında olduğu.. Böyle söylüyor Sefa ve ekliyor:

“Arkadaşlarım, dostlarım desteklerini, yardımlarını benden hiç eksik etmediler, etmezler. Onlar benim için kardeşten ötedirler.”  

Hayatında dostlarından başka bir kişi daha var Sefa'nın.. “Bir yerde tanıştık, konuştukça anlaştığımızı gördük ve öyle başladı..” Zamanı gelince evlenmeyi de düşünüyor elbette ama bu konuda fazla konuşmak istemediğinin de altını çiziyor.  


Kaykaylı çözüme takdir


Kaykayı ve leğeni dışında en büyük tutkusu ise “bilgisayar” olmuş Sefa'nın. Aldığı dört yıllık bilgisayar eğitiminin yanında dört ay sertifika eğitimi de almış. İstanbul Maltepe Belediyesi Engelliler Meclisi'nin düzenlemiş olduğu bilgisayar eğitimini sertifikasıyla taçlandırmış. Kursu bitiren 14 engelliden birisi.. Ama, hayatını kolaylaştırmak adına bulduğu çözümlerle takdir toplayan tek kişi.. 

Maltepe Belediyesi Kent Konseyi Engelliler Meclisi’nin birinci yılını kutladığı toplantıda konuşma yapan Belediye Başkanı Prof. Mustafa Zengin, “Bugün engelli meclisinin yaptığı güzel çalışmaları taçlandırmak için buradayız. Engelsiz bir dünya için hep birlikte çalışıyoruz. Biz sizi engelli olarak görmüyoruz. Sizlerle toplum içinde daha fazla birlikte olmak için, sizin daha rahat yaşamanız için, daha neler yapabileceğimizi araştırıyoruz. Elbirliği ile bir yıl gibi kısa sürede çok başarılı işler yaptık” diye başlayan konuşmasıyla vermiş sertifikaları sahiplerine. 


İş istiyor


Başkan Zengin'in de takdirini almış Sefa'nın kaykaylı çözümü.. Ellerine geçirdiği spor ayakkabısıyla çıkmış belgesini almaya, başkanın tekerlekli sandalye teklifine de pek sıcak bakmamış ama gördüğü ilgi karşısında da mutlu olduğunu gizleyememiş. 

Ve tabi herkesin olduğu gibi onun da hayalleri var… Ucuna mavi boncuk asıp çengelli iğneyle yaşama tutturduğu düşleriyle oyunculuk yapmak istiyor ve araba kullanmak...  “Bir isteğim daha var,iş istiyorum” diyor.  

En başında demiştik ya, her şeyin bilincinde, hayatı için çözümler üreten birisi diye... Sefa, herkese özellikle de, engelli arkadaşlarına da şöyle sesleniyor :

“Umutsuzluğa kapılmayın. Hiç bir zaman hayata küsmeyin, kendi kendinize çözümler üretin ve dış dünyaya açılın. Dış dünyada sizi güzel bir hayat bekliyor. Hayat çok kısa, çıkın hayatı yaşayın. Ben bunu başardım. Sizler de yapabilirsiniz.”  

Bunun yanında “görünürde engelli olmayan” insanlara da küçük bir not düşmeyi ihmal etmiyor. “Hiçbir zaman engellilere acımayın veya küçümsemeyin. Elinizden geliyorsa yardımcı olun, destek olun. UNUTMAYIN! Her insan bir engelli adayıdır...”