Güncel Haberler:

Soner Sarıkabadayı ''İstediğim Her Şeyi Yapmak Üzere Dünyaya Geldim.''

01.08.2018

Fotoğraf: Selim Akar
Röportaj: Selim Akar, Gamze Almacı


SONER SARIKABADAYI:

“İstediğim Her Şeyi Yapmak Üzere Dünyaya Geldim.”




8 Aralık 1978’de ne oldu?

Ben ona annemin doğum günü diyorum. Annem doğurmuş sonuçta. 8 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta dünyaya geldim. Benim için çok önemli bir tarih, sonuçta doğum günüm. :) Bazen insan bunun önemi bilmiyor. Gerçekten doğru bir tarihte doğduğuma inanıyorum. Bir de gerçekten, doğduğun tarihte seni etkileyen şeyler olabiliyor. Birçok şey buluyorsun, astrolojide, yıldızlarda... Hayatta birçok şey dengeden oluşuyor. Bizde her şey dengeden oluşuyorsa evrende de böyledir. Benim doğum tarihimin yaptığım meslek için çok çok önemli bir tarih olduğunu öğrendim sonradan. O günden beridir doğduğum tarihe çok değer veriyorum.


“BABAM BANA KENDİ KONTROLÜMÜ ELİME ALMAYI ÖĞRETTİ.”


Kahramanmaraş’tan sonra nerede yaşadınız?

Kahramanmaraş doğumluyum, hâlâ birçok akrabam Kahramanmaraş’ta yaşar. Babam Eczacı. Kahramanmaraş’tan sonra, bir doktor arkadaşı ile beraber üstte doktor altta eczacı olmak üzere birlikte bir iş birliğine girmişler Mersin’de. Mersin’e taşındık böylelikle. Bu arada bende de eczacılık var. Yazları babam beni 5 yaşından beri her gün eczaneye götürdü. O zamanlar arkadaşlarımla oyun oynayamazdım ama bütün ilaçlar nerede bilirdim. Sonradan babamın beni niye oraya götürdüğünü anladım. Bir şekilde babamın bana eğitim verebileceği yer orasıydı. Evde zaten annelerimiz bizimle ilgileniyor. Ama babamın da kendi işi ve kendi doğruları var, onları bana gösterebileceği zaman dilimi onun mesai saatleriydi. 

Mesela ben hayırlısı kelimesini çok kullanıyorum. Çünkü o bakış açısını seviyorum. Belirleyemeyeceğimiz bir olaya, bir zamana temennidir hayırlısını dilemek. Ben babama küçükken bir seferinde “Baba bana bisiklet alalım mı?” demiştim. Çok istiyordum bisiklet almayı. Babam bana dedi ki: “Oğlum biz şimdi ekmek teknemizi nasıl bırakıp gidelim bisiklet almaya? Akşam eve gideceğiz, annen, ablan bizden ekmek bekleyecek hiç üzülmez misin eve ekmek götüremezsek?” Babam bana bunu dedi ya, ben kendi kendime düşünüyorum: “Ulan ne şerefsizsin nasıl bisiklet almayı düşündün oğlum?” Aradan on dakika geçti. Aklıma geldi, pazar günleri eczaneler kapalı. “Baba” dedim, “Pazar günü ekmek teknemiz kapalı?” Babam da hemen bana dedi ki “Oğlum hele bir pazar olsun, düşünürüz.” Benim bugünkü bütün bakış açım, tamamen babamın eseri. Çünkü o öyle anlatmasa öyle deneyimlemesem belki de öğrenemeyecektim. Bütün hayatımı etkiledi. Çünkü çok serbest bir hayatım var. Mesleğimden ötürü de yaptığım işten dolayı da alanım çok geniş, rahat, serbest. Ben disiplinsiz olursam ben boşlarsam kimse gelip bana çalış demez ki? O yüzden babam bana kendi kontrolümü elime almayı öğretti diye düşünüyorum. O yüzden çok mutluyum; çünkü bu bence belli bir yaştan sonra öğrenilebilen bir şey değil. Olumlu bakış açısının pozitif düşüncenin her şey yolunda giderken hiçbir etkisi yoktur. Önemli olan istediğin şartlar yokken ona pozitif bakabilmen.







Bu isimlerin sizin için çok önemli olduğunu biliyoruz: Güngör, Hasan, Perihan, Zafer?


Annem Güngör, Babam Hasan, abim Zafer ve ablam Perihan. Annem benimle telefonda konuşurken ailedeki bütün isimleri sayar en son Soner der. Çok çocuk olunca kafaları karışıyor sanırım. :)


Annenizle ne kadar sıklıkta konuşuyorsunuz?


Her gün! Zaten şöyle oluyor, ben bir gün konuşmazsam ikinci gün babam arıyor. Annem babama bizi şikâyet etmiş oluyor “hep ben arıyorum onları” diye. Bir gün üniversitedeyken bana dedi ki: “Bu senin kararın değil. Ben seni istediğim saatte canımın istediği her an ararım. Bu konu seni doğurduğum gün kapatıldı.” Ben de onun bu dediğini sorgusuz sualsiz kabul ettim. O yüzden ona o telefonu açtırmadan ben erkenden aramaya çalışıyorum. Çünkü o beni her gün arayabilir ama bu sefer de her gün ben arıyorum seni diyebiliyor. Yoksa konuştuğumuz şeyler hep ayrı. Hiç önemli değil ama o benimle konuşmak istiyor. Bitti, konu kapandı. 


“DÜNYANIN HER YERİNDEKİ İNSANLARLA AYNI DİLİ KONUŞABİLME ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİP OLMAK İSTEDİM.”


Yıldız Teknik Üniversitesi’nde eğitim almışsınız…

Ben iki tane bölümde okumaya hak kazanmıştım. Önce iktisat kazandım da geldim Mersin’den. Sonra orada bir sene okuduktan sonra orayı bırakıp yine aynı okulda Sanat ve Tasarım Fakültesi Klasik Gitar Bölümü’ne girdim ve oradan mezun oldum. Benim için çok değerli bir okul; çünkü bana bu imkânları sağladı. Müziği öğrendiğim bir okul... Ben iktisat bölümündeyken de şarkı yazıyordum. Ama iktisadı bırakıp müzik okumayı, aslında bu günler ve Allah izin verirse gelecekteki günler için seçtim. Dünyanın her yerindeki insanlarla aynı dili konuşabilme özgürlüğüne sahip olmak istedim. Şarkının bir yazım dili olduğunu öğrenmek istedim ve bu yolda ilerledim. 

Bu kararı aldıktan sonra Mersin’e gittim. Annemle babama dedim ki; “Anne baba bir şey konuşacağım sizinle. Ben böyle böyle, klasik gitar bölümüne girmek istiyorum. Onun sınavına gireceğim.” Babama da dedim ki “Baba bak, ben bu sınava girmeyi istiyorum. Ama eğer ki sen hayır dersen girmeyeceğim ve bu konuyu bir daha sana açmayacağım.” Babam bana hiç hayır demedi. “Neden hayır diyeyim, gir.” dedi. Annem gidip sormuş sonra “Hasan bak çocuk geldi sana sordu neden girme demedin?” diye. Çünkü istemiyorlardı biliyorum. Sonradan öğreniyorum ki sınavdan geçemeyeceğimi ve giremeyeceğimi düşünmüş. Çünkü babamın doktor arkadaşının kızları var Adana’daki konservatuara girmek için yıllarca dersler alıyorlar falan giremiyorlar. Babamda Adana’ya girmek bu kadar zorsa bu İstanbul’a hiç giremez diye düşünmüş. Ben kazandım, bölüme girdim. Sonra babamı aradım söyledim. Başkası olsa, kazanamadım dese, iyi baktın mı listeye falan diye cevap alır. Babama kazandığımı söylediğimde “Listeye iyi baktın mı?” dedi. O kadar istemiyor yani düşünün. Tabii seneler sonra babamla bu konuyu konuştuğumuzda dedim ki “İyi ki izin vermişsin bak kariyerim için ne kadar önemli bir karar oldu.” “Oğlum vallahi iyi ki böyle olmuş, bunu sen seçtin. Biz böyle düşünmemiştik ama hayırlısı olmuş.” dedi. Bir şekilde yine iktisat ile uğraşıyorum aslında, bırakmış olsam da şimdi kendi şirketim var. Af çıkmış bu arada geri dönüp okuyabiliyorum. 


Akbilim falan vardı mesela hâlâ saklıyorum. Çünkü benim için güzel oluyor, o zamanki Soner’e baktığımda farklı birini görüyorum, saçım falan da var. :) Sanki level atlamışım gibi geliyor bazen.


“İSTEDİĞİM HER ŞEYİ YAPMAK ÜZERE DÜNYAYA GELDİM.”





O zamandan bu zamana baktığınızda, keşkeleriniz neler?

Genel olarak şöyle düşünüyorum. Ben keşke demiyorum. Benim şu an bildiğim ve keşke dememe vesile olan deneyim benim hatamdan dolayı başıma gelmiş. Keşke ben bunu yapmasaydım dediğimde demek ki ben ondan değil ondan öğrendiğim deneyimden vazgeçeceğim. Bu da benim yaşadığımı boş yere anlamsız bir zaman aralığına çıkaracak. İnsan bazı şeyleri kendi istediği gibi gelişsin diye hayalinde bile keşke diyebilir.


 Özünde yaşadığım her güne şükreden bir insanım. Yani şu anda değerini bilmeye çalışıyorum. Çünkü düşünsenize, hayat birçok insan için farklı bir yöne gidebilir. Bu işte yapmak istediğim çalışmaları yapamayabilirdim. Bence o kadar ince bir çizgi ki şans kısmet nasip üçlüsü… Bunlar insanın kendisiyle barışık olduğunda devreye giren durumlar. Ben buyum, böyleyim dediğim günden beri çok şükür ki kendimden hiç şikâyet etmedim. İnsan zaten özellikle kendinde eksi gördüğü şeylerden şikâyet etmek istiyor. Ama ben etmek istemiyorum. Ben buyum, o eksilerim beni ben yapıyor. Kendimde bir eksiklik görüyorsam odur beni ben yapan. İnsanın kendini sevmesi biraz zaman alıyor. Kabul etmesi sevmesi barışması çok zaman alıyor. Ama ben kendimle ilgili uzun zamandır duygularımla hissettiklerimle çok ilgili bir insanım. Onları çok önemsiyorum ve onlardan besleniyorum. Benimle bağdaşmıyor keşke. Bir gün geleceğimden umudumu kesersem ona keşke derim işte. Gerçekten büyük bir eksi durum yaratır benim için. Ama umudumu kaybetmediğim ve kendime inandığım sürece istediğim her şeyi yapabilirim. Çünkü istediğim her şeyi yapmak üzere dünyaya geldim zaten. 


“ANNEM VE ABLAM O KADAR GÜZEL ANNE VE ABLA OLDULAR Kİ, BU YÜZDEN İLİŞKİLERİMDE TAM OLARAK MUVAFFAK OLAMIYORUM.”


Nasıl bir çocuktu Soner Sarıkabadayı? Nasıl bir çocukluk geçirdi?


Bir örnek vermek istiyorum, bu örneği ben hatırlamıyorum. Annemin bana anlattığı bir şey. Annem bana, “Oğlum sen farkındalığı çok yüksek bir çocuktun küçükken.” demişti. Şöyle bir anımız olmuş, bir gün ben evde otururken, 4 yaşında falandım herhalde, balkondan babamın geldiğini görmüşüm. Arabayla park etmiş. Arabayı görünce hemen aşağıya inmişim, çünkü hemen gidip marketten cam şişede asitli bir içecek alacağım. Çok seviyordum o dönem o içeceği, hemen gidip “Babacığım alalım mı?” demişim. Hemen yan tarafımızdaki bakkala gidip almışız, ben taşıyacağım demişim. Babamda bana vermiş peki al sen taşı diye, ben de apartmanın girişinde elimden düşürmüşüm ve her yer cam kırıkları olmuş. O şişe kırılır kırılmaz babama “Baba şişenin sakın bende olduğunu söyleme, sana kızar neden çocuğa verdin diye.” demişim. Babam da oğlum boş ver deyip gidip yeni bir tane daha almış. Sonra babam gidip anneme söylemiş, “Güngör, Soner bana böyle böyle dedi.” diye ve o gün annemlerin dediğine göre “Bu çocuk büyümüş!” diye düşünmüşler. O günden sonra bana büyükmüşüm gibi, eskisi gibi davranmamaya başlamışlar. Kesinlikle farkındalığım çok yüksekmiş. 


Çocukken en saf hâlindesin, her şeyden etkilenebilir bir hâldesin. Ailemin hep yanımda, arkamda olduğunu hatırlıyorum. Sonuçta küçükken aileden gördüğün şeyler seni sen yapan temel taşlar oluyor. Mesela annem ve ablam o kadar güzel anne ve abla oldular ki bana, belki de ben bu yüzden ilişkilerimde tam olarak muvaffak olamıyorum. Çünkü o ilgiyi sen nasıl gördüysen ailenden, aile kurmak isteyeceğin kişide de o özellikleri arıyorsun. Onu bulmadığını düşündüğünde, çok beğendiğin bir insan olduğunda bile görüşmek istemeyebiliyorsun. Ailenin en küçüğü olmamın verdiği etkisini hâlâ her telefonda alıyorum. Sanki ben bu yaşta değilim, hiçbir şey bilmiyorum... Yemeğini yedin mi üstünü giydin mi vesaire gibi. İlk başta sıkılıyordum sonra dedim ki hayatında iki tane melek gibi kadın var, şimdi her şeyi anlatıyorum.


 


İlk sevgilinizi hatırlıyor musunuz?


Hatırlıyorum tabii ki, unutmam. Mersin’de, ilkokuldaydım. Sabah uyanırdım, balkondan bakardım. O da yakınımızdaki apartmanda oturuyordu. Servise binerken izlerdim onu.


Soner Sarıkabadayı gerçek anlamda kaç kere âşık oldu?


Bir kez oldu diyemem, sayısını bilmiyorum. Oldum çünkü. O cümleyi söylediğinde doğal olarak hayatında sondan başa gidiyorsun. Her yaşında kendi kapasitenin üzerinde oluyorsun âşık olunca. Bu aralar kapasitem iyi ama âşık değilim.


İlk şarkı yazma deneyiminizi hatırlıyor musunuz? Bildiğimiz kadarıyla bir kaza geçiriyorsunuz, o dönemde oluyor değil mi?


Sakatlandım evet. Basketbol oynarken. Hayatımda ilk defa sakatlandım ve evden çıkamadım. O dönemde evde iki üç tane şarkı sözü yazdım.


Aileniz ne tepki verdi şarkıları görünce? 


Annemler inanmadılar. Şarkıyı benim yazdığımı düşünmediler. Bizle dalga geçiyor diye düşündüler. İkinci şarkımı yazdığımda acaba bir tane daha yazabilecek miyim endişesi yaşamıştım. Hepimiz Türkçe biliyoruz sonuçta baktığında hepimiz şarkı sözü yazabiliriz. Ama konu dil değil, konu lisan değil. Önemli olan şarkının güzel olması değil, önemli olan tanımadığın bir insanın o sözlerde kendi deneyimini görmesi. Sen bunu doğru anlatmayı başarabildiğinde diyor ki insanlar, “Bu şarkının yazarı benim hissettiklerimi, yaşadıklarımı nereden biliyor?” Ortak zaten, sen öylesini hissettin ben böylesini hissettim.





İlk albümünüz “Kara” 2001 yılında yayınlanmış, sonra 8 yıl ara vermişsiniz ve 2009’da “Buz” yayınlanmış. Neden 8 yıl ara verdiniz?


İlk albümümün yapımcısı Naci Bayşu, Bay Müzik şirketiydi. Kendisi bana çok inandı bütün masraflarımı ödedi, arkamda durdu. Çok teşekkür ederim buradan ona, onun bana olan inancından sonra kendime güvenim arttı. Sonrasında bir konuda anlaşmazlığımız oldu ve sonra fark ettim ki müzik yapmak için farklı yollar da var. Ben şarkılarıma yöneldim. O dönem şarkı yazdıkça kendimi iyi hissettim ve çok tatmin oldum. Güçlü hissettim. O yüzden o 8 yıllık ara bana güç verdi.


“KENDİ ŞİRKETİMİN İLK ŞARKISI ‘BUZ’ OLDU.”


İlk albüm başarısız mı oldu peki, o yüzden mi bu 8 yıl?


Bence gayet net bir şekilde başarısız oldu. Ben de bunu kabul ettim zaten. O zamandan sonra benim şarkılara ağırlık vermem lazım, konsantre olmam lazım diye düşündüm.

Konservatuarda çok çalıştım. Günde 8-10 saat müzik çalışırdım. İşte o dönem şarkılara yöneldim ve güç topladım. Geleceğe olan ümidim çok kuvvetlendi. Doğru zamanı bekledim. 2005-2006 yıllarında BBG Tarık’a şarkı verdim mesela, o dönem en popüler olduğu zamanları yaşıyordu. İnsanların benim şarkımı dinlediklerinde nasıl tepkiler verdiğini keşfettim. Daha sonrasında o şarkı listelerin hep üstünde yer aldı ve bu da beni tanınır hale getirdi. O dönem başka bir şarkıcıya şarkı vermek o kadar hoşuma gitti ki gerçekten şarkı yazarlığının benim mesleğim olduğunu anladım. 

Daha sonra 2008 yılında kendi şirketim PDND’yi açtım. O aralar daha da bilinen ve aranan bir şarkıcı oldum. Benden gelip şarkı isteyenlerden para almayıp bizim yapım şirketinden albümünü çıkartmayı öneriyordum. Doğal olarak insanlar daha yeni ve küçük bir şirket olduğu için biz şarkının ücretini ödeyelim ama başka bir yapım şirketinden çıkartalım dediler. Böyle olunca kendi şarkımı çıkarmak istedim. PDND Müzik’in ilk ürünü, 0001 numaralı şarkısı kendi şarkım ‘Buz’ oldu. O kadar uğurlu geldi, o kadar güzel oldu ki…

Moda yaratmıştık, son dönemlerinde insanlar cd almak istemiyorlar diye düşündüm ve fiziksel albümleri 1 TL’ye satışa sunduk. Onun üzerine ben Murat Boz ile ‘İki Medeni İnsan’ı çıkarttım, ‘Toz’u çıkarttım ama ‘Buz’ hep başta kaldı. O şarkı benim insanlara selam verebildiğim ve geri selam aldığım ilk şarkım. Buz’un öyle güzel bir yeri var ki hayatımda onu değiştiremem. Buz’u 2001 yılında yazmıştım ben bu arada, o başarısız saydığım albümde olacaktı neredeyse.




Sibel Can senin hayatında ne kadar önemli?


Sibel Can hangimiz için önemli değil ki? Ailesi, kendisi, enerjisi… Hep çok güzel davranırlar, çok güzel değerli hissettirirler. Saygılarımı sevgilerimi öpücüklerimi hepsini bir arada yolluyorum buradan kendisine. Sibel Hanım ile Orhan Alkan vesilesiyle bir albüm hazırlığındayken tanıştık. Görüştük şarkımı çaldım çok beğendiler. Orkestrasına davet ettiler beraber konsere gidelim diye. Öyle deneyimler yaşadık ki… Çok güzel zamanlardı. Son Vapur şarkısıyla düet yaptık, sonraki yıllarda çok sevildi. Geçmişimde önemli olan insanlardan bir tanesi. Ve o önemi kendi alan bir insan ben de vermedim; çünkü kendi o kadar değerli hissettiriyor ki… O sebepten bendeki yeri ayrıdır.


Murat Boz ile dostluğunuzu nasıl tanımlarsınız?


Murat ile benim arkadaşlığım dostluğum kimseyle eş değer değil. Birbirimizi hep kardeş gördük. Destek de olduğumuzu düşünüyorum birbirimize. Burada önemli olan şey şuydu, beklentilerini bir aileye göre ayarlamak bir de iş yaptığın insanlara göre ayarlamaktı. O an mesela seninle (Selim Akar) ve Mert ile tanışıyor olmamın Murat Boz ile tanışıyor olmama büyük vesile olduğunu düşünüyorum. Bizim birbirimize destek olmamız, bu desteğin bizi yukarıya doğru taşıması bizi daha çok birbirimize inandırdı. Sen (Selim Akar) o dönemde Murat’ı Gladyatör falan yaptın, şekilden şekle soktun. En önemli ve en gerçek tarafı şu, siz kendi gerçeklerinizi çok güzel bir şekilde ifade etmenin yolunu buldunuz. Ve farkındaysanız ne olursa olsun o dönemi çok güzel hatırlıyoruz. Çünkü endişelerimiz korkularımız sevinçlerimiz ortaktı.


Murat ile yeni bir proje var mı?


Muratla çalışıyoruz şu an, stüdyomuza gelip gidiyoruz. Okumalar yaptı falan, çok güzel çalışmalar yapacağız.


Demet Akalın?


Demet’e Mantık Evliliği şarkısını verdikten sonra çok güzel geri dönüşler aldım. Yani örnek veriyorum, o şarkıyı duyan Sibel Can, Soner’de bize göre de şarkı var mı diye geldi. Murat Boz’a Gümbür Gümbür’ü verdikten sonra Demet’e verdim bu şarkıyı, sonra Sibel Can, Murat Dalkılıç, Berkay geldi sırasıyla. Berkay’la da sizin ofiste tanışmış olabilirim. Şimdi Murat Dalkılıç ile yeni bir şarkı çalışıyoruz.


“TEK DERDİM DOĞRU SANATÇIYA DOĞRU ŞARKIYI ULAŞTIRMAK.”




Birçok sanatçı Soner Sarıkabadayı imzalı şarkılarıyla listelerin başına oturdu, farkınız ne?


Bir kere benim verdiğim şarkıların farkı olmasa insanlar albümlerine koyup değerlendirmek istemezler. Ama onları seslendiren insanların seslerine yakışması ve yorumlamaları da hem benim seçimim hem onların kısmetleri. Ben o şarkıyı doğru insana vermeseydim ve o doğru insan kendine yakıştırmasaydı böyle bir sonuç olmazdı.


Şarkı vereceğiniz insanları seçiyor musun?


Şarkı talebini bana karşı taraf yapıyor zaten, benim yaptığım ona hangi şarkının daha iyi yakışabileceğini ayarlamak. Hangi şarkıyı onlara dinleteceğimi seçmek zorundayım. Benim görevim doğru şarkıyı onlara dinletmek.


Kriterleriniz olduğunu biliyoruz, peki her isteyen şarkılarınızı alabilir mi?


Alamaz tabii ki! Para bunun önemli bir kısmı, ama en önemli kısmı değil. Evet, tamam ekonomi önemli bir şey ama beni başarılı kılan ekonomi değil, yine başarı. Bu konuda ekip olarak başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Ben şöyle bakıyorum, benden şarkı isteyen insanlar zaten benim menajerlerime yıllardır söylüyorlar, zaten tanıyor oluyorum. Tek derdim doğru sanatçıya doğru şarkıyı ulaştırmak. Şarkıyı çok iyi isteyen insanlar gelsin bana zaten.

 

İlk albümde uzun saçlı Soner’i gördük. Uzun saçlı Soner mi yoksa bu imajınız mı?


Ben saçımın döküldüğünü anladığımda çok üzülmüştüm ama sonra onu da kabul ettim. Çünkü ben kendimi buldum, şanslıyım. Kafam yamuk yumuk olabilirdi. Bir şekilde mutlu ve memnunum. Saçımın olmamasından dolayı kendimi iyi hissediyorum.

Bir senedir herkesten sakladığınız konuşmayı çok sevmediğiniz bir şey soracağım şimdi, sporla olan ilişkiniz. Bir sene önceki Soner Sarıkabadayı’ya baktığınızda neler değişti hayatınızda?

Benim hayatımda sporla beraber çok şey değişti. Mesela beslenmem. Neden mutlu hissediyorum? Kendimdeki değişimi gördüm. Şarkı söylerken bile kendimdeki güvenim rahatlığım arttı, sırf spor yapıyorum diye sanırım. Yıllarca yanlış beslenmişim, onlardan kurtuldum. Çünkü ne yiyorsam vücudum o oluyor. Sadece kas yapmak için yaptığım bir şey değil benimki, sağlıklı yaşamak asıl amaç. Ben o vücudun gücüne erişmek istiyorum sadece.




Yeni fiziğinizi fotoğraflandırırsak şaşırtacak derecede mi?


Yeni fiziğimiz kesinlikle daha çok çalışılmış olduğu anlaşılıyor. Sami ile bayadır çalışıyorum ben. 18 ayda neler yedim ben nasıl disipline girdim anlatamam. 

Yeni projeleriniz var mı şu an?


Yeni bir şarkı yayınlayacağız inşallah yakında. Ondan sonra bir şarkı daha gelecek. İnşallah insanların tekrar sevebileceği dinleyicilerin sevebileceği bir şarkı olur. O yüzden sabırsızlıkla bekliyorum dinleteceğim zamanı.