Güncel Haberler:

Tanrı'larin Tahtındaki Türk: Tunç FINDIK

03.02.2017

Röportaj: Mehmet Emin AL



Sadece Türkiye'de değil dünyada da tanınan ünlü dağcı Tunç Fındık, Everest'ten "Dağların Dağı" olarak bilinen K2 Dağı'na, federasyon seçimlerinden, dünyada bugüne kadar 33 kişinin bitirdiği 14X800 projesine kadar sorularımızı yanıtladı.

Fındık, zirvede olmayı "Tanrıların Tahtı"nda olmaya benzetti.  



"DÜŞÜNÜNCE, DAĞDA OLMAK HİSSİYATIMI İLK ATEŞLEYEN, İLKOKUL ZAMANINDA  KIŞIN KAMPA GİTMEKTİ; ORMANDA YÜRÜYÜŞ YAPMAK, AĞAÇ DALLARINDAN BARINAK YAPMAK, ATEŞ YAKMAK,  KAR MAĞARASI YAPIP UYUMAK..."

Tunç Fındık kimdir sorusunun cevabını Vikipedi'den alırız, bununla sizi yormayalım ancak "dağcılık" konusunda ilk başlangıç, ilk  kıvılcıma neden olan olayınız neydi, nasıl başladı?

İlkokuldan beri arazide olmak benim için karşı konulamaz bir tutkuydu, arazide olmadığımda huzursuz ve kötü hissediyordum. Bu şehir, evler, gri ve sıkıcı, okul bana dar geliyordu. Düşününce, dağda olmak hissiyatımı ilk ateşleyen, ilkokul zamanında  kışın kampa gitmekti; ormanda yürüyüş yapmak, ağaç dallarından barınak yapmak, ateş yakmak,  kar mağarası yapıp uyumak, mesela...

Küçükken izcilikle başladığım kamp tutkusu bir süre sonra daha zor fiziki aktiviteler yapma isteğimi kamçıladı, üniversiteye başlayınca ise esas macerayı, bilinmeyenin keyfini  dağcılık ve tırmanışta buldum. Dağcılıkta ilk çıktığım dağ, 27 sene önce  İç Anadolu'da bir volkan olan Hasandağı idi, kışın basit bir trekle çıktığımız bu dağda, zorluk değil dağ ekibimiz ve aradaki dostluk çok çekiciydi. İyi arkadaşlarla yapılan bir kış çıkışı idi ve benim için güzel bir  başlangıç anısıdır. Bir de iple bir uçurumdan indiğim ilk günü anımsıyorum, çok güzeldi ve o zaman  dedim ki‚ bu iş tam bana göre...


Profesyonel dağcı olarak sponsor bulma konusunda nedir durumunuz, kimler sizi destekliyor? Mesela Türkiye'de sponsor olmaları gerektiğini düşündüğünüz kurumlar veya sermaye çevreleri yeterince destek oluyor mu? Bu konuda  duyarlılığın olmayışı bir bilinç sorunu mudur yoksa dağcılık sporunun yeterince tanınmamasından mıdır? Nedenlerine değinir misiniz?

Hayatını tırmanış  ve dağ üzerine kurmuş bir sporcu olarak sponsorluk benim için büyük  önem taşıyor. Halihazırda finansal, malzeme ve hizmet sponsorlarım var. Mesela, önümüzdeki  iki yılda dört adet 8000 metrelik tırmanışımı İstanbul'un yeni havalimanını yapan İGA destekliyor. Malzeme konusunda The North Face (giyim, çadır, tekstil vb), Grivel (buz tırmanış donanımı) ve BEAL (ip vb teknik donanım) atlet takımlarındayım.  Bunlar haricinde iletişimde Teknomobil Thuraya sağolsun uydu iletişimi için destek oluyor. Sağlık sponsorum Metabolik Cerrahi'dir. Canon, Bosch, Solgar ve Suunto ile Atlas Kamp ve Ender Spor ile İşdestek destekçilerimdendir. Kısacası, amaca yönelik çalışmak için yeterince sponsorum var diyebilirim ve tüm bu saydığım şirketlere büyük teşekkür ediyorum... Onlar yanımda ve ardımda olduğu için çok daha rahat yol alabiliyorum. Türkiye'de spor sponsorluğu konusunda alınacak çok yol var, çünkü sporun sadece futboldan ibaret olmadığı gerçeği, henüz ülkemizde gerek sporseverler, gerekse spora destek olanlar açısından çok iyi bilinmiyor. Dağcılık sporu tabii ki yeterince tanınmıyor. Ülkemizin coğrafi açıdan bir dağ ve tırmanış ülkesi (tüm doğa sporları için uygun diyelim) olmasına karşın, rahatı fazlasıyla seven toplumumuzca doğada spor yapmak kavramının benimsenmemiş olması da dağcılığın tanınmamasında ciddi bir etkendir. Bu sporu sevdirmek ve tanıtmak, yaymak gerekiyor.  



"İLK ÇIKIŞ/YENİ ROTA, YANİ MACERA TIRMANIŞI, BİLİNMEYENİ KEŞFETMENİN EN GÜZEL  TANIMIDIR BİR DAĞCI İÇİN. YENİ ROTALAR AÇMAYI, DOKUNULMAMIŞ BİR KAYAYA DEĞMEYİ,  BİR DAĞIN ÇIKILMAMIŞ  SARP BİR DUVARINI TIRMANMAYI, BİR DONMUŞ ŞELALEYE İLK KEZ TIRMANMAYI DÜNYAMDAKİ EN BÜYÜK KEYİF VE DAĞCILIĞIN ESAS TADI OLARAK GÖRÜYORUM."



Türkiye dağlarında ve tırmanış alanlarında açtığınız yeni rotalardan bahseder misiniz? Dağcılar için ne ifade eder farklı rotadan çıkış? Ve sizce Anadolu'nun en etkileyici dağ alanı neresidir?

Ne mutlu ki cennet Türkiye'nin her yerinde tırmanmaya  ve buzda, kayada ilk çıkışlar yapmaya devam ediyorum. Toroslar ve Kaçkar  gibi birçok dağ  bölgemizde çok ip boylu kaya rotaları, ilk kış çıkışları ve özellikle doğuda Erzurum Uzundere'de farklı uzunluk ve zorluklarda donmuş şelale tırmanış rotaları olmak üzere, 400'den çok yeni rota ve ilk çıkış yaptım. Kısa geleneksel tırmanışlarda da birçok bölgede yeni rotalar açtım. İlk çıkış/yeni rota, yani macera tırmanışı, bilinmeyeni keşfetmenin en güzel tanımıdır bir dağcı için. Yeni rotalar açmayı, dokunulmamış bir kayaya değmeyi,  bir dağın çıkılmamış sarp bir duvarını tırmanmayı, bir donmuş şelaleye ilk kez tırmanmayı dünyamdaki en büyük keyif ve dağcılığın esas tadı olarak görüyorum. Kişisel keşif duygumu tamamen doyuran bir histir bu... Ve ülkemizde bu tür maceralardan çok var çünkü bizim ülkemiz çok bakir bu konuda.

Türkiye'nin dört  mevsim tırmanış açısından en sevdiğim yeri, zaten fahri hemşehrisi ve sevdalısı olduğum Erzurum'un Uzundere ilçesidir. Bu bölgede dünya çapında zengin donmuş şelaleler oluşur kış mevsiminde. Yine bana çok etkileyici gelen yerlerden birisi de Hakkari'nin Cilo Dağlarıdır.. Ülkemizde Rize-Kaçkar, Niğde-Aladağlar, Antalya-Beydağları ve Doğu Anadolu'nun tüm dağlık arazisi gibi güzel coğrafyalar olduğu için çok ama çok  şanslıyız.



"EVEREST, BENİM İÇİN TAM MANASIYLA  KUTSAL MEKAN OLAN HİMALAYA'DA SIRA DIŞI BİR HAC YOLCULUĞU GİBİ OLMUŞTU ADETA."



Tunç Bey, sizin dünyanın en yüksek zirvesi olan Everest Dağı'na farklı rotalardan iki kez çıkan ve bunu yapan ilk Türk dağcı olduğunuzu biliyoruz. Bu sizin için ne anlama geliyor Everest'e yine gitmeyi düşünüyor musunuz?

2001'de Nepal tarafındaki Güneydoğu  yüzü ve sırtından, 2007'de ise Tibet (Çin) tarafındaki kuzey omzundan olmak üzere, iki sefer Everest'e çıkınca bunu yapan ilk Türk insanı oldum. Yeryüzündeki en yüksek dağ olan Everest, çok özel ve önemli bir dağdır benim açımdan. Tibet'teki yerel adı ile Çomolungma, Nepal'deki adı ile Sagarmatha olarak tanınan Everest, benim için tam manasıyla kutsal mekan olan Himalaya'da sıra dışı bir hac yolculuğu gibi olmuştu adeta. Teknik açıdan Everest'e iki sefer değişik rotadan çıkış, iki tamamen farklı dağa çıkış gibidir. Çünkü iki değişik  rota, birbirine benzemiyor hiç. Evet, önümüzdeki yıllar içinde bir sefer daha Everest'e çıkmak istiyorum ve planlarımda var. Ancak öncelik diğer 8000 metrelik zirvelere çıkışa öncelik veriyorum şimdilik. Everest nasılsa beni bekler...


Size göre 8000 metrelik dağda ne gibi zorluklar olur, hayat orada nasıldır?

8000'lik dağlar her açıdan tehlikeli ve zordur. En büyük zorluk aşırı yükseklikte yaşamak zorunluluğudur. 8000 metre ve üzerine beden olarak uyum sağlamak mümkün olmaz, "ölüm bölgesi" olarak tanımlanan bu irtifada sadece geçici ve kısa sürelerde kalmak mümkün olur. Atmosfer basıncının ve havadaki oksijenin deniz seviyesine göre üçte bire düştüğü bu irtifada yaşam normal devam edemez çünkü insan vücudu, organları, kasları ve beyni sadece oksijen ile çalışır. Kısaca, insan bedeni normal atmosfer basınçlı, oksijenli ortam için yaratılmıştır, oksijensiz, az atmosfer basınçlı ortamlarda vücut ve beyin fonksiyonları hızla bozulur ve ölümcül yükseklik hastalıkları ortaya çıkar. Yükseklik kesinlikle öldürücüdür. Fiziki boyutları, bildiğimiz normal dağları kat kat aşan 8000'lik dağlardan çoğunun içerdiği buz ve kayada dik zemin ve teknik tırmanış zorluklarına, kolaylıkla eksi 40 derece altına düşen hava ısısı, 8000 metrede 100 kilometreyi çok aşan kuvvetli rüzgar gibi ekstrem şartlar eklenince tablo giderek ağırlaşır.

8000'lik tırmanış, süre olarak  üç aya uzayabilir, bazen bir yılın neredeyse üçte biri dünyanın uzak bir ülkesinde geçmek zorunda kalır dağcı... Dünyanın en uzak köşesindeki 8000'liklerde, lojistik durumu sıkıntılıdır ve devamlı ağır yük taşımak, her şeyi hesaplı kullanmak gereklidir. Yüksek dağcılık her gün fiziki ve psikolojik zorluklarla mücadele demektir; korku, endişe, sıkıntı, bilinmezlik, ağır fiziki ve zihni yorgunluk, hep açlık ve susuzluk, uykusuzluk, çok soğuk ve çok sıcak, daimi olarak kirli olmak demektir. Zamanı gelir, haftalarca tırmanış için uygun gün, kötü koşullarda, bazen de boş yere beklenir. Ancak öncelikle kendi zihniyle mücadele eden dağcı, o zorlu zirveye ulaştığında 8000 metreden dünyayı seyretmeyi hak eder. Bu tür dağcılık insana gerçek risk yönetimini, hedefe tam odaklanmayı öğretir çünkü sonuçta sizin kendi hayatınız söz konusudur.


Çığlar, irtifa hastalıkları, fırtına, soğuk, zorlu teknik kaya ve buz tırmanış etapları gibi çok sayıda ölümcül risklerin sonunda yüksek bir zirveye varıp oradan arkanızdaki boşluğa baktığınız "an"lar nasıl bir duygu, bizimle paylaşır mısınız?

Diyebilirim ki, maddi dünyada yapılacak hiçbir şeyin sizi ulaştıramayacağı bir ruh hali içinde olursunuz. Bu yapılan iş, aylarca süren çabanın ve büyük risklerin sonucunda, şansın da yardımıyla 8000 metrede bir dağın zirvesine yani Tanrıların Tahtına çıkış, sadece fiziki değil, manen de bulutların üzerinde olmaktır. Gündelik hayat uzak (zaten fiziki olarak milenyum kadar uzaktır) ve manasız gelir, gündelik dünyadaki birçok ıvır zıvırın ne kadar boş ve değersiz, gereksiz olduğunu net olarak görürsünüz... An gelir, ki çoğunlukla da böyledir, eksi otuz derecede nefes nefese beş dakika kalıp sadece bir iki kare foto aldığınız o donmuş kubbede tek düşündüğünüz nasıl kendinizi öldürmeden aşağı ineceğinizdir... Çünkü o sırada fiziki olarak on maraton koşmuş, hafta boyu hiç  uyumamış ve hiçbir şey yememişsinizdir ve irtifanın düşük oksijensizliği ile kafanız da iyi işlemez. İşte yüksek dağcılık böyle bir şeydir... Çok yorgun, çok bitkin ama dünyadaki en mutlu ve tatmin olmuş varlık sizsinizdir.


Gerek hava-dağ koşulları, gerekse sizin performansınız açısından sizin için en zorlu tırmanış ve dağlar  hangisiydi, neler oldu?  

Türkiye'de de birçok zor teknik ve zor, çok uğraştırıcı çıkış yaptım. Mesela uzunluğu 800 metreyi bulan kaya duvarları, yüzlerce metrelik dimdik donmuş şelaleler vb... Ama en çok zorluk ve bilinmeyen içerenler hep yüksek dağlardı - sadece tırmanışı değil, yolculuğu, organizasyonu, finansı, yaklaşımı, beklemesi ile de...  Benim açımdan hiçbir 8000'lik dağ kolay olmadı çünkü bunların kolayı asla yoktur - soğuk, açlık, endişe, üzüntü, keder ve büyük trajediler bunun parçasıdır. Ancak en zorlar, 8611m'lik K2 teknik zorluğu ve genel riski ile, 8167m'lik Dhaulagiri sadece iki kişi kötü hava ve koşullarda çıktığımız için, 8013m'lik Shishapangma küçük ekip 15 günde hızlı çıktığımız için, 8463m'lik Makalu çok beklediğimiz ve eksi 50 derece soğukta çıktığımız için çok zordu. Yine mesela, 8091m'lik Annapurna geneli zor bir dağ olmamasına karşın çoklukla ölümcül çığ riski içerdiği için tehlikelidir; 8125m'lik Nanga Parbat ise bulunduğu bölge açısından terör riski içerir. Yaptığım her çıkışta  (bazen ülkemizde de maalesef) çok tehlikeli  durumlar ve çok kötü koşullarda uğraştırıcı zorluklar ile, çok insanın öldüğünü, sakatlandığını gördüm, çünkü tehlike ve zorluk  bu işin ayrılmaz bir parçasıdır.


14 adet 8000'lik tırmanış projeniz var, yani 14X8000 deniliyor. En son toplamda 11 adet 8000 metrelik zirveye çıktınız  hatırladığımız kadarıyla. Gerçi süresi yok ancak bize yine de şu an kaçıncı dağ hazırlığındasınız, sırada hangi dağ var, anlatır mısınız?

14x8000 artık bizim milli projemiz haline geldi, içinde olduğumuz bu zor zamanlarda ülkemizin bayrağını dünyanın en zor doruklarında dalgalandırmam herkese ve en çok da bana gurur veriyor. Çünkü hakettiğimiz yer zirvedir. Projem devam ediyor elbette, zaman alan bir proje çünkü 8000 metrelik dağlara (ve kalan 4 dağa) çok sınırlı zamanlarda gitmek mümkün. Mesela Pakistan'da ideal dağ zamanı sadece yazın iki ayıdır... Dünyada bu projeyi bitiren 14 milletten 33 kişi var ve en yakın olan tek Türk de benim. Bakınca, her çıkılan 8000'lik zirve olimpiyatta 10 altın madalya kazanmakla eşdeğerdir ve hatta daha çoktur; büyük zorlukları, sınırsız tehlikeleri, harcanan emek ve çabaları düşünürseniz eğer. Güncel olarak toplamda 11 adet (2 sefer farklı rotadan Everest ile) 8000'lik dağa çıktım, yani toplam 14 adet 8000'lik dağ listesinden 10 tanesine çıkmış haldeyim. Kalan 4 adet 8000'lik dağı uygun koşullar yakalayabilirsem iki yılda bitirmek gibi bir planım var. 2017 ilkbahar ve yazı için Pakistan'ın Karakoram dağlarında, İGA'nın  değerli sponsorluğu ile iki farklı 8000 metrelik zirveye tırmanışa hazırlanıyorum.



"ZİRVEYE ÇIKAN HER ÜÇ KİŞİDEN BİRİNİN ÖLDÜĞÜ İSTATİSTİĞİNİ SAĞLAYAN BU DAĞA, BUGÜNE DEK 350 KİŞİ ÇIKMIŞ, 90 KADAR KİŞİ CAN VERMİŞTİR."



Dağcılar arasında Dağların Dağı denilen ve sizin 2012 yılında tırmanışı başardığınız K2 Dağı'na gelelim... Bu dağa giden dağcılardan bir kısmı sağ dönemiyor. Özellikle bu dağa ilişkin (fiziksel-psikolojik) neler söylemek istersiniz, K2'nin sizdeki izdüşümü nedir?

Pakistan-Çin sınırındaki 8611 metrelik K2, dünyadaki en yüksek 2. zirvedir ve Everest'ten sadece 235m alçaktır. Ancak kötü havası, teknik zorluğu ve tırmanışa izin vermeyen çığ riski ile en zor dağ tırmanışı olarak tanımlanır ve "Dağların Dağı" olarak bilinir. 2012'de zirvesine çıktığım bu dağ, benim 14x8000 projemde en önemli 8000'lik zirve oldu. K2 medeniyete uzaklığı ve içerdiği teknik zorluklar ile korkunç hava ve zemin durumu nedeniye nadiren çıkılan zorlu bir zirvedir, ölüm riski oldukça yüksektir. Zirveye çıkan her üç kişiden birinin öldüğü istatistiğini sağlayan bu dağa bugüne dek 350 kişi çıkmış, 90 kadar kişi can vermiştir. Benim açımdan K2 muhteşem bir dağda, inanılmaz bir ekip ve inanılmaz bir şans ile gerçekleşen sıra dışı bir çıkış olarak  hatıramda  kalacaktır. Bu dağa çıkabildiğim için çok şanslı olduğumu  düşünüyorum. Sanırım K2'nin tanrıçası bizi sevdi.


Dağcılık, kaya tırmanışı tutkusu olan veya ilgi duyan gençlere  neler söylemek istersiniz?

Türkiye dağ ülkesi olmasına karşın dağcılık yapmanın kolay olmadığı bir ülkedir. Buna karşın, ancak sevilip tutkuyla yapılacak bir spor olan dağcılık ve tırmanışı asla bırakmamalarını söylerim gençlere. Maddi sorunlar ve hayat sıkıntıları her zaman ve her yerdedir, bunlar hevesle  aşılıp dağlarla kucaklaşmak sadece kişinin ne kadar mücadele ettiğine ve bunu ne kadar sevdiğine bağlıdır... Dağcılık sadece sponsorlar veya para ile değil, gönül vererek, emek harcayarak yapılır. Dağı, doğayı seven insanı ve hayvanı da sever, dünyayı anlar ve hayatı iyi görür. Bunlar da gençler veya yetişkinler için bence önemli derslerdir... Ve dağcılık ile tırmanış, sadece zorluk dereceleri ve yüksekliklerden ibaret bir spor değildir. Yarışması ve madalyası olmayan dağcılık ve tırmanış, bir hayattır ve bu hayat dağcı-tırmanıcı yaşamı ile, içine girince anlaşılır. Doğayı, dağları ve sporu  seven bir gençlik, ülkesini ve kendi değerlerini de sevecektir.


Haziran 2013'te Pakistan'daki dünyanın en yüksek 10. dağı Nanga Parbat'taki terör saldırısında, dördü sizin ekipten olmak üzere çoğu dağcı, toplam on bir insan taliban  teröristlerinin baskınında kurşuna dizilerek öldürüldü. Siz de oradaydınız ve bu olaydan sağ kurtuldunuz. Onların anısına  yaptığınız bir "K2  Dağların Dağı" belgeseli  var. Bu konuda sizden birkaç cümle alabilir miyiz?

Nanga Parbat’ta terör baskını benim açımdan son derece üzücü bir anıdır. Gerçekten çok şanslıydım ve bu terör olayından, 2. kampta, dağın üst kısmında tırmanıyor olduğumdan dolayı  sağ kurtulabildim... Ne  var ki, beraber K2 dahil çok dağa çıktığımız iki değerli Çinli dostumuz öldü bu korkunç olayda. O yılın devamında, İranlı dostum Azim Gheycisaz ve Fransız dostum Fabrice İmparato'nun K2 dağı kamera çekimlerini, "K2 Dağların Dağı" adında 33 dakikalık bir belgesel yapıp Youtube'a koyduk. Bu da en çok izlenen Türk yapımı belgesel olarak tarihe geçti, bugün itibariyle 800.000 kişi izlemiş.  İşte bu belgesel Nanga Parbat baskınında can veren masum insanlara adanmıştır.  Ruhları huzur bulsun..Yaşadığımız yüzyılın bu kısmını maalesef karaya boyayan tüm terör olaylarını da bu vesileyle şiddetle kınıyorum!   


Bu güne kadar basılan dokuz adet farklı kitabınız var, bunları  bize anlatır mısınız?  Bu kitapları nereden elde edebiliriz, yeni projeleriniz var mı bu konuda?

Evet, benim bir tarafım da yazarlıktadır. Rehber dağ kitapları, teknik kitaplar ve anı kitapları olarak  toplam 9'u bulan eserim var, ancak bir kısmının baskısı tükenmiş durumda. Doğu Karadeniz-Kaçkar Dağları'na yönelik “Kaçkar-Verçenik Tırmanış Rehberi”, Aladağlar konusundaki “Aladağlar- Dağcılık ve Tırmanış Rehberi”, “Tanrıların Tahtına Yolculuk- Everest Tırmanışımın Hikayesi”, “Kış Dağcılığı- Teknikler ve Taktikler”, “İrtifa 8000-Yüksek Macera”, “K2-Dağların Dağı” ve “Altitude 8000” adlı kitapların yazarıyım. Ayrıca, daha eskiden en önemlisi “Dağcılık- Zirvelerin Özgürlüğü” olmak üzere, toplamı 2500 sayfayı bulan beş adet kitabın İngilizceden Türkçeye çevirisini yapmıştım. Yeni kitap projelerim elbette var, Türkiye'nin dağlarına yönelik genel  bir rehber kitap ve geleneksel dağcılık tarihi ve teknikleriyle ilgili bir diğer kitap üzerinde çalışıyorum. Ancak kitap yapıp basmak ve dağıtmak o kadar zor ve dertli  ki, en sonunda  Tunç Fındık Yayınlarını kurmam gerekti. Kitapların baskısı olanlarını doğrudan bizden sipariş etmek mümkün [email protected]adresine yazabilirler. Alter Yayınları'nın bastığı Kaçkar ve Everest Güncesi ise birçok kitapçıda bulunabiliyor.


2016 kasımında Türkiye Dağcılık Federasyonunda başkanlık seçimi oldu ve yönetim değişti, bu konuda neler söylemek istersiniz? Sizin federasyonda aktif bir rolünüz olacak mı?

Hakim olduğu geçmiş 17 yılda maalesef  Türkiye dağcılığını 40 yıl geriye, gerçek bir karanlık çağa  götüren ve camiamızda herkesi birbirine düşman eden başarısız bir federasyon yönetimi seçimle  sona erdi. TDF başkanlığı nihayet değişti; yeni federasyon başkanımız olan sevgili kardeşimiz Ersan Başar'ın Türk dağcılığını hakettiği yere getireceğini ve herkese eşit yaklaşacağına, bu sporu yücelteceğine eminim. Türkiye'de dağcılığın üst kurumu olan ve görevi dağımızı, dağcılarımızı koruyup kollamak olan TDF, Türkiye'de dağcılığa gönül veren herkesindir ve Türk dağcılığının  amiral gemisidir. Bu konuda ben de nacizane elimden geldiğince üstüme düşen görevleri yerine getireceğim. Yapılacak çok işler var. Bence dağcılığımızı güzel bir gelecek bekliyor ve bir dağ-tırmanış coğrafyası olan güzel ülkemizde bu sporu geliştirmek için herkesin el ele vermesi gerekiyor.


Son olarak, sizi  ve yaptığınız çıkışları, sunumları hangi mecralardan  güncel olarak izleyebiliyoruz?

Kendi web sitem olan www.tuncfindik.com ve facebooktaki sayfamdan  izlemeniz mümkün.



Tunç Fındık, TED Ankara Koleji ve Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Zirve Dağcılık Kulübü ve elit GHM (Groupe de Haute Montagne Derneği) üyesidir. Dağcılık konusunda, en önemlisi "Dağcılık-Zirvelerin Özgürlüğü" olmak üzere, toplamı 2500 sayfayı bulan beş kitabın Türkçeye çevirisini yapmanın yanı sıra, kendine ait dokuz adet özgün kitabı bulunmaktadır. Tunç Fındık 2014 yılı sonu itibariyle, 10'dan çok 7000 metrelik dağa ve 11 adet 8000 metrelik dağa tırmanarak Türkiye'yi dünya dağlarında temsil etmiştir. Toplamda tırmandığı 700'den çok zirvenin, 350'den ilk çıkış, ilk kış çıkışı ve İlk Türk çıkışının yanı sıra, 2001 ve 2007'de Everest'e, farklı rotalardan iki kez çıktı ve bunu yapan ilk Türk oldu. "Milli dağcı" olan Tunç Fındık, geleneksel tırmanış ve donmuş şelale tırmanışında Türkiye ve dünyanın farklı yörelerinde tırmanışlar yapıp yeni rotalar açmıştır.


Lisanslı bir dağcı olarak, Türkiye Dağcılık Federasyonu'nun 1996 tarihine kadar olan faaliyetlerinde (Karaca federasyonuna dek) yüksek irtifa takımı üyeliği, dağcılık eğitmenlik ve yurt dışı yazışmalarda teknik danışmanlık ve uluslararası faaliyetlerde çevirmenlik görevleri yapmıştır.

14x8000 projesi (dünyada 8000 metre sınırını aşan, tümü Pakistan, Çin ve Nepal'de bulunan 14 zirvenin tümüne tırmanmayı içeren ve yeryüzünde sadece 15 farklı ulustan 33 kişinin bitirebildiği zor, tehlikeli proje) dahilinde iki kere ve farklı rotadan Everest'e (8850 m), Lhotse (8516 m), Cho Oyu (8205 m), Dhaulagiri (8167 m), Makalu (8463 m), Kanchenjunga (8586 m), K2 (8611 m), Manaslu (8163 m), Shishapangma (8013 m) ve Gasherbrum 2 (8035m) zirvelerine tırmandı. Böylece Türkiye'de en çok 8000 metrelik tırmanışı olan dağcı konumuna gelirken, "Yeryüzündeki en yüksek 9 dağın tümüne çıkan" 40 dünya dağcısı arasına girmiştir.