Güncel Haberler:

Tasarımların Kraliçesi

22.09.2016

Röportaj: Erkan SEVİNÇ

 

Dream Design'ın patroniçesi Eser Elgür işe mücevher tasarımcılığı ile başlamış ama artık o herşeyin tasarımını yapıyor

15 Ağustos’ta Aliağa’da yapılacak ve 47 ülkenin katılacağı Miss Exclusive of the World’un baş tasarımcısı olan Eser Elgür daha sonra Erbil’de bir sergi açacak

Eser Elgür İzmir doğumlu. Özel Türk Koleji sonrası Yakın Doğu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirmiş ama ayrıldığı eşi onu mücevher sanatçısı yapmış. "Eş durumundan iş" dediğimde "Mücevheri hep takmayı değil tasarlamayı hayal ederdim. Ülkemizde her yönüyle takı tasarım kuyumculuk eğitimi veren kurum bulunmamakta. Kuyumcu ya da tasarımcılar usta kalfa şeklinde öğreniyorlar bu işi. Mücevher tasarımcısının işi tam anlamıyla kavrayabilmesi için en az 6 sene çalışması lazım. Aslında sadekar denen ustalar işin inceliğini de öğretmek istemiyorlar. Eski eşim bu işin ustasıydı o yetiştirdi beni." şeklinde yanıtlıyor.


Mücevher kullanımı insanlık tarihi kadar eski. Mücevher sevgiyi, minnettarlığı, saygınlığı, sonsuzluğu ve eşsizliği sembolize edebilmekte. İlk çağlarda deniz kabukları ve ağaç parçaları ile başlayan takı serüveni yıllar geçtikçe aşama kaydetmiş durumda. Temel gereksinimleri karşılanan insan güzelliğe önem vermeye başlıyor. Oluşumları milyonlarca yıl süren ve muhteşem renkleri biçimleriyle estetik ihtiyaçların doyurulmasına hizmet eden değerli taşlar ile bu taşların insana özgü zevk estetik ve işçilikle yeniden hayat bulmasına hizmet eden mücevherler özellikle kadınların vazgeçilmezi oluyor. Pablo Neruda mücevher şiirinde “İlginç bir serüvenim var.. Güzel bir kadınla. Mücevher derdik ona. İnce bir kiraza benziyordu. Sanki bir yürek tasarımı. Küçük bir kristal kutu. Beni gördüğünde doğal olarak.. Hayran oldu burnuma. Uzun tatlı öpücükler kondurdu” yazar. 


“Dream Design”ın patroniçesi Eser Elgür işe mücevher tasarımcılığı ile başlamış ama artık o herşeyin tasarımını yapıyor adeta. Kendine özgü resimler tasarlıyor, kıyafetler tasarlıyor. Hani bıraksanız sizin hayatınızı da tasarlayacak. Ona “tasarımlar kraliçesi” dediğimde yüzü al al oluyor ve “Üretmeyi seviyorum” diyebiliyor. Eser Elgür’ün yaşamı dolu dolu geçiyor. Sürekli action durumu. Bu ayın 15 inde Aliağa’da yapılacak Miss Exclusive of the World Güzellik Yarışması’nda güzellerin giyeceği bikinilerden abiye kıyafetlere kadar giysilerle uğraşıyor şu sıralar..


“Güzellik yarışmalannda 5 senedir mayo bikini çıkış kıyafetlerini tasarlıyorum. Miss Exclusive of the World’un baş tasarımcısı oldum. Devletin bu yarışma için gösterdiği yer Aliağa oldu. Yarışma Kültür Bakanlığı’mızın ön gördüğü yerlerde yapılıyor. Kızlar 25 temmuzda gelecekler. Ve bütün İzmir’i gezecekler. 47 ülke var. Hem çalışacağız hem de çok eğleneceğiz. Sonra 23 Eylül'de Erbil’de bir sergim olacak. Önce Irak’taki durum nedeniyle çok çekindim korktum. Kabul edip etmemekte kararsız kaldım. Ancak Irak devleti güvenlik yönünden bir sorun olmayacağı garantisi verdi. Resim ve mücevher sergisi.. Bu kez resim ile minyatürü bağdaştırdım. Ayetler, varaklar var, onların kültürlerine uygun eserler yaptım. Orientalist bir sergi.. 50 parçadan oluşan bir koleksiyon. Erbil’de Divan Otel’de bir resepsiyon olacak sonra oradaki bir AVM'de bir ay sergilenecek.”


Onun bir de Cosmos sergisi olmuştu. Paris’te ödüller aldığı o sergi. 40 parçalık mücevher ve resimlerden oluşan sergi Paris’in en önemli galerilerinden Centre Anatolia Galerie La Fayet’te gerçekleşmişti. Mücevherleri Fransa’nın önde gelen modelleri sunmuşlardı. O sergiden umduğunu bulamamış Elgür. Özellikle İzmir’lilerin ilgisizliğinden söz ediyor "Sanat okulları geldi, Üst düzey yöneticiler geldi, Lionslar geldi, konsolos geldi, ticari ateşe geldi. Paris’te bu kadar sahip çıkılan sergide Türkiye’den sadece 35 sanatsever vardı. Onların da çoğu İstanbul’luydu.” İzmir zaten sanatçısına sahip çıkmamakla ünlü” dediğimde bir dokundum bin ah dinledim.

“İzmir için bir ilk olan Art of Smyrna’da İzmir’i kültür sanatla tanıştırdık ancak amacıma ulaşamadım. Resim, mücevher, obje, minyatür, efe bebekler, halı, cam, fotoğraf, kostüm, tuval, vitray, ebru, seramik, heykel ve şiirin aralarında bulunduğu 14 sanat alanının sergisini gerçekleştirdik. Eserleri sergilenen 26 büyük sanatçıya daha çok ilgi, daha çok iş imkanı olmalıydı. Kendi sanatçısına İzmir fazla sahip çıkmıyor. Seramikçiden ressamlara kadar bir çok sanatçımız var.. İş adamları çok fazla sanata değer vermiyor. Önce özüne sahip çıkmak lazım yurt dışından sanatçı getirmekle olmaz. Kendi sanatçını finanse edeceksin, yurtdışına pazarlayacaksın. Mesela Paris’te öyledir. Kendi sanatçısına ödenek sağlar, yer sağlar, olanak sağlar. Sadece iş adamları değil, yerel yönetimler, devlet sahip çıkar. Atölyesinden içkisine kadar boyalarına kadar verirler. Sanatçılar da para sıkıntısı olmadan üretirler. Biz desteği bırakın köstek görüyoruz”


Eser Elgür 4 kitap yazmış bugüne kadar. ”Nasıl mücevher alırım?”, ”Mücevher”, ”Mücevhercinin Sırları” ve “Mücevher Kutusu”.. Var mı yeni bir kitap?

“6 senedir elimde dönen bitiremediğim bir kitap var. Teknik ve mücevher üzerine bir kitap değil. Tarihi bir roman. Bunun senaryolaştırılmasını ve filme çekilmesini çok istiyorum. Çok yönlü enteresan bir aşk hikayesi. İnşallah bu kış bitireceğim. Mehmet Saraç’la birlikte kurgulamıştık. O İstanbul’da ben burada olmadı. Saraç’ın kalemi çok kuvvetli, beraber bitirmek nasip olur belki. Doğu ve batı sentezinin bir arada yer aldığı bir aşk hikayesi. Aynı hikaye hem doğuda geçiyor hem batıda. Farklı değerler gelenek görenekler devreye giriyor. Doğuda ne geliyor bu aşkın sonunda, batıda ne geliyor bu aşkın sonunda.”


Eser Ergül, mücevher ve resim çalışmalarının yorgunluğunu atmak için soluğu Küçük Kulüp’te alıyor. Tenis kıyafetlerini, ayakkabılarını giyen Elgür, koşar adım korta koşuyor ve elinde raketi, rakibinden gelen toplara vuruyor, rakibini yenmek için olağanüstü bir çaba harcıyor. Sadece tenis değil sporun her türlüsüne meraklı. At biniyor, bisikletle turluyor, bol bol yüzüyor. 2 erkek bir kız çocuk annesi Eser Elgür.. Ona bakan 3 çocuk annesi demez. Biraz düzenli spor yapmasından biraz yediklerine dikkat etmesinden biraz da genlerden böyle olmalı. Babası 78 yaşında babaannesi 108 yaşında. Artık Alaçatı’da yaşıyor çocukları ile. 500m2 bir evde. Bu evi yakında workshop atölyesine döndüreceğe benziyor. "İstanbul Bebek, İzmir Kordon’dan sonra neden Alaçatı?" diyorum "Hayalimdeki köy" diye cevap veriyor ve devam ediyor: 

“Alaçatı ruhumdu hep orada yaşamak istiyordum. Hele kışı o kadar güzel ki.. Köy hayatını seviyorum. Minimalist hayatı seviyorum. Bence en medeni köy Alaçatı. Aslında Şirinceliyim akrabalarımın orada çiftlikleri var. Bizim ailede çiftliğe yerleşmek geleneği de var galiba. Atları seviyorum Çiftlikte at yetiştirmek istiyorum. Alaçatı’daki yeni evimi çok seviyorum. Lüks nedir insanlar bilmiyor. Lüks Kordon’da oturmak değildir. Aydınlık havaya uyanabilmek. Trafiksiz yaşam tarzı, mutlu insanlarla sohbet etmek hayattaki en büyük lükstür. Köy hayatında agresiflik yok. Denize yakınlığın var, sebzeye, meyveye, pazara rahat ulaşıyorsun. Lüksü insanlar boğazda yemek zannediyor. Aslında kendi bahçende sebze yetiştirebiliyorsan en zengin sensin. Pazar günü sinir stres olmadan ailenle birlikte gezmeye gidebiliyorsan en zengin sensin. Özellikle sanatçılara bu tip yaşantı daha çok yakışıyor. Birşeyler üretmek için zaman kalıyor. Amerika ve Avrupa’da sanatçıların böyle kırsal kesimde evleri vardır. Hem evdir hem atölyedir oralar. Sanatçının ne zaman ne üreteceği belli değil ki. Gecenin bir vakti kalkıp içinden çizmek gelebilir.” “Ama sanatçı gözlem de yapmalı değil mi?” diyorum, yanıtlıyor. "Tabii ben de izole yaşamıyorum ki. Beslenmek için arkadaşlarımla çıkıyorum. Sonra aldıklarınızı biriktirip evde üretiyorsunuz. İnsansız olmaz. Şimdi akademi de kurdum. İnsanların birşeyleri üretip prazente ettikleri bir yer. Galeri değil bir workshop mekanı. İsteyene mücevheri öğreteceğim ama ağırlıklı olarak resim akademisi olacak."


Eser Elgür bu arada kendine has tekniğinden söz ediyor “Konu cosmos yani evren ise yıldızlar aylar gezegenler bunu hem resimle hem mücevherle işliyorum. Kendime ait yeni bir teknik geliştirdim. Alçı ile yaptığım kabartı resimler yanına da mücevheri koyuyorum. Da Vinci hem resim yapmış hem koltuk tasarlamış. Tasarımcı olunca herşeyi tasarlayabiliyorsun. Katı maddeye mücevhere ruh ve boyut veriyoruz. En zorunu yaptıktan sonra diğerleri kolay oluyor. Kıyafetlerde sadece tasarlamıyorum, terzilik de yapıyorum. Bazen lansmanını marketingini yapıyor, kutusuna kadar tasarlıyorum. Ben sadece çizmem. Dünyanın en güzel tasarımı da yapsanız ticari olmadıktan, satamadıktan sonra bence başarı değildir. Güzel bir şeyi ergonomik bir şekilde üretip satmak başarıdır.”


Devamlı okuyan biri Elgür. Sadece felsefe okuyor. Hayatı, insanları anlamaya çalışıyor. Tv'de özellikle haberleri izlemiyor, morali bozulmasın, üzülmesin diye. Sadece özetlere bakıyor o kadar. Dizileri de saçma buluyor. Sosyal medya ile arası çok iyi değil. İnstagram ve Facebook da nadir paylaşımlar yapıyor. Kendi ifadesiyle alışverişte “basic” şeyler alıyor. Yani modası geçmeyecek şeyler. Herşeyin özelini seviyor. Burcu koç ama burcuna pek uymuyor. Anormal evcimen ancak özgürlüğüne düşkün. "Benim için özgürlük çok önemli. Nerede nasıl olmasını istediğim şekilde yaşamak en büyük özgürlük. Ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum, çocuklarıma da bunu aşılıyorum” diyor Elgür.


Eser Elgür için önemli kelime kabullenmek. "Şu anı şu dakikayı kabullenmek. Bu anı yaşamak. Artık kabullenmeye geldim. Allah'ın sana verdiğini az da olsa çok da olsa kabulleniyorsan huzur dolu oluyorsun. Etrafında olumlu olaylar olumlu insanlar oluyor. Olduğum yerden çok memnunum. Allah nazardan saklasın. Kalbimi kirletmemeye çalışıyorum. Beni çok tanıyan insan var ama ben çok az insanı tanıyorum.İnsanları özelime de sokmuyorum.” diyor.


Küçük kulüp kortlarında Eser Elgür ile bir de maç yaptık.

Sonuç: Elgür benim giysiyi görünce tenis kıyafetleri tasarlamaya karar verdi:))