Güncel Haberler:

Türkiye’nin En Büyük Dağcısı Mahruki “Tırmanışını Evde Bitiriyor!”

11.03.2012

Haber ve Fotoğraflar: Mehmet Emin AL




Türkiye’nin En Büyük Dağcısı Mahruki “Tırmanışını Evde Bitiriyor!”

“Tırmanışlar, zirvede değil, evde biter”


Türkiye’nin en büyük birkaç dağcısından biri olan Mahruki dağcılığı ve kendisinin dağcı olarak hayata, dağlara nasıl baktığını konuştuk…

Mahruki, genelde tırmanışların  varılan doruk noktası olarak bildiğimizin tersine “Tırmanışlar, zirvede değil sağ selim eve vardığınızda tamamlanır” diyerek bilmediğimiz birçok konuyu anlattı.


Her dağcı mutlaka tehlikeli “anlar” yaşamış ve ölüm duygusu ile karşı karşıya gelmiştir. Siz nasıl yaşadınız bu anı? Ve neler hissettiniz?

Belirli bir seviyenin üstünde uğraşan her dağcı bu hisleri bilir. Bu riskleri bilir ona göre önlemlerini alır ve yoluna devam eder.


Siz Nasuh Mahruki olarak bu anlara dair neler yaşadınız?

Benim 20’ye yakın arkadaşım dağlarda öldü. Bazıları gözümün önünde oldu. Benim de başımdan geçti bir sürü şey ama kalıcı bir sakatlığım olmadı. Atlattım hepsini bir şekilde.


Hayatınız bir film şeridi gibi geçti mi gözlerinizin önünde?

Ben her zaman bir sonraki hamleyi düşünürüm. Durum ne kadar zor ve umutsuz olsa da her zaman bundan sonra ne yapmam lazım diye düşünüp hareket ettim. Buradan çıkmak için ne gerekir? Ne yapmam lazım. Bunları düşünürüm. Söz konusu durumlarda da aynı şekilde bir sonraki hamleyi düşündüm ve yürüdüm.


Her dağcını hayatında çok önemli bir film var. TouchingtheVoid (Boşluğa Dokunmak)...

Bu çok enteresan bir hikâye, gerçek bir hikâye tabi, dünyada da yaşanmış tek örnektir. Bir dağcının ekip arkadaşının ipini kesmek zorunda kaldığı, onu boşluğa bırakıp terk etmek zorunda kaldığı tek örnektir. Joe Simpson kitabın yazarı bilindiği gibi. İpi kesilen dağcı, ölmüyor ve çok büyük zorluklardan sonra kırık ayağına rağmen ana kampa dönüyor arkadaşları öldü diye düşünürken. İpi kesen de Saymen Yeats adında bir çocuk, Saymen Yeats’ı da tanırım benim evimde kaldı. Pamir Dağları’ndan dönerken bir akşam misafir ettim onları. İstanbul’dan aktarmalı gidiyorlardı... Tabi bunlar uç bir örnek. Daha çok gençler yirmi iki yirmi üç yaşlarında falan. Maharet durumu oraya getirmemektir bir dağcı için. Oraya getirilmiş ise yapacak çok az şey var. Kesmek zorunda kalmıştır. İşte iyi dağcı durumu ipe kesecek noktaya getirmemektir.


Dağcılar için çok önemli bir kavram var: “Zirve”, Mahruki için zirve nedir?

Dağcının zevkini sadece “zirve”ye indirgemek pek doğru olmaz. Dağcılık bir süreç, ilk onun hayalini kurup planlamasını yaptığınız andan başlıyor. Tırmanış günü yaklaştıkça, heyecanı artıran bir duygudur. Tabi burada psikolojik, teknik süreç, planlama vs… Dağa gittiğinde önce ana kampa varıyorsun, ekip arkadaşlarınla buluşuyorsun, yüksek irtifa ise oksijene uyum sağlamak gibi bütün bu süreçleri yaşıyorsun. Sonra asıl zirve tırmanışına geçiyorsun ve bu zorluklarla boğuşuyorsun. Bütün bunlardan sonra zirveye ulaşıyorsun daha sonra sağ-salim ana kampa dönüyorsun. Biz hep şunu söylüyoruz bir tırmanış asla zirvede bitmez diye. Zirveden tekrar güvenli ortama kamptaki çadırınıza gelene kadar tırmanıştasın demektir. Hatta evine dönünceye kadar dikkati ve özeni hiç bırakmamak gerekir. Bütün bunların yanı sıra zirve gerçekten çok değerlidir. Zirve olmazsa olmaz diye bir şey yok. Çünkü bir tırmanışın zirve ile sonuçlanması için dağcı değil de koşullar karar verir. Uygun koşullar altındaysa dağcı devam eder. Zirve elbette ki çok güzel bir duygu vardığınızda müthiş bir özgüven, mutluluk, kendine inanmak, coşku, farkındalığı ve daha da zorunu yapacağına inanmak duygusu gibi.


İlk kez kaç yaşında nerede zirve yaptınız?

Neler hissettiniz? Bilkent Üniversitesi’nde yirmili yaşlarda başladım dağcılığa. Dağcılık kulübü kuruluyor ilanı gördükten sonra adımı yazdırdım ve öyle girdim bu spora ve arkası da geldi. Çok da güzel bir spor çok sevdim iyi ki de girmişim. İlk deneyimim Ankara Hüseyin Gazi kayalıklarında oldu. Genelde Ankaralılar Hüseyin Gazi ile İstanbullular Ballıkaya ile başlar.


Dağlar size ne hissettiriyor?

Ben dağları çok seviyorum. Çocukluğumdan beri doğaya, hayvanlara karşı büyük sevgim vardı. Yirmi yaşında doğa sporu yapma şansım oldu. Hakikaten kendimi buldum dağlarda diyebilirim.


İlk tırmandığınız yüksek dağlar ve bu dağların sizde bıraktıkları konusunda neler anlatırsınız?

Yirmi yaşlarında başladım dağcılığa yirmi dört yaşında da yüksek dağlara tırmandım. İlk yüksek irtifa tırmanışımı KhanTengri Dağı (Han Tanrı Dağı) ile yaptım. Benim için mükemmel bir deneyim oldu. Gerçekten çok zevk aldım. Çok zordu, çok tehlikeliydi. Yedi kişinin öldüğünü falan gördüm. Sert bir dönemdi ama çok çok keyif aldım. Tamam, buldum işte budur. Hayatımı bir süre üzerine kuracağım bellidir dedim. Daha sonra kar leoparı unvanı peşine düştüm. 1992 yılında ilk tırmanışımı yaptıktan iki sene sonra kar leoparı unvanını aldım. 5 tane yedi binlik dağ tamamladım. Daha sonra Everest’e tırmandım.


Kar Leoparı nedir biraz açar mısınız?

Kar Leoparı Rusya Dağcılık Federasyonu tarafından verilen resmi bir unvan Sovyet Asya’da bulanan Pamir ve Tien Şan Dağları’nda bulunan yedi bin metreden yüksek beş tane dağın tırmanışını tamamlayan dağcılara verilen bir unvan. Ben de 1992-93-94 yıllarında tamamladım bu tırmanışları ve unvanı aldım. Yirmi altı yaşında aldım bu unvanı ve Türkiye’den tekrar yapılmadı. Bu unvanı alan çok az dağcı var Batılı. Bundan sonra kendime güvenim çok artı ondan sonra ....dağına solo tırmanışı yaptım. 7439 yüksekliğinde. Serinin son dağıydı. Kuzeyde en yüksek dağ olarak kabul edilir. Zirvesine ulaşan her altı dağcıdan birinin öldüğü bir dağdır. Bayağı zor bir dağdır.


Solo tırmanışını zorluğundan biraz söz eder misiniz? Çünkü yalnız tırmanmak ekip olarak tırmanmaktan çok daha zor olmalı, gerek psikolojik gerek fiziki zorluklar...

Hakikaten psikolojik olarak zordur. Ama benim yapım çok müsait bu tür tırmanışlara. Ondan sonra sıra geldi sekiz bin metrelik tırmanışlara. Üniversitede yıllarında en büyük hayalim Türkiye’de sekiz bin metrelik tırmanışı yapan dağcı olmaktı. O Yıllarda sekiz bin metrelik dağlar hayal edilemezdi. Uzak bir hayaldi. 1995 yılında Everest’e tırmandım. Everest’te tırmanan ilk Türk ve Müslüman dağcı oldum. Everest hayatımın en büyük olayı oldu. Arkasından “Yedi Zirveleri” tamamladım. 1996 yılında yedi kıtanın en yüksek dağına tırmandım. Bunu tamamladığımda dünyada 44 dağcı vardı. Ben de 45. Dağcı oldum. Dünyanın en genç dağcısı oldum. Asya, Avrupa, Güney Amerika, Kuzey Amerika, Afrika, Avusturalya, Antarktika dahil. Ondan sonra sekiz bin metrelik tırmanışlara devam ettim. K2 tırmandım ki profesyonel dağcılık kariyerimin en büyük başarısıdır. Ki buraya oksijen desteksiz çıktım. Dikey Limit filmindeki dağ K2 Dağı’dır. Orası da her üç dağcı için bir dağcının öldüğü bir dağdır. 8612 metredir K2 Dağı ve Çin Pakistan sınırında, dünyanın ikinci büyük dağıdır. Dünyanın en zor ve tehlikeli dağı kabul edilir. Everest’e de ikinci kez çıktım GEÇEN YIL biliyorsunuz.


Ebetteki çok dağ tırmandınız, her dağcının hayalindeki özellikle Everest’e dair neler hissettiniz?

Müthiş mutluydum. Coşku, mutluluk, saygı hepsini yaşadım. 1995 yılında Everest çok daha anlamlıydı, şimdi eskisi gibi değil elbette. Şuanda 15 tane dağcı var Türkiye’de Everest’i tırmanan ve bunların 4’ü kadın. Everest’in hayalinin bile kurulamadığı o yıllarda bunu yapmak tatbikî başka bir duyguydu. Diğer yandan arkadaşlarımızın bu tırmanışı yapmaları bizleri mutlu ediyor diğer yandan. Everest’e tırmandığımda 27 yaşındaydım.  O yıllarda hayatımın idealiydi. Çok iyi hazırlandım.


Nasıl hazırlandınız?

Ondan önceki 3 yazımı dağlarda geçirdim. “Kar Leoparı Ünvanını” almak için. 7000 bin metrenin üzerine çıktım Everest tırmanışı için.


Mutluluktan ağlamıştım


Everest tırmanışı nasıldı? Psikolojik ya da dağ koşulları anlamımda olumlu, olumsuz neler hissettiniz?

Hep olumlu bakarım, bardağın dolu tarafından bakarım. Kondisyonum iyiydi, hava koşulları da iyi gitti, ilk bahardı. 17 Mayıs’tı. Güzel bir tırmanıştı olumsuzluk yaşamadığım gibi psikolojik olarak da kötü bir şey hissetmedim. Everest’e tırmanma duygusu daha başkaydı. Çünkü ilk kez buraya bir Türk dağcı tırmanıyor. Geri gelip bunu paylaşma duygusu. O zamanlar iletişim araçları bu kadar yaygın değildi hatırlanacak olursa. Ben zirvede mutluluktan ağlamıştım.


En son çıkan yedinci kitabınız “Kendi Everest’inize Tırmanın” kitabınız. Genç dağcılara yönelik yol gösteren bir özelliği de var. Tecrübelerinizi aktarmak üzere...

Gençler için hazırladım bu kitabı ve hakikaten çok da ilgi gördü. Bu kitapta Everest tırmanışı ve yaşadıklarımızı aktarmak istedim. Özellikle teknik konularda faydalı olmak üzere yazdım. Gençlerin özellikle dağcılık konusunda tecrübeye ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de dağcılık geleneği daha çok genç sayılır.. Diğer kitaplara da ilgi oldu fakat sözünü ettiğimiz bu kitaba çok daha fazla ilgi olduğunu gördüm.


Şimdi Everest kadar önemli bir konuya geçmek istiyorum. Eşiniz. İzmirli. Mine Hanım. Bu nedenle yarı İzmirli sayılırsınız. İzmir’de nasıl görüyorsunuz dağcılık faaliyetlerini? Bilindiği gibi en tanınmış olan kulüplerden Zirve ve Doruk var.

İzmir’de gerçekten de yoğun bir ilgi var. İzmir bu konuda zengin özellikle doğaya çıkan çok insan var. Geçen yıl Bozcadağ şenliklerine gelmiştim. Bayağı şaşırdım otobüs insan geliyor oraya. Sahiden bir dağcı kasabasına dönüşüyor Bozcadağ. Bu biraz da dağcılığa teşvik edilmiş oluyor. Herkes orada birbirini görüyor. Kim ne yapıyor, nerelere gidiliyor.  Sorunlar nelerdir, bunlar dile getiriliyor. Bütün bunlar konuşuluyor ve elbetteki ilgi duyulan bir durum oluyor dağcılık. Bu şenliklere katılım ve doğa katılım İzmir’de çok daha fazla oluyor. Örneğim Antalya’dan gelen Yılmaz Sevgi ile geçen katıldığımız Bozcadağ şenliğinde Türkiye’den 8000 metre üzerinde tırmanış yapan dağcıların sayısı nasıl artırılır? Bunu konuşmuştuk.


Peki nasıl artırılır?

Öncelikle Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun başındaki Alaattin Karaca’dan kurtulmak lazım öncelikle. Daha sonra yapılacaklar bu değişimden daha zor değil. Eski “ekol ”un değişmesi lazım. 14 yıldır aynı ekol, aynı anlayış. Ne yazık ki Türk Dağcılığını hiçbir yere götüremiyor. Hala 1980’lerin mantığı ile dağcılık yapılıyor.


Olması gereken değişimle neler başarılacak Türkiye dağcılık başarısında? Ya da olması gereken değişimi yorumlar mısınız?

Öncelikle Türkiye’deki dağa çıkan her yapıyı kucaklaması gereken bir anlayış ve yönetim olmalı. Ancak şuandaki yönetim diyor ki “Sadece benden eğitim alanları kabul ediyorum” diyor. Yani Türkiye Dağcılık Federasyonu bünyesinden eğitim almış dağcıları sadece dağcı olarak kabul ediyorum, diğerlerini kabul etmiyorum. Hatta bundan 5 yıl öncesinde yaşanan tüm kazalarda çıkıp “Bunlar bizim sporcularımız değil” derlerdi. “Bu dağcılar dağ bilmiyorlar ve böyle kazalar oluyor” açıklaması yaparlardı. Oysa Üniversite bünyelerinde çok güçlü dağcılık faaliyetleri var ki ben de üniversite bünyesinde öğrendi, başladım.

Türkiye’de 30’u aşkın dağcılık kulübü olduğu halde federasyon bunları yanına çekmiyor. Örneğin milli takım seçmeleri yapılıyor, sonuçta kamu kaynağı kullanılıyor fakat sadece kendisinden eğitim alanlar arasında seçiyor. Bu durum korkunç bir haksızlık. Yıllardır bu haksızlıklarla mücadele ediyorum. Her platformda dile getiriyorum. Ama bir tarafa, yere varamıyoruz.  Türkiye’nin en iyi dağcılarından ve benimle Everest’teki partnerim ,arkadaşım da milli takım seçmeleri için başvuruda bulunda. Başvurdu cevap vermediler ki Yılmaz Sevgi çok iyi bir dağcıdır. Türkiye’nin ilk beş adamından biridir. Ya da ilk üç adamında biridir. Buna rağmen almadılar tabi biz çok sıkıştırdık neler oluyor diye bize çok saçma sapan bir cevap verdiler: “Biz Yılmaz’ı 8000 metre için düşünmüştük” dediler. Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Örneğin bir delege sistemi kurmuş bu mevcut başkan, toplam 200 delegesi olan bir sistem. İstanbul’un 14 milyon nüfusu var delege sayısı 1, Rize 370 bin nüfusu olan bir şehir 21 tane delegesi var. Tamamen delege olsun diye yapılmış bir anlayış. O koltuğu kaptırmasın da ne olursa olsun anlayışı.

Federasyon başkanlığına katıldım aday olarak. Hiçbir şekilde böyle bir niyetim olmadığı halde. Sırf yaşanan haksızlıkları gidermek daha yeni ve her dağcıyı kucaklayacak bir anlayışı hakim kılmak için, özellikle üniversite dağcılık külüpleri ve de Zirve Dağcılığın da tavsiyeleri ve destekleriyle haliyle bana başkan adaylığı düştü, ben de kabul ettim. Düşünün delegeleri öylesine bağlamış ve bu delege sistemini iyi kullandı ki Hasuh Mahriki yetmedi söz konusu değişim için.


Bir de sizin motosiklet maceranız var?

Kız arkadaşımla İstanbul’dan başladık, Türkiye, İran, Pakistan ve Nepal ve Sıkım(Hindistan’ın kuzey doğusu)


Bu yolculuktan biraz söz eder misiniz?

Yol boyunca fotoğraflar çektik ve kitaplaştırdım. “Himalayalar ve Ötesi” adında. Hayatımın en güzel seyahatiydi diyebilirim. 21 bin kilometre yaptık 4 ayda.


Bu ülkelere dair nelerden etkilendiniz?

Hindistan’dan çok etkilendim. Müthiş bir ülke rengarenkti.


AKUT (Arama Kurtarma) kurucuları arasındasınız. AKUT’u Türkiye Kamuoyu sanırım 1999 Gölcük Depremi ile tanıdı. Kızılay’ın yetersiz kaldığı eleştirilerin yükseldiği dönemde AKUT devletten önce oradaydı. Bu olayla tanındınız galiba?

AKUT’u biz 1996 yılında kurduk. 17 Ağustos depremi ile tanıdı gerçekten ama o güne kadar bizim 34’üncü operasyonumuzdu. Karşılıksız yardım ilkeleriyle çalışan bir sivil toplum kuruluşu. Arama kurtarma yapısıyla oluşmuş bir yapı. 15. Yılını doldurdu bu yıl itibariyle 16 yılında olan bir örgüt. Bugüne kadar 850’nin üzerinde operasyona çıktık. En son 1209 insanın hayatına dokunduk. Sel felaket, deprem, trafik kazalarına kadar aklınıza ne geliyorsa, hayati riskin olduğu her yerde operasyonlara gidip çalışabiliyoruz.


Hangi olay ile kurulmasına, bir ihtiyaç olduğuna karar verdiniz?

1994 yılında Kasım ayında Bolkar Dağlarından bir dağ kazası oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nden 5 genç çocuk tırmanışa gitmişler ve bu arada fırtınaya yakalanıyorlar. İkisi çadırlara ulaşabiliyor, biri köy yerine ulaşıyor ikisi kayboluyor. O kaybolan 2 çocuğun haberi hemen ulaştı. O zamanlar AKUT olmadığı için böyle bir olay olduğunda duyan dağcılar evine gidip imkanı olanlar malzemelerini alıp yardım için olay yerine, bölgeye giderdi. Gelenler doğaçlama bir biçimde organize olup arama çalışmalarına başlardı. Buraya da çok sayıda dağcı geldi Türkiye’nin her yerinden. 14 gün uğraştık o dağlarda. Kaybolanlardan birinin cenazesine 8 ay sonra ulaşabildi. Diğeri ise hala yok ortada. Bu 14 günlük arama çalışmalarının sonunda aralarında benim de bulunduğum küçük bir grup dağcı bir araya geldik. Öngörülerde bulunduk. Bundan sonra da kazlar olacak, yine kaybolanlar ve kazalar olacak diye.  Çünkü kaza yapan ya da bu çocuklar gibi kaybolan dağcılara en iyi yine dağcılar yardımcı olabilir dedik. Olası kazlara karşı önceden organize olup hazırlıklı olalım diye kurduk. 1995 yılı planlama, lojistik destek gibi konularla geçti. Tam da bu 1995 yılında Türkiye’de çok sayıda sel felaketleri oldu. Bu sırada madem arama kurtarma ejkibi oluşturacağız sadece dağlardaki dağcılarla sınırlandırmayalım ihtiyaç olan her yere gidelim dedim. O gün bugündür aynı çerçevede devam ediyoruz.


AKUT üyesi iki bacağı da engelli bir gönüllünüzün haberini yapmıştım geçen yıllarda. İzmirli bir hanımefendi...

Evet bizim gönüllümüzdü, sözünü ettiğiniz bayan ve hatta biz onun desteği ile engelliler için bir deprem kılavuzu çıkardık. Her yerde söylüyoruz bizimle hiç operasyona çıkamayan engelli gönüllülerimiz de var.


AKUT Japonya’da yaşanan son deprem ve tusunami felaketinde yardım için gitti mi? Ya da bu yönde bir çalışması oldu mu?

Yaklaşık 2 ay önce biz Türk Kızılay ile bir protokol imzaladık. Bu protokolle beraber yurt dışına beraber gidiyoruz artık. Türk Kızılay’ı insani yardım olarak biz de AKUT olarak arama kurtarma ekibi olarak gidiyoruz. Bu depremde de Türk Kızılay 2 kişi biz de 1 kişi yolladık gözlemci olarak. Bölgedeki çalışma yapacağımıza dair önbilgi için. Arkadan da ekip yollayalım diye hazırlanmıştık. Gelen bilgi “Bizler de çok zor durumdayız. Yakıt ve su veremiyoruz” diye. Talepleri olamadı. Bu nedenle Türk Kızılay’ı da biz de gidemedik. 15 arkadaşımızı neredeyse yolluyorduk, hazır bekliyorlardı. Ancak daha sonra başbakanlıktan 33 kişilik ekip gitti bu ekip daha çok teknik kadroydu, nükleer sızıntı ile ilgili Sivil Savunma ekibi gitti.


“İşte iyi dağcı olmak, durumu ipe kesecek noktaya getirmemektir”