Güncel Haberler:

Unutulmaya Yüz Tutmuş Meslekler ve Son Ustaları

01.04.2018

Hazırlayan: Gizay KAYA


Fotoğraf: İlker Gökşen


Unutulmaya Yüz Tutmuş Meslekler ve Son Ustaları


Nalıncılık


Günümüzde artık yalnızca eski Türk filmlerinde ya da dönem oyunlarında gördüğümüz “Nalın” bir diğer adıyla “Takunya” eski bir zanaat olarak hala tutunmaya çalışıyor.





Nalın, Arapçada ayakkabı anlamına gelen ‘nal’ ve bir çift ayakkabı anlamına gelen “naleyn” kelimelerinden türemedir. Türkçede “nalin” şeklinde söylendiği gibi “nalın” olarak da kullanılmaktadır.


Özel durumlarda giyilen, vücudun statik elektriğini alan bir çift tahtadan ayakkabı… Türk işleme sanatıyla birleşmiş süslü, altın, gümüş işlemeli, sedef kakmalı, incili boncuklu, çeşit çeşit desenleriyle ustasının elinde süslenen, eskiden her gelinin çeyizinde mutlaka bulunan tahta ayakkabıdır.



Takunya adıyla da bilinen nalın, çok eski çağlardan beri kullanılmaktadır. Daha çok ıslak zeminlerde kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Köselenin su geçirgenlik özelliğinden dolayı tabakhanelerde ve hamamlarda kösele tabanlı ayakkabılar kullanılamazdı. Ahşap olan Nalın ayakkabılar buna benzer ihtiyaçlardan doğmuştur.


Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde, günlük hayatta geniş ölçüde kullanılırdı. 19. yüzyılın sonlarına kadar nalın yapımı, özellikle İstanbul’da bir meslek ve sanat dalı haline gelmişti. Hususi nalıncı ustaları ve pazarları mevcuttu. Gene bu asırlarda berber çıraklarının, ayakları çıplak olarak, kendilerine has nalınlarını dükkanlarında giyme mecburiyetleri vardı.






Osmanlı hamamlarında, müşteri nalınlarıyla, hamam tellaklarının nalınları ayrı yapıda idi. Hatta nalınların kullanıldıkları hamamları ve buna benzer yerleri belirtmek için nalınlara beyitler bile yazılırdı.


Bir internet sitesi olan “Tire’m Portalı”nda ise nalıncılığın Güzel İzmir’imizin bu küçük ama şirin yöresine özgü bir ayaklık olduğundan yola çıkılarak şu bilgilere yer veriliyor:


“Yöresel özellikleriyle öne çıkıp üne kavuşmuş, kadife üzerine sırma ile işlenmiş nalınların ilk defa Tireli ustalar tarafından yapıldığı söylenir. Çeyiz sandıklarının olmazsa olmazları, turistlerin çokça hediyelik eşya olarak tercih ettikleri, günümüzde birçok mekânın şark köşelerini süsleyen nalınlar artık Tire’nin simgelerinden biri olmuştur.”


Evlerin ve hamamların banyolarında kullanılan, cami ve mescitlerde abdest alırken giyilen nalınlar, daha önceleri genç kızlara düğün hediyesi olarak götürülürmüş. Nakışları hafif olan nalınlar evlenme çağındaki kızlara hediye edilirken, ağır işlemeli olanlar nişanlı kızlara, işlemeleri çok ağır olanlar ise yeni gelinlere layık görülürmüş.





Tire nalıncılığının farklı yanlarından biride; Anadolu’nun diğer kentlerinden farklı olarak yontulma sık olay olduğu ve ıslandığı zaman zarar görmediği için kavak ağacının malzeme olarak tercih edilmesidir. Kırmızı, mor, yeşil kadifelerle kaplı; simli iplerle, tel kırmalarla, pullarla süslü Tire nalınları son usta Cemil Amca'nın elinde hâlâ yaşatılmaktadır.  


Ne yazıktır ki takunyacı dükkanlarında plastik terlikler satılmaktadır. Nalın satarak geçinmek mümkün değildir. Bu ustaların ailelerinde de mesleğe heves edenler çıkmamaktadır. Turistik amaçlı üretilen takunyaların maliyeti yüksek olduğundan bu mesleğin piyasa şartları karşısında varlık gösterebilmesi için desteklenmesi gerekmektedir.





Cemil Tolga – Nalıncı


Cemil Tolga 84 yaşında. 65 yıldır İzmir’in Tire ilçesinde nalın üretimi yapıyor. Şu an Ege Bölgesi’nde kalan son nalın ustası. Nalının popüler olduğu zamanlarda Tire’de 7-8 nalıncı varmış. Hatta siparişleri yetiştiremediklerinde komşuları yardıma gelirmiş. Nalının kime verileceğine göre de üzerindeki işlemeler değişirmiş. Ancak plastiğin yaygınlaşması ve giyim tercihlerinin değişmesi ile nalına olan ilgi de azalmış. Bugün Cemil Usta’dan nalın satın alanlar genellikle hediyelik eşya olarak alanlar veya köylerden gelenler.


Terzilik


Birkaç nesil öncesinden insanlar anlatırlar; "Bizim zamanımızda öyle dükkanlar, mağazalar yoktu. Evde dikiş bilen varsa o dikerdi, yoksa terzilere gidip kumaş seçip ölçü aldırıp diktirirdik," diye... Şimdilerde sadece gelinlik veya mezuniyet elbisesi diktirmek için veya paça kısaltmak için yolumuzun düştüğü terzi dükkanlarının hikâyesini anlatacağız.





Terzi deri, kumaş ve buna benzer şeylerden erkek veya kadın elbisesi biçip diken kimsedir. Günümüzde elbise dikenlere terzi, bu mesleğe de terzilik ismi verilmektedir. Terzilik tarihi çok eskilere dayanan bir meslektir. İlk insandan beri insanlar giyinme ihtiyaçlarını deri ve buna benzer malzemelerden elbiseler dikerek karşılıyorlardı. Daha sonraları kumaş dokuma sanatı gelişti. Dokunan bu kumaşları kesip biçme, dikip süsleme, insan vücuduna uydurma durumu ortaya çıktı. Bu işin ortaya çıkması, terziliğin ilk adımı oldu. Zamanla çeşitli ustalık ve ince zevke dayanan bir meslek şekline dönüşen Terzilik mesleği, biçki ve dikiş denen iki ana kaideye dayanmaktadır.



Terzilik mesleği insanlığın tarihi kadar eski bir meslektir. Barınma, beslenme ve giyim insanların temel gereksinimidir. Giyinmeye duyulan gereksinimin eski çağlarda insanların vücutlarını doğanın etkilerinden koruma düşüncesinden doğmuştur.



Mesleği terzilik olarak bilinen Peygamber Hazreti İdris(a.s.)’dır. İlk kez, iğne ile dikiş diken ve ilk defa elbise dikip giyen de Hazreti İdris (a.s.)’dır. Ondan önceki insanlar, hayvanların derilerini giyerlerdi. İnsanların güzel görünme ve dikkatleri üzerine çekme arzu ve istekleri daha iyi ve daha güzeli arama çabaları ile iyi giyim deyimi ortaya çıkmıştır. Daha iyi ve güzeli arama duygusu yıpranan eskiyen giysinin yerine aynısını değil de farklısını edinme isteği ile moda olayı başlamıştır.







Bir zamanların gözde mesleği terzilik, hazır giyime yeni düştü. Terzilik, hazır giyime olan talebin artması ile terzi çırağının yetişmemesinden dolayı unutuluyor. Tüm dünyayı etkisi altına alan hazır giyimle birlikte artık kapıları daha az çalınan emektar terzilerden kimi, bu gidişata direnip ayakta kalmaya çalışıyor. Çoğu terzi ise teknolojiyle baş edemeyerek çoktan kepengini kapattı.


Reşat Yoğurtçu – Terzi



Reşat Yoğurtçu 77 yaşında ve Basmane’de terzilik yapıyor. Eskiden futbolcu olmak istemiş ancak sakatlık geçirdikten sonra bu hayali kenarda kalmış. Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde ağabeyiyle beraber bir terzi dükkanında çalışmaya başlamış. O zamanlar şarkıcı Gönül Yazar’ın babası bile Reşat Usta’nın müşterileri arasındaymış. Daha sonra Basmane’de kendi dükkanını açmış ve bir dönem mahalle muhtarlığı da yapmış. Basmane’de bulunan gazinolarda çıkan hem yerli hem yabancı solistlerin sahne kıyafetlerinden, futbolcu Turgay Şeren’e, pek çok isme kıyafet dikmişliği var. Yalnız Basmane’nin şu anki halinden hiç memnun değil. O bölgede eskiden akademisyenler, gazeteciler, doktorlar gibi seçkin mesleklerden insanların oturduğunu ama sonrasında bu kişilerin ya o bölgeyi terk ettiğini ya da öldüklerini belirtti. Şu an Reşat Usta’nın olduğu bölgede pek çok terk edilmiş ev bulunmakta ve bu evlerin çoğunda da yasadışı göçmenler izinsiz bir şekilde oturmaktalar.