Güncel Haberler:

Yoga: Bilinmeyene Yolculuk

01.01.2018



Yoganın ülkemizde çağrıştırdığı ilk şey “omm” diyerek oturmak, tütsü yakmak, aşırı esnek insanların yaptığı cool bir aktivite ve benzeri şeyler olsa da yoganın bundan çok daha derin ve sanıldığının aksine daha az huzurlu bir süreç olduğunu belirtmek isterim. Yoga kelimesi Sanskrit dilinde ‘birleştirmek’ veya ‘boyunduruk altına almak’ anlamı taşıyan ‘yuj’ kelimesinden türemiştir. Yani yoganın anlamı bütünlüktür, bambaşka taraflarımızın bir olmasıdır.



En basitinden bir yoga pratiğinin içine girelim, nefes verirken ayak parmaklarına dokunuyorsunuz mesela. Gün içinde başka ne zaman farkındalığınız ayaklarınızda? Ya da ayak parmaklarınızda? Ya da vücudunuzunn limitlerini başka ne zaman araştırıyorsunuz? Siz beyninizle bir bütün olduğunuza göre, bunun düşünceleriniz üzerinde bir etkisi olması da kaçınılmaz. Herkes yoga yaparken inanılmaz farkındalık dolu ve rahat olunduğu gibi bir izlenime sahip. Halbuki yoga, fiziken ve zihnen sınırları zorlar. Kimi insanın sınavı hareketi ille yapacağım diye limitlerini hırsları için yok sayıp kendini sakatlamakla olur, kimininki de hiç zorlamaya çalışmayıp yerinde saymakla. Kendinize birazcık ayna tutmak isterseniz, bir süre yoga yaptıktan sonra idrak ettiğiniz ilk şey matta sınavı neyse hayattaki sınavınızın da o olduğudur.




Şu bir olmak mevzusunu biraz daha açmak istiyorum. Ruh, beden, zihin bütünlüğü gibi büyük laflardan kaçınacağım; ama bütünlük konusu bence yoganın temelini oluşturuyor. Günümüzün en büyük sorununun sürekli pozitif olma çabası olduğunu düşünüyorum. Yoga sizi; eğer görmek isterseniz karanlık taraflarınızla başbaşa bırakır. Bu yüzden birçok öğrenci derste ağlar, bağırır veya birden enerjisi yenilenir ya da aşırı bir mutlulukla dolar. Yani normal hayatta davranmadığı tarzda tepkiler verir. İçimize kapattığımız kırgınlıklar, öfkeler ve kalp kırıklıkları bizi pratikte bulur çünkü. Yoganın en büyük faydalarından biri farkındalığı buraya çekerek bu duyguların sağlığa zarar verecek etkilerden önce bedenden “farkındalıkla” çıkmasıdır. Çünkü fark ettiğiniz şeyi çözebilirsiniz. Fark etmediğiniz şey ise sizin tuzağınızdır. Kendini bütün olarak, karanlık yönlerinle kabul edebilmek mümkün mü bilmiyorum ama bu yolda yürümenin çok güzel olduğunun garantisini verebilirim.




Beden esnekliği konusuna gelecek olursak... Bu konuda genetikten tutun hayat biçimine kadar yüzlerce faktör var. En esnek insanların en mutlu ve her şeyi çözmüş insanlar olduğunu varsayarsak balerinlerin hayatta hiçbir dert ve tasası olmaması gerekirdi. Yoga esnekliği tabii ki artırır; ama kendi bedeninizin ölçülerinde. Kendinize esneklik için ulaşılmaz hedefler koymak da sizin hayatta koyduğunuz ulaşılmaz hedeflere benzer. Sadece insanları etkilemek için kukla olduğunuz hedeflere bir yenisini daha eklemiş olursunuz. Fakat amacınız kendinizi farkındalıkla aşmaksa, zaten inanamayacağınız pozların içinde bir anda kendinizi bulabilirsiniz. Çünkü esnek olmayan aslında beden değil, zihindir.



Peki stüdyolarda bir sürü yoga türü görüyorsunuz. Size hangisi uygun? Ashtanga yoga, vinyasa yoga, hatha yoga, yin yoga, kundalini yoga... Başta hepsine boş gözlerle bakmanız çok normal. Hepsinin temeli hatha yogadır, bu yüzden hatha yoga sınıfı genelde isim olarak temel yoga şeklinde de yazılabilir. Hangisinin size en uygun olduğunu anlamanın tek yolu, deneyerek hislerini gözlemlemektir. Fiziksel seviye konusunda zaten eğitmenler sizi uyaracaktır. Bence bir ucundan başlamak önemli, kalanı zaten geliyor. Örneğin ben çok aktif ve hatta hiperaktif bir insan olduğum için, en çok en yavaş yoga türlerinden biri olan yin yogadan keyif alıyorum; çünkü beni sakinleştiriyor, dengeliyor. Bu herkes için farklıdır, burada önemli olan kendini dinlemektir.

Ashtanga yoga biraz daha fiziksel sınırları zorlar, vinyasa bir akış şeklinde geçer, hatha yogada ise bu pozların nedenini ve amacını daha net ve yavaş şekilde görebilirsiniz. Ancak bir noktadan sonra hangi sınıfa gireceğinizi günlük modunuza göre bile seçmeye başlayabiliyorsunuz. O yüzden kısaca sadece en yakınınızdaki stüdyoya gidin ve deneyin diyorum. Frekansınızın uyduğu kişiler de bu konuda size çok iyi referans olacaktır. Kendinize doğru bir adım atmaya cesaret edin. Belki tamamen pembe çiçeklerle dolu bir yol olmayacak; ama hayatınızdaki sahtelikleri, inkârları elemeye yavaş yavaş başlayıp silkelendikçe, gerçek olmanın sahte mutluluktan çok daha iyi bir his olduğunu anlayacaksınız. Hafiflemeniz dileğiyle…



Yazı: İpek Apaydın