Güncel Haberler:

Yüzünde Kelimelerin Küle Değmiş Yanları

12.10.2015

Haber ve Fotoğraflar: Mehmet Emin Al



Balığın ya da etin nar gibi kızardığı, keyifli bir mangal sohbetine tat veren mangal kömürünün de bunca keyifli olmadığını düşünerek, kömür ocağına girdik… Yerde, yanan kömür ocaklarının sıcaklığı, tepede ise kızgın bir güneş eşliğinde, mangal kömürünün ne zorluklarla hazırlandığına tanıklık ettik…  Odun kömürü imalatının zor bir uğraş olduğuna şahitlik ettik, fotoğraflarla belgeledik…

Yalnızca gözleri görünüyordu, ağarmış sakallarındaki beyaz telleri saymazsak… Terledikçe kömür karası elleriyle yüzünü siliyordu. Sildikçe kararıyordu kırış kırış yüzü. Simsiyah bir örtü üzerinde yanan, yandıkça kendi içine doğru akan birer mum ışığı kadardı bakarken gözlerindeki ışık… Üzerindeki elbise miydi, ipte unutulmuş, her rüzgârda kendini paralayan bir iki parça bez miydi pek anlaşılmıyordu. Dumanın arkasında kaldı, rüzgârın yön değiştirmesini bekledim, yüzünü görmek ve deklanşöre basmak için… Seslendim eğildiğim yerden, bana bakmasını istedim. Sesimi yel aldı sandım. Birkaç saniye daha beklemeye devam ettim. Arkadan bir ses “Duymuyor seni, kulakları ağır…” dedi. Kelimelerle hesabını kapatmış bir kalbin kapısını ne aralayabilirdi ki? Davudi bir ‘ney’in içine işleyecek sıcak bir nefes denesem, bakar mı durduğum uzak atlasa? Aramızda eşit olmayan bu uzaklığın sisli menzilinde ben ona kaybolmuş olabilir miydim? Ellerimi kaldırdım bana bakması için, göz göze geldik. Hiçbir ifade yoktu. Ben tebessüm edince, onun yüzünde az önce kullandığım kelimelerin küle değmiş yanları duruyordu. 

Kömür ocaklarıyla 8 yaşında tanışmış

Mangal kömürü imalathanesi, bir yanda sağlam duran odunlar hemen yanında üstü kapatılmış ve içerden yanan bir ocak… Bitişiğinde işlemi bitmiş ocak… 45 Yaşındaki Ahmet Ok. İşte tam da burada hazırlanmış kömürleri ocaktan çıkarıyor, kasalara dolduruyor. Gözlerini bu kömür ocaklarında açmış yaşı düşünüldüğünde. 37 yıldan beri kömür işçisi… Babası da aynı işi yapıyormuş. Babasının yüzünü hep kap kara gördüğü, tam hatırlamadığı için olmalı, baktığı yerin çok uzağında duran bakışları vardı. Babalarını hatırlamayan çocukların bakışlarında uzak dağ başları ve ufuk çizgisi olur sanırım. İçimin çölünden geçen rüzgârdan biliyorum… Akciğer kanseriymiş ve babasını çalıştığı ocakta başlamış işe henüz 8 yaşında. Evin geçimini üstlenmiş… Bunu çocukluk arkadaşı, onun gibi kömür işçisi olan köylüsü (Hacıisalar) Adem Doğan anlatıyor. Ok gibi bakışları, yüzümden kalbime doğru iniyor. Hikâyesini anlatması için köylüsüne sen anlat der gibi baktı… “İlkokul birinci sınıfta okuldan direk ocağa gelirdi Turgutlu’da(Manisa). Ocakta çalışırdı sabaha kadar. Gün ağarınca da okula dönerdi yeniden. Evin büyük çocuğuydu ve o çalışmak zorundaydı” diyor Doğan.

Kömür karası demli bir sohbet

Konuşmak için zeytin ağacının altına konulmuş iki koltuk bir sehpanın olduğu yerde oturuyoruz. Biraz önce çay konulmuş kömüre… Ahmet Ok, patronu Alaettin Yıldız’ın yanına kömür kasası üzerinde oturuyor. Çayları doldurdu, benzer yazgısıyla tek arkadaşı olan Doğan. Simsiyah bir demlikten akan demli çay girdiği bardağı siyaha doğru çürüyen gülkurusu gibi süsledi… Normal koşullarda, Haziran ayında ocak çalıştırmak yasak ancak ocak sahibi Yıldız izin belgesi olduğu için çalışma hakkına sahip olduklarını söylüyor. Bölgedeki diğer ocaklar için bu yasak olduğu için her yıl Mayıs ayında başlar, bir  Kasım’da yasak kalkarmış… Sadece yazın iki ay yaklaşık 1000 Beş Yüz TL kazanıyorlar. Yılın geri kalan aylarında ise en fazla yaklaşık 500 TL. Ocağın yanındaki tahtadan yapılma kulübede kalıyorlarmış geceleri.  Yılda yaklaşık 100 ton üretiliyormuş… Ağırlık birimine girince ip ince zayıf bu adamın kaç kilo olduğunu merak edip kilosunu sordum…53 kilo olduğunu söyledi. Dudak okuduğu için konuşulanları duymasa da anladığını söylüyorlar. Evlenmemiş, hayatı boyunca bir sevgilisi olmamış… Ve hiçbir kadının elini tutmamış… Dokunmamış.

“Kayıt dışı kömür piyasayı öldürüyor”

Ocaklarda yanan odunların üzerini çamurlu pürçük ile kapatıyorlar önce, sonra dizerken ortaya dikey şekilde konulan odun çekiliyormuş hava alması için. Hava aldığı yerden alevsiz biçimde yaklaşık 5 gün yanıyor. Sonra soğutmaya bırakıyorlarmış bir gün… Aynı alanda üç ayrı ocak. Birinde odunlar yanmaya hazırken, günler öncesinden yanan ikinci ocaktaki odunlar kömür olamaya hazırlanıyor.  Son ocak ise soğumuş halde kasalara dolduruluyor. Tonlarca mangal kömürü buradan Ahmet Ok ve Adem Doğan’ın ellerinden geçiyor. Toptan ve parakende satıyor eski profesyonel futbolcu olan ocak sahibi 41 yaşındaki Yıldız. Seferihisar Eski Orhanlı Köyü’nde üretilen bu mangal kömürünün kilosu 1.5 TL ile 2 TL arasında satılıyor. Patron Yıldız kayıt dışı kömürden şikâyetçi.  “Yıllardır tam zam yapacağımız sırada bu kaçak kömür olayı başlıyor. Kayıt dışı kömür piyasayı öldürüyor” şeklinde ekliyor az kazandığını yönündeki durumunu. Kızılçamdan üretilen bu mangal kömürü kalori değeri (ısısı) oldukça yüksek olduğunu ekliyor.

Tozdan nargile kömürü

Çaydan sonra, Ok ve Doğan, ocağın başına dönerken kasalar doluyor. Yıldızan Kömürcülük sahibi Alaettin Yıldız, mangal kömürü üretiminde arta kalan tozları presleyerek (sıkıştırarak) nargile kömürü olarak piyasaya sürdüğünü ifade ediyor. Türkiye’de ilk kez kendisinin yaptığını ekliyor. Sadece nargile yapan yerlere sattığını yinelerken “Şükürler olsun lokanta ve kafelere düşürmedik daha” diyor. Değerli bir kömür olduğunu ve değerince muamele gösterdiğine dikkat çekiyor böylelikle. En iyi kömürün kızılçamdan yapıldığını hatırlatan Yıldız, yaklaşık 11 yıldan beri yaptığı kömürcülüğü kayınbabasından öğrenmiş. Odunları İzmir ve Balıkesir illerinden getiriyormuş. Çünkü burada kızılçamın en iyisi olurmuş…

Tanıştığımıza yaralıyım Ahmet abi

Çay ve söyleşi için teşekkür ederek kalkmak üzere toparlanırken, tanışmaktan ötürü memnun olduğumuzu söylüyoruz karşılıklı. Aslında tanışmaktan yaralıyım demek istiyorum Ahmet Ok’un yüzüne bakarak… Üç tarafı denizlerle çevrili ülkesinde bir kez olsun denizden çıkıp kumsala uzanıp gökyüzüne bakmadığı için, hayatı boyunca bir kadının ellerini tutmadığı için, ellerini sıkarken ‘Tanıştığımıza darmadağınım, güzelim, Ahmet Abim’ diyemedim…

Simsiyah kömürlü elini tutup öptüm sonra alnıma koydum…

İzmir, Balıkesir, Manisa gibi Ege Bölgesi illerinden getirilen odunlar, yaklaşık 70 santim şeklinde kesilerek üst üste konuyor. Bütün odunlar yatay biçimde dizilirken, yandığı sırada hava alsın diye uzun dikey bir odun yerleştiriliyor. İstiflenen odunlar pürçük (toprak ve kömür tozuyla karıştırılmış çamur) ile sıvanıyor. Ortadaki odun çekilerek, bu boşluktan ateş bırakılır. Yaklaşık 5 gün boyunca alevlenmeden yakılıyor. Altıncı gün, 24 saat soğutmaya bırakılıyor. Daha sonra kasalara doldurulup, satışa sunuluyor… Hazırlanan ocak servis edilmeye hazırlandığında, aynı şekilde 2 ocak daha arkada üretime ara verilemeden aynı işlemlerden geçiyor. Bir ocak hazır vaziyete geldiğinde arkada yakılmaya hazır ve yanan birer ocak daha bulunuyor. Talep olduğu sürece, bu şekilde 3 ocak yanıyor.