Güncel Haberler:

Zeynep Gülmez - Doğa, Müzik ve Kahkaha

01.04.2018


Zeynep Gülmez - Doğa, Müzik ve Kahkaha


Herkesin hatırında farklı bir rolle yer ediniyor fakat ortak bir düşünceyle, ne kadar iyi bir oyuncu olduğu yer etmiş aklımızda… Müziğe âşık olan oyuncu, oyunculukla ilgili soru sorduğumuzda ise kendini “tiyatrocu” olarak tanımlamayı tercih ediyor. Zeynep Gülmez’le güzel ve keyifli bir söyleşi yaptık. 





Ekranlarda gördüğümüzün haricinde Zeynep Gülmez nasıl biridir, kendinizi nasıl anlatırsınız?


Beni anlatan üç kelime doğa, müzik ve kahkaha diyebilirim… Her anlamda sade yaşamayı seven biriyim, kalabalık yerler bana göre değil. Gezmeyi çok severim ancak beni daha çok Nişantaşı sokaklarında değil, Şile sahillerinde görebilirsiniz. Benim için yaşamak gökyüzünü görmek, güneşi hissetmektir... Gezmeyi sevdiğim kadar ev hayatını da ayrı severim. Sanırım en baskın özelliğim de merhametli olmamdır.


Neden oyuncu olmayı tercih ettiniz?


Küçüklüğümden beri sahnede olma isteğim her zaman vardı. Utangaç bir çocuk olmadım hiçbir zaman. Sahnede olmayı, şarkı söylemeyi, dans etmeyi çok severdim. Ailemle de gittiğimiz mekânlarda beni sahneye çağırırlardı, ben de rahatlıkla sahneye çıkıp şarkı söylerdim. İşte o zamanlar mesleğimin temelini inşa ediyormuşum farkında değildim. Abim İzmir 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Tasarımı Bölümü’nü kazanınca benim de tiyatro oyunculuk bölümü sınavlarına girmem konusunda ısrarcı oldu. Sınava hazırlık aşamasında hazırlamam gereken dans, ses, drama konuları benim zaten istekli ve hazırlıklı olduğum konulardı. Bu yüzden sınavda hiç zorlanmadım ve okula birincilikle girdim. Böylelikle İzmir’de güzel üniversite yıllarım başlamış oldu.





Çok klasik bir sorudur fakat eğer oyuncu olmasaydınız hangi mesleği yapmak isterdiniz?


Tiyatrocu olmasaydım kesin müzisyen ya da şarkıcı olurdum. Çünkü müziği çok seviyorum. Keman veya piyano çalmayı çok isterdim. Tiyatroyu bırakmamamın en büyük sebebi rol aldığım müzikallerde sahnede şarkı söyleyebilmem. Bu da beni manevi olarak fazlasıyla tatmin ediyor.


“İzmir’in üniversite hayatı yaşamak için en ideal şehir olduğunu düşünüyorum.”


Oyunculuk eğitiminizi Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde tamamladınız. İzmir ve konservatuvar dönemi nasıldı? Sizin için nasıl bir anlamı var?


Lise bitiminde hiç ara vermeden sınavı kazanıp İzmir’e gitmek ve istediğim okulu kazanmış olmak benim için büyük bir şanstı. İzmir’in üniversite hayatı yaşamak için en ideal şehir olduğunu düşünüyorum. Şehrin ucuz, insanların saygılı, sıcak ve samimi olması kısacası bir öğrencinin hayal ettiği her şey güzel İzmir’de mevcut. Sınıfımız on kişilikti; beş kız, beş erkek oldukça birbirimize bağlı, eğlenmesini seven bir ekiptik. Abimle birlikte yaşıyordum. İkimizin de aynı okulda okuyor olması büyük bir avantajdı. Genellikle arkadaşlarımızı eve çağırır kısır partileri yapardık, Kordon’da buluşup çimenlerin üzerine yayılır, şarkılar söylerdik. Sözün özü en güzel yıllarımın ev sahibi olmuştur güzel İzmir. Hâlâ da İzmir’den kopmuş değilim, her fırsatta İzmir’e kaçar orada nefes alırım. İzmir’le bağımın hala devam etmesinin sebeplerinden biri de abimin Devlet Tiyatrosu’nda tasarımcı olarak orada görev yapması ve yengemin de sahibi olduğu Sister’s Wedding isimli moda evinin de orada olmasıdır. Zaman zaman gelinlik giyip modellik yapmışlığım da vardır. :)






Bursalı olmanın sizin için anlamı nedir?


Bursa benim çocukluğum, ailem, çocukluk arkadaşlarımdır. Bursa denince, tahinli pide, cantık, pideli köfte, dağ yolunda mangal, Mudanya’da balık ekmek, Karagöz &Hacivat’ın altında şarkı söylemek, Kurşunlu’da Dursun Kaptan’la mehtap gezisi, Mahfel’de kahve içmek, köpeğim Zet’i Kültür Park’ta gezdirmek gelir aklıma. Bursa uzak kaldığımda özlediğim, geldiğimde de bol bol hasret giderdiğim yerdir.


Konservatuvar mezunu bir oyuncu olarak Türk tiyatro, sinema ve özellikle televizyondaki oyunculuklara bakış açınız nedir? Nasıl buluyorsunuz?


Sinema sektörü çok hızlı büyüme gösterdi. Hatta öyle bir yere geldi ki artık yurt dışına dizi satmaya başladık ve oralarda da inanılmaz ilgiyle seyrediliyoruz. Çok gurur verici bir durum tabii. Aynı zamanda tabii ki başarılı yapımların yanında kalitesiz işler de çoğaldı. Ama seyirci de seçici olmaya başladı. Böylelikle iyi ve kötü yapımı, hatta oyunculuğu da anlamaya başladılar.


Oyunculuklar artık daha sade ve inandırıcı. Eskiden çok abartılıydı. Şimdiyse daha küçük yaşta bile iyi oyuncular çıkıyor. Kendini yetiştiren, hep öğrenmeye açık oyuncular çoğaldıkça inanıyorum ki Türk dizi ve sinema sektörü daha da konuşulacak.


Tiyatroya gelirsek... Seyretme ya da ilgilenme oranı televizyona göre ne kadar az görünse de yavaş yavaş tiyatro oyuncusu olmak isteyen bir o kadar da kendinden emin sağlam bir yeni nesil geliyor.






En son rol aldığınız dizi ‘Yalaza’ Sakarya’da çekiliyordu. Yaşadığınız şehirden uzaklaşmak zor olmuş muydu?


İstanbul’dan uzaklaşmak benim için sıkıntı olmadı. Çünkü geçmişte birçok oynadığım dizi projesi şehir dışında olduğu için hazırlıklıydım. Ayrıca benim için çok da rahattı diyebilirim. Çünkü İstanbul’a yakındık. Sakarya’nın Taraklı ilçesine ilk kez gitmiştim. Küçük ve sakin bir yer, adapte olmak zor olmadı. Yöre halkı sıcak ve misafirperverdi. Taraklı’nın yaylalarını göllerini keşfettim, sokak köpeklerini besledim hatta bir tanesini sahiplendim de. Taraklı’dan bana en güzel hatıra köpeğim Zen’dir...


“Bu yaz yeni bir dizi ile seyircinin karşısına çıkmaya hazırlanıyorum.”


Bir sonraki projeniz için planladığınız ya da hayal ettiğiniz neler var?


Bu yaz yeni bir dizi ile seyircinin karşısına çıkmaya hazırlanıyorum. Ekip ve senaryo çok iyi ama henüz ismi netleşmedi. Bunun dışında belki bir tiyatro projesine de evet diyebilirim. İlk kez oyun yazma düşüncem oluştu. Yazmak benim için zor gelirdi ama denemek istiyorum. Eğer beğenilirse belki de kendi yazdığım oyunda oynama şansım olur, fena mı olur? İnşallah diyelim.


“Ortalık şöhret mezarlıkları ile dolu…”






Sizi ekranlarda ve sinemada birçok projede görmemize rağmen magazinde pek görmüyoruz. Şöhrete yaklaşımınız nedir?


Ben oyuncunun gizemli olmasından yanayım. Bir oyuncu her projesinde farklı karakterler yaratır. Benim sürekli magazinde görülmem, oynadığım karakterlerin inandırıcılığını azaltır. Zaten magazine malzeme verecek mekânlara da gitmiyorum. Magazini de doğru kullanmak lazım. Oynadığım tiyatro dizi veya sinema filmlerine hizmet edip reklamını yapıyorsa tabii ki yararlı. Ama özel hayatı deşifre etmeye gerek yok.


Günümüzde şöhret kavramının anlamı çok değişti. Hitap yeteneği iyi olan, sanal alemde fenomen olan, güzel veya alımlı pozlarıyla kendini milyonlara izlettiren ya da tek bir şarkı ile milyonlarca tıklanma rekorları kıran da şöhret, diğer bir yandan Arif Sağ da şöhret. Önemli olan popüler kültürde şöhret olmak değil emek ve çaba sarf ederek bu konuma gelmek ve bu konumunu muhafaza edebilmek. Ortalık şöhret mezarlıkları ile dolu…


“Oyuncu hiçbir zaman olmaz, olmaya devam eder!”


Birçok oyuncu televizyon ve filmlere yöneldikten sonra tiyatrodan kopuyor. Sizin bırakmamanızın sebebi nedir?


İşleyen demir paslanmaz. Oyuncunun, kendini, bedenini ve malzemesini devamlı geliştirmesi gerekiyor. Tiyatro bunun için en uygun zemin. Bütün dünyada da aslında oyuncular tiyatro yaparlar. Dizilerde zamanla yarışılır. Sevabıyla günahıyla o anda oynarsınız olup biter. Tiyatroda uzun prova süreci vardır her türlü hata yapma lüksümüz vardır günün sonunda en doğrusunu ve en iyisini bulursunuz. Bu oyuncuyu da tatmin eder, ben bu yüzden tiyatroyu asla bırakmadım. Çünkü çok seviyorum, keyif alıyorum, kendimi daha çok geliştiriyorum. Oyuncu hiçbir zaman olmaz, olmaya devam eder!






Komedi, dram ve tarihsel türlerde birçok farklı tiyatro oyununda rol almışsınız. Tiyatronun sizin için anlamı nedir?


Yaklaşık 20 senedir dizilerde oynuyorum. Dizilerde farklı tip karakter oynamak şanstır. Bir yapımcı size güvenip ters köşe bir karakterde oynamanızı istemez, istisnalar hariç. Ama tiyatro öyle değildir işte. İlkçağ kadını da oynarsın, uzaylı da, 50’lerde yaşayan bir cadıyı da. Çok geniş yelpazesi vardır. Bu da oyuncuyu iştahlandırır. Farklı roller oynamak bütün oyuncuların en büyük isteğidir.


Ekranda ilk yüzünüzü gösterdiğiniz proje Mahallenin Muhtarları gibi dönemine damgasını vuran bir diziydi. Mahallenin Muhtarları’nın sizin için yeri nedir? Nasıl bir tecrübedir?


Sevgili Kandemir Konduk’la yollarımız bir yerde kesişince kendisinin yazdığı ‘Medya Medya Nereye’ oyununda oynama fırsatı yakaladım. Daha sonra birkaç oyuncunun Mahallenin Muhtarları dizisinde oynamasını sağladı. Şanslı olanlardan biriydim. Dizinin güçlü bir kadrosu vardı. Yıllarca reyting rekorları kırmış, beğenilen bir diziydi. Güzel bir deneyimdi, ilkler unutulmaz zaten...






Güle Güle ve Abuzer Kadayıf filmlerinde de sizi izleme fırsatımız olmuştu. Bu projelerde çalışmak, Metin Akpınar ve daha nice ustayla birlikte oynamak nasıldı?


Çalıştığım her proje her film benim için bir okuldur. Orada oynayan usta oyunculara önce saygı gösteririm sonra da gözlemlerim. Mesela ‘Güle Güle’ filminde Yıldız Kenter, çekim aralarında spor hareketleri yapardı, kitap okurdu, ben de onu hayran hayran izledim.


Stres atmak veya kafa dağıtmak için neler yaparsınız?


Müzik dinlerim bol bol. Uyandığımda, duş alırken, yemek yaparken, ev işleriyle uğraşırken… Arabayla çok gezerim. Motorum vardı bir ara. Boğazda oturduğumda da balık tutardım, beni çok sakinleştirirdi. Ve tabii ki yüzmek! Yüzmeyi o kadar seviyorum ki hep yaz olsun istiyorum.





Yaz için tatil planı yaptınız mı? Favori seyahat rotalarınız nereler?


Yazları İstanbul’da durmam zaten. Önce İzmir, Çeşme sonra Bodrum mutlaka gittiğim yerlerdendir. Eğer yazın bir dizide oynarsam her boşlukta buralara kaçmayı düşünüyorum. Bir de Fransa’ya gitme durumum var. Kaş’ı da çok severim ama uzak olduğu için fazla gidemiyorum. Geçen yaz bir arkadaşımla Saroz Körfezi’nde çadır tatili yaptık. Bu sene de öyle bir şey yapmayı planlıyorum. İlk kez gitmiştim ama çok sevdim. Müthiş bir denizi var; temiz ve soğuk, tam benlik.


Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederiz. Son olarak Ege Life okuyucularına söylemek istediğiniz bir şey var mı?


Ben teşekkür ederim... Bu hayatta misafiriz. O yüzden bu kısa zamanımızı kaliteli geçirelim. Sanattan korkmayın, sanatsız kalmayın. Sevgiler. :)




Röportaj: Gizay KAYA

Fotoğraf: Şahin TUFAN

Stil Danışmanı: Zeynep ÖCAL